« Önceki | Sonraki »

15/4/2006

Araplar İhanet Etti mi ?

 Araplar Osmanlı'ya ihanet etti mi  ? Bu soru birçok kişiye sorulduğunda tereddütsüz "evet" diyecektir. Arapların Osmanlı'ya ihanet ettiğine dair söylem hemen bütün resmi kaynaklarda sözbirliği edilmişcesine tekrarlanır durur. "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" şovenizmiyle başlayan söylemler  "Ne Şam'ın şekeri ne Arab'ın yüzü" vaveylası ile devam eder.  Pekii bu hikayenin ne kadarı doğru temellere dayanıyor ?

 

Münferit çapta ihanetler olmuştur. Mekke Şerifi Hüseyin'in İngilizlerle anlaşarak bazı bedevi kabileleri ayaklandırması gibi. Ancak Arapların bir bütün olarak ihanet ettikleri kesinlikle söylenemez. İhanet edenler , Arap nüfusu ile karşılaştırıldığında çok küçük yer tutarlar , Arap kabilelerin büyük çoğunluğunun Müslümanlık bağıyla son ana kadar Halifeye bağlılıklarını koruduklarını insaf sahibi tarihçiler söylemektedir. Araştırmacı-Yazar Mustafa Akyol'da bu konuda sitesinde bir yazı kaleme almıştı. Mutlaka okumanızı öneririm.O yazıda Mustafa Akyol şöyle diyor :

 

"Gerçek şudur: Osmanlı'nın çöküş döneminde Türk olmayan Müslüman unsurlar arasında gerçekten isyanlar başgöstermişse de, bu unsurların bir bütün olarak "ihanet ettikleri" kesinlikle söylenemez. Hatta Araplar sözkonusu olduğunda, Osmanlı'ya isyan edenlerin küçük bir azınlık olduğunu, buna karşılık Arap kabilelerinin çoğunun Osmanlılık ve Müslümanlık bağıyla İstanbul'a sadakat gösterdiklerini söyleyebiliriz."

 

Mustafa Akyol zikrettiğim yazısında Gazeteci ve ortadoğu uzmanı Cengiz Çandar'dan bir alıntı yapıyor. Alıntı biraz kısa , ben  Cengiz Çandar'ın sözkonusu yazısından daha ayrıntılı bir alıntı yapmak istiyorum :

 

[...] Önce, en yaygın olan birinci 'yalan'dan başlayalım. Bu o kadar uzun yıllar üzerinde hiç tartışılmadan söylenegelmiştir ki, adeta üzerinde tartışılması gereksiz bir 'dogma' haline almıştır: 'Araplar, Birinci Dünya Savaşı'nda bizi arkadan vurdu.! "

 

Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in Hicaz'da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916'da İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı konusunda genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun 'askeri açıdan' tayin edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin daha sonra yerine getirmediği 'bağımsızlık vaadi' ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin'in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri, Mekke-Maan hattında, yani 'asıl cephenin gerisi'nde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur.

 

'Asıl cephe', önce Süveyş Kanalı ve Kanal Harbi'nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin'de kurulmuştur. Filistin'de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da Türk kuvvetlerini 'arkadan vuran' herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul'a yani Türkiye'ye sadık kalmıştır. Cephedeki komutan, Şam Valisi Cemal Paşa, çok sayıda Arap milliyetçisini idam ettirmiştir. Cemal Paşa'nın ve İttihatçıların, kaba baskı politikalarının Araplarda büyük tepki yaratmasına karşılık, Arabistan Yarımadası'nın Hicaz bölümünden Akabe'ye kadar olan 'cephe gerisi' dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur.

 

Peki, daha sonra İsrail'in kurucu kadroları olacak unsurların, Filistin'de İngiliz ordularının 'içinde' Türklere karşı savaştığını biliyor musunuz?

