« Önceki | Sonraki »

4/5/2006

Demirel ve İlkesizlik

derrrn.jpgHatırlayacağınız gibi eski  Cumhurbaşkanımız  Süleyman  Demirel   geçtiğimiz günlerde "Türbanlılar Arabistana gidip okusun" diye bir laf etti. O günden bu güne yoğun bir şekilde tartışılan bu sözleri Demirel'in bilinçli olarak söylediğine bence şüphe yok. Bu sözlerin, yeni yetme talebelerin bile bilebileceği; laiklik,  insan hakları, demokrasi, hukuk devleti tanımlarına hiçbir biçimde uymadığını ayrıca belirtmeye gerek yok sanırım. Bunu açıklamaya çalışmak abesle iştigal olur bence. Hem benim söylemeye çalıştığım şey bu sözlerin sahibinin halet-i ruhiyesi. Bazı insanlar "Türbanlılar Arabistan'a gitsin"  sözlerine şaşırıp onyıllarca  yıl sağ siyaset çizgisinde başaktör olan, nihayetinde yine bu çizgi ve temeller üzerinden Cumhurbaşanlığına kadar yükselen Demirel'in neden böyle konuştuğunu anlamlandıramayabilirler. Oysa bunun nedeni çok basittir : "İlkesizlik." Aslında ben bu konuyu işlemek istememiştim. Hem siyasetten hem de Demirel'den oldum olası hoşlanmam. Fakat bugün Metin Bey Ağabeyimin Mustafa Akyol'un sitesinde linkini verdiği bir makale o kadar güzel bir Demirel analizi ortaya sunmuş ki buradan atıfta bulunmadan geçemedim.

 

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Siyaset Bilimci Prof.Atilla Yayla Zaman Gazetesi' ne yazdığı bahse konu makalede Demirel için şu tespitte bulunmuş :

 

Kendisini sırf teoriyle sınırlandırmamaya, siyasetin işleyiş biçimini her seviyede gözlemeye ve anlamaya çalışan bir siyaset bilimi hocası olarak bütün bilgi ve birikimimle Demirel’in hayatındaki temel ilkenin ne olduğunu keşfetmeye çalıştığımda ulaşabildiğim tek ilkenin ilkesizlik olduğunu görüyorum. Benim bildiğim Demirel’in hayatındaki temel ilke herhangi bir ilke sahibi olmamaktır. Çünkü Demirel’in başlıca değil yegâne amacı iktidarda olmaktır, gücü elinde tutmaktır. Bu amaç her türlü aracı meşru kılmakta ve her türlü kalıcı ilkeyi berhava etmektedir.

 

Fazla söze ne hacet ? Prof.Atilla Yayla'nın makalesini mutlaka okuyun derim.

 

Bir de işin mizah yönü var. Demirel,  Fethi Bey'in İzlenimler' inde  sık sık konuk oluyor. İzlenimlerde son olarak Metin Bey'in bir manifestosu var ki gülmekten katılabilisiniz. Veya Salih Memecan'ın zeka fışkıran çizgileri ( 1 - 2  ) gününüzü aydınlatabilir. Ama beni endişelendiren bir şey var : Öyle ya da böyle uzun yıllar bu ülkenin en önemli siyasi aktörü olmuş Demirel'e, hem onlarca yıl katlanıp, hem de söylediklerine, icraatlarına istihza ile güldüğümüzü gören ve Ülkemize "dışarıdan"  bakan birisi, meşhur bir sözü biraz değiştirerek bize söylese ne yaparız dersiniz ? : "Ne gülüyorsun, anlattığın kendi hikayen.."