 

[....] Bir başka ilginç 'tarihi bilgi', İsrail'in kurucusu David Ben Gurion'un anılarında mevcut. Ben Gurion, Birinci Dünya Savaşı patladığı sırada, İstanbul Hukuk Fakültesi'nde. Amacını şöyle anlatıyor:

 

"... İktidar merkezine bu kadar yakın olarak, Filistin'deki Yahudilerin durumunu geliştirebilmeyi düşünüyordum. Çeşitli yollarla Yahudi özgürlük hareketini ilerletebilirdim; önce özerklik, nihai olarak tam bağımsızlık elde ederek. Akıl yürütmem böyleydi. İstanbul'da rasladığım Arap öğrencilerle bu konuda düşüncelerimin çok farklı olduğunu görmekten şaşırdım... Bu genç entellektüel Araplar, mücadelelerinin geleceğini Türk idaresinden bağımsızlık olarak görmüyorlardı. Hiçbiri Arap topraklarının bağımsızlığından söz etmedikleri gibi böyle bir amaç için çalışmıyorlardı. Tam tersine, birçoğu, daha geniş ve daha büyük bir Türk imparatorluğu görmek istiyorlardı..." (Ben Gurion Looks Back-Talks with Moshe Pearlman, s.46)"  

 

Peki, 1922 sonlarında Türk Milli Mücadelesi zafere doğru yürürken, 'bazı Filistinli Arap liderlerin Kemalistlere başvurarak, kendi kaderlerini tayin hakkı elde edebilecekleri Türk mandası istediklerini' biliyor muydunuz? Filistin, İngiliz mandası altına konulmuşken, Filistinli Araplar, 'Türk mandası' istiyorlar. Kaynak, yine bir Yahudi-İsrailli tarihçi; Y.Porath'ın 'The Emergence of Palestinian-Arab National Movement 1918-1929' (Filistin Arap Ulusal Hareketinin Doğuşu 1918-1929) adlı kitabının 160-165. sayfaları...

 

Çandar böyle söylüyor. Birçok akl-ı selim tarihçi de.. Benim asıl belirtmek istediğim husus bu konuda yayınlanan bir seri kitap. Araplar ve Osmanlı arasındaki ilişkiyi anlamak için her iki tarafın bakışını anlamamız gerek. Klasik yayınlarından yayınlanan "Arap gözü ile Osmanlı " serisi 4 kitaptan oluşuyor. İlki  "Beyrut Şehreminin Anıları (1908-1918)"     İkinci kitap "İttihatçı bir Arap Aydınının Anıları"    Üçüncüsü "Bir Osmanlı-Arap Gazetecinin Anıları"   Dördüncü ve son kitapta "Biz Osmanlı'ya Neden İsyan Ettik/Arap Gözü İle Osmanlı"   

 

Hatıratlar bir devri anlamada fevkalade öneme sahiptir. Resmi tarihin gözlerden kaçırdığı hususlar , hatıratların ayrıntılarında belirginleşir. Ben henüz kitapları okumadım ama en kısa zamanda okuyacağım. Mutlaka yararlanacağıma inanıyorum. Bu seriden de Ülkü Özel Akagündüz'ün Aksiyon dergisinde ki yazısından haberdar oldum. Akagündüz'ün kitaplar hakkındaki yorumlarını da mutlaka okumalısınız.

 

Ulus devlet kurma sürecinde  Araplar bizi  "sömürgeci ve talancı"  biz  de onları "arkadan vuran işbirlikçi hain" diye tanıdık. Ama görülüyor ki  ezber yavaş yavaş bozulacak.

 

Mankurt uyanıyor..

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

5 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: el bedevi | Tarih: 14/9/2007
    Konu: araplar ve turkler
    araplar ve turkler bir elin parmakları gibidir. herseyleri birbirine benzer, hatta aynıdır. yemek muzik, yasam bicimi, din, dusunce ne bileyim aklınıza ne gelirse bize daha yakını olmayan bir millettir. Kırgızıstandaki ya da ne bileyim Kazakstandakilerden daha aynı oldugumuzu Suriyeye Lubnana gidince gorursunuz.onlar da Fastaki moritanyadaki araplardan cok bizimle her yonden aynıdırlar.

    ortadogunun asıl sahipleridir. nasıl bir zihniyet ki bin yıl savasmayıp 1916da sadece Hicaza mahsus ihanet butun Arap milletine yetmiş yıldır malediliyor ve her vesile ile yeniden dile getiriliyor. artık bunu yazanların icindeki kasıtın ulastıgı boyutlar beni hayret icinde bırakıyor.

    araplar bizi arkadan vurmadı. ama yunanlılar geldi, yaktı yıktı, fransızlar heryeri kana boyadı, ingilizlerin askerleri istanbulu cignedi butun bunları guzelce unuttuk ve ABye girmek icin ugrasıyoruz. ama iş bir Arap ulkesiyle samimiyete gelince herkes heryerde "araplar bizi arkadan vurdu" diyor baska birsey demiyor ! ! ! !

    oysa Osmanlı Araptı da Arap da Osmanlıydı, tıpkı Osmanlının Türk Türkün Osmanlı oldugu gibi... ve ne olur artık "araplar bizi arkadan vurdu" demeyelim osmanlı ordusunda turklerle omuz omuza savasıp sehid olan gazi olan on binlerce arab askerinin ruhlarını daha fazla incitmeyelim.

    Bağlantı »

  2. Yazan: GELENEK | Tarih: 26/4/2006
    Konu: Teşekkürler
    Tuncay Bey,

    İlginize teşekkür ederim.Bugün tarih ekindeki yazınızı mutlaka okuyacağım.Ama değerlendime yapmak benim ne haddime ? Sizin gibi değerli tarih araştırmacılarının yazılarından biz ancak faydalanabiliriz.

    Blogumu her türlü etkinlik, duyuru ve görüşleriniz için her zaman kullanabilirsiniz.Hiçbir mahzuru olmadığı gibi bilakis çok istifade ettiğimizi de bilmenizi isterim..

    saygılarımla..

    S.Öztürk

    Bağlantı »

  3. Yazan: Tuncay Yılmazer | Tarih: 25/4/2006
    Konu: Başlıksız Yorum
    Merhaba Suat Bey ve blog müdavimleri
    26.4.2006 Çarşamba günkü Hürriyet Gazetesi tarih ekinde (son anda bir değişiklik olmazsa) 25 Nisan Gelibolu yarımadası çıkarması ile ilgili bu güne kadar pek bilinmeyen noktaları anlattığım bir yazım çıkacak. Okuyup değerlendirirseniz çok sevinirim.
    ( Böyle bir mesaj için bloğunuzu kullandım. Özür dilerim. )
    Selamlar.

    Bağlantı »

  4. Yazan: GELENEK | Tarih: 24/4/2006
    Konu: Teşekkürler
    Merhabalar Tuncay Bey,

    Güzel sözleriniz için teşekkür ederim.Sizi hem Mustafa Bey'in sitesinden hemde Zaman Gazetesinde yayınlanan yazılarınızdan biliyorum.İlgi ile izliyorum ve faydalanıyorum.

    Yahudi araplar ile ilgili değerlendirme için elinize sağlık.İşin yahudi boyutunu çok güzel özetlemişsiniz. Ben sözkonusu eserinizi okumadım.Ama en kısa zamanda okumak isterim.Her zaman bloguma bekler ve mutlaka değerlendirmelerinizi görmek isterim.

    Tarihte bilinmeyen çok az şey kalması dileğiyle.