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

16 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-07 16:24:41
    Konu: Bekir Ağabey,
    Seni doğrulayan bir yazı :

    http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=155261

    Suat Öztürk

    Düzenleyen GELENEK gün: 7/5/2006 saat: 04:25

    Bağlantı »

  2. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-07 11:53:47
    Konu: Yeni Asya'ci kardeslerim GUNAYDIN!
    Sevgili Suat Bey, Yilmaz Bey kardeslerim,

    Yeni Asya'ci kardeslerin bu noktaya bu kadar gec gelebilmis olmalarini kusura bakmasinlar benim kafam bir aciklama uretemiyor. Annem gibi bazi tahsilsiz ve birikimsiz ve fakat bilge insanlarimiz bu adamin yuzune bakip iki kelime sozunu dinlediklerinde varabildikleri hukkmu, arararinda pek cok murekkep yaramis insan bulunduran bu cemaatin simdiye kadar gorememesini anlamak mumkun degil. Simdi dahi yanilmiyorsam "nurlu Suleyman'in" "gecmisteki demokratik" tavrindan bahsetmeleri dahi henuz mevzuyu tam kavrayamamalarinin bir gostergesi. Ne "demokratik tavri" Bu adam icin tek tavir, "idare-i maslahat" tavridir; "ilkesizlik tavridir" (a. Yayla'nin cok guzel acikladigi) ve "menfaatim icin hersey mesrudur" tavridir.

    Yeni Asya cemaati (kusura bakmasinlar baska isimle nilmayi terch ediyorlarsa bilmiyorum) cocukluk ve erken genclik yillarinda bir cesit solcu, Ecevitci, CHP'li ve Kemalist olan bendenizin "kisisel aydinlanmasinda" onemli rol oynamislardir; ve tabiiki Risale-i Nuur gibi muazzam bir bilgi, feyz, irsad kaynagi ile tanismamda. O zaman beni cemaatten uzaklastiran sebep bu koyu ve kou korune "Nurlu Suleymanciliklari" olmustur. O zaman dahi bi suurdaki insanlarin bu zata bel baglayislari bana hicbir mantik ile aciklanamamistir. O zamanlar Nur Cemaati'nin tek gazetesi olan Yen Asya tabiiki, sola muhalefet yapiyordu ama en zehirli ifadeler maalesef Erbakan ve MSP'sine ayriliyordu. Bu is o raddede idiki kendisi icin "karpuz" deyim dahi kullanilirdi (ici kirmizi disi yesil imis). Yeni Asya okuru kardeslerime bir tavsiyem, ara sira da olsa kendilerine en yakin oldugunu dusundugum Zaman , Aksiyon, Yeni Safak vb okumalari.

    Tuncay Bey, maalesef Hurriyet ekindeki yazinizi ele gecirememistim. Zahmet olmaz da asagidaki adresime gonderirseniz istifade ederim.

    BekirLYildirim@yahoo.com

    Allah hepinizden razi olsun!
    Selam ve muhabbetlerimle

    Bağlantı »

  3. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-07 08:49:20
    Konu: Tuncay Bey,
    Teşekkür ederim, katkılarınızı bekliyoruz, daha fazla müdahil olmanızı arzuluyoruz. Evet söylediğiniz gibi Yeni Asya grubu yazarı hayli soft bir yazı yazmış. "Nurlu Süleyman" noktasından softa olsa eleştiri noktasına gelinebilmesi de ilerleme sayılabilir. Benim Yeni Asya grubu gibi bazı müslüman kardeşlerim biraz da saf oluyor. Herkesi kendileri gibi iyi niyetli, sözüne güvenilir, birlikte yola düşülebilir zannediyorlar. Onlarca yıllık destekten sonra bugün bu kardeşlerimizin kandırıldıklarını hissetmesi çok acı.. Babam anlatırdı tarihini bilmiyorum, Yeni Asya grubu seçim öncesi kendi aralarından milletvekili adayı belirleyip Demirel'e sunmuşlar.Demirel tamam deyip göndermiş.Adaylar açıklandığında bakmışlar ki Demirel'e sundukları isim yok.Hemen Demirel'in yanına gitmişler.Adaylarının niçin listede yer almadığını sorduklarında Demirel "Ben varım ya başkasına ne gerek var ? " demiş..Komedi gibi..

    Hasılı Demirel maalesef böyle.Daha da acısı onyıllarca bu memleketin bu zihniyette kişilerle yönetilmiş olması.. Ve kimsenin de buna tepki göstermemesi.