    S.Öztürk

    Bağlantı »

  5. Yazan: Tuncay Yilmazer | Tarih: 24/4/2006
    Konu: <i>Başlıksız Yorum</i>
    Merhaba Suat Bey,
    Sizi Mustafa Akyol'un sitesindeki yazilarinizdan biliyorum. Siteniz de çok güzel olmus. Hayirli olsun. Bekir Bey, Metin ve Nuri Saglam Beyler ve tabi ki Müzmin Anomimle olan yazismalarinizi giptayla izliyorum. (Ben de az da olsa Mustafa Bey'in sitesine yazi gönderiyorum. Takip ederseniz çok sevinirim.) Araplarin ihaneti meselesine ben de baska bir acidan bakmak istedim. Tarihimizde bazi olaylar bize sürekli vurgulanarak anlatilirken bazilari ise görmezden geliniyor. Ben de "Alçitepe'den Anafartalar'a Çanakkale Kara Muharebeleri- Yeditepe Yayinlari" adli eserimin bir bölümünü bu konuya ayirmistim. Size o bölümü gönderiyorum.


    İskenderiye, aynı zamanda Rusya'dan ve Osmanlı yönetimindeki Filistin'den kaçmış binlerce Yahudi için bir sığınma yeri olmuştur. Mafruza ve Gabari kampları hergün Filistin'den gelen yeni göçmenleri almaktadır. Dönemin Yahudi aydınlarından Vladimir Jabotinski ( ki Rusyada doğmuş eğitimi için İsviçre ve İtalya'da bulunmuş, Jöntürk hareketinin zirveye çıktığı 1908'li yıllarda İstanbul'da hareketin ileri gelenleri ile de görüşmüş bir kişiydi.) Birinci Dünya Savaşı'nda sadece Yahudiler tarafından kurulacak silahlı bir birliğin, İngilizlerin yanında savaşa katılmasını, bunun başta İngiliz kamuoyu olmak üzere Avrupa devletlerinin çoğunda sempati uyandıracağını, Siyonizm davasına büyük destek olacağını savunmaktadır.

    Jabotinski bu görüşünü paylaşanları bulmakta gecikmez. Sadece birkaç gün öncesinden tanıştığı Rus ordusunda Yüzbaşı olarak görev yapmış , Hukuk öğrenimi yarıda bırakıp Siyonizm davası uğruna Filistin'e göç etmiş Joseph Trumpeldor'la birlikte, Mart 1915 de önde gelen Yahudi bankacı, işadamı, doktorların başı çektiği 200 kişilik bir grup , Mafruza kampında toplanırlar. Yahudi tarihinde dönüm noktasıdır bu toplantı...( Bir tarihçinin ifadesiyle Yahudilerin Kudüsün Roma'lı valisine karşı ayaklandıkları Bar-Kokhba İsyanından tam 2000 yıl sonra kurulacak ilk silahlı birliktir bu...)Britanya İmparatorluğu ordusu çatısı altında, tamamen yahudi gönüllülerden oluşan silahlı bir birlik kurarak savaşa katılma kararı alınır.

    Mısır'daki başta General Maxwell olmak üzere üst düzey İngiliz Askeri ve siyasi yetkilileriyle temasa geçilir. İngilizler'den şartlı bir evet kararı çıkar. Yahudi gönüllülerin Türklere karşı en çok çarpışmak istedikleri yer olan Kanal cephesinde değil yeni açılan Gelibolu cephesinde görev alacaklardır. Görevleri ise katırlarla cepheye mühimmat taşımaktır. Bu şartlar başta moral bozucu olmakla birlikte kabul edilir. "Türkleri paramparça edeceğiz" der Trumpeldor. "Hangi cepheden başlanacağı bir taktik sorunudur. Her cephe Sion'a götürecektir."