    Tarih ekindeki yazınızı bayide bulamamış ama aynı gün bir dostumun bürosunda okumuş ve çok beğenmiştim. Arşivimde olmasını çok arzu ederim.E-posta adresim : ozturks29@mynet.com

    Şimdiden teşekkür ederim, ilginize ve katkılarınıza

    Selam ve saygılar..

    Suat Öztürk





    Bağlantı »

  4. Yazan: Tuncay Yilmazer | Tarih: 2006-05-07 07:02:22
    Konu: Başlıksız Yorum
    Bir önceki (özelestiri )yazisini yazan bendim. Ismimi koymayi unutmusum. Kusura bakmayin.
    Selamlar.

    Tuncay Yilmazer

    Bağlantı »

  5. Yazan: isimsiz | Tarih: 2006-05-07 06:59:46
    Konu: Özelestiri (mi?)
    Merhaba Suat Bey,
    Uzun zamandan beri internete girmiyordum. Maasallah, blogunuz yazilarinizla, gelen yorumlarla bayagi zenginlesmis. Mustafa Akyol, sizin siteniz ve esrarengiz entellektüel(!) Müzmin Anomim beyin bloglarina daha fazla göz atmam gerekiyor anlasilan.

    Ben de bu yaziniza bir alinti ile katkida bulunmak istedim. Demirel'e yillarca en fazla destegi veren (- ki 28 Subat'ta bile bir bildigi vardir mantiğındaydılar) İslami camianın yayın organında bile (diğer yazılara göre hayli soft(!) yazı da olsa ) Demirel'i eleştiren yazı(lar) çıkmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yazılarda geçmişe yönelik özeleştiri parçacıkları da görebiliyor muyuz? Yoksa bana mı öyle geliyor? Sizlerle bir kısmını paylaşmak istedim.


    Kâzım Güleçyüz ( Yeni Asya)

    Habertürk ekranında Demirel, okullardaki türban yasağını bir kez daha savunması üzerine "Peki, örtülü okumak isteyenler ne yapsın?" diye sorulunca verdiği cevapta özetle şunları söylemiş:

    "İlle başı bağlı okumak istiyorsan, başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git. Arabistan'da falan öyle yerler var, oraya gidin, orada okuyun." (Akşam, 1.5.06)

    Ardından, "Türban özgürlük falan değildir, gericiliktir" diye de eklemiş Demirel.

    Sözlerinin devamında ise, türbanla başörtüsünün ayrı şeyler olduğunu söylemiş.

    Tabiî, bu yaklaşımın iler tutar tarafı yok.

    Sondan başlarsak; bir defa türbanla başörtüsünü ayıran farkın ne olduğunu, bugüne kadar Demirel başta olmak üzere, yasağı savunan hiç kimse yapabilmiş değil.

    İkincisi; "Türban özgürlük değil, gericiliktir" diye kestirip atan bir tavır, 28 Şubat'ın, Demirel'i eski demokrat çizgisinden ne derece kopardığı gerçeğinin yeni bir tezahürü.

    Bu savrulmanın başka bir izahı olamaz.

    Gelelim "Arabistan'ta okusunlar" sözüne.

    Bu söz, bize Demirel'in bir başka beyanını hatırlattı. Orada Demirel, 20.8.1967'de İzmir Yüksek İslâm Enstitüsünün temel atma töreninde "Zaman olmuş, medreseler kapatılmış; din tedrisatı için hiçbir şey yapılmamıştır. Benim vatandaşım kaçak olarak dışarılara gitmiş ve kendi dinini başkasından öğrenmek lüzumunu hissetmiştir. Din ve vicdan hürriyetinin serbest olduğu bir memlekette buna ihtiyaç yoktur" diyordu. (Bkz. İslâm Demokrasi Laiklik, s. 107)

    Aradan kırk yıl geçtikten sonra aynı Demirel'in, başörtüsüyle okumak isteyen kızlarımıza "Arabistan'a gitsinler" tavsiyesinde bulunması çok hazin ve ibretli bir çelişki...

    Anlaşılan o ki, Demirel 28 Şubat'ta başörtüsü konusunda girdiği çıkmazdan ve kör noktadan bir türlü çıkamıyor. Bu yüzden, "Bugün dünden daha çok kucaklaşmaya ihtiyacımız var. Din