    Tarihe Sion Katırlı Birliği (Zion Mule Corps-ZMC ) olarak geçecek yaklaşık yediyüz kişiden oluşan birliğin başına da Yahudi Tarihi'ne ve kültürüne son derece vakıf, siyonizm ideallerine sempati duyan İrlanda asıllı Albay John Henry Patterson getirilir. Eski asker Trumpeldor'da binbaşı rütbesiyle yardımcısıdır. Gelibolu Harekatı'nı yönetecek General Ian Hamilton'unda günlüğünde yazdığı gibi Britanya İmparatorluğu tarihinde dominyon olmayan, ayrı bir bayrak altında savaşa katılan ilk birliktir ZMC... Patterson , birliğe yaptığı ilk konuşmada cepheye mühimmat taşıyan askerin , cephede çarpışan kadar cesur olduğunu belirtir .

    ZMC Mart sonunda İskenderiye'den büyük bir törenle ayrılır. Konuşmalar duygu yüklü dualarla devam eder. Hatta başhaham La Pergola , Albay Patterson'u Yahudilerin ünlü çıkış efsanesini yeniden yaşatacak, İsrailoğullarını Mısır'dan Filistin'e ulaştıracak II. Musa olarak ilan etmiştir! Birlik Nisan ortalarında Limni adasına varır. Tarihin en büyük çıkarmalarından birisinin arefesinde ünlü İngiliz 29. Tümen emrine verilir.

    Çıkarmanın başlamasından iki gün sonra 27 Nisan 1915'de cesetler ve yardım isteyen yaralılarla dolu Seddülbahir sahillerine çıkar Siyon Katırlı birliği. Görev alanı W plajı olarak bilinen Tekke koyundan Zığındereye kadardır. Süratle ileriye mühimmat taşınmalıdır zira o ünlü 29. Tümen ileri ve geri hatlarındaki bağlantı kopmuş, Türk ordusunun olağanüstü savunması karşısında dağılma noktasına gelmiştir. İngiliz ordusunun geri çekildiği Ocak ayına kadar Siyon Katırlı Alayı ön cepheye mühimmat taşır, zaman zaman sıcak çarpışmalara girer. "İsrail için ve Tanrı adına çarpışmaya hazır" ! Trumpeldor ZMC askerlerini bu sözlerle ifade etmektedir. Kendisi de girdiği bir çarpışmada yaralanır. Ancak geri gönderilmeyi reddeder. Siyon Katırlı Birliğinin Gelibolu Harekatı boyunca gösterdikleri başarı, İngiliz askeri ve siyasi makamlarınca büyük memnuniyetle karşılanır. Bu çarpışmalarda ölen ZMC askerlerinin adları Seddülbahirde dikilen İngiliz anıtına yazılmış., aynı zamanda Tel-Aviv'deki bir sokağa ZMC anısına Rehov Lohamay Gallipoli-Gelibolu Savaşçıları Sokağı adı verilmiştir.)
    "Savaşmak açısından Geliboluya gidiş, Siyonizme yepyeni ufuklar açmıştır." der Jabotinski bir yazısında."Eğer biz 2 Kasım 1917 de Balfour bildirisi ile Filistin'de yurt edinme sözü aldıksa , buna ulaşan yol Gelibolu'dan geçmiştir."
    Sion Katırlı Birliğine mensup Yahudi askerler Mısıra döndükten sonra yeniden görev alır, Kudüsün Aralık 1917'de General Allenby'nin kuvvetleri tarafından işgal edilmesinde bulunur, Osmanlı devletine karşı Suriye cephesinde çarpışan İngiliz Royal Fusiliers Birliklerinin yahudi taburlarının da çekirdeğini oluştururlar. ( Bu taburlarda David Ben Gurion, Itzhak Ben-Zvi gibi geleceğin İsrail devletinin başbakanı hatta cumhurbaşkanı olacak isimler bile görev almıştır.)
    Bir çok tarihçi tarafından Osmanlı'ya karşı her iki cephede de çarpışan ZMC, modern İsrail ordusunun temeli kabul edilmektedir

    Tuncay Yılmazer



    Düzenleyen GELENEK gün: 24/4/2006 saat: 10:36

    Bağlantı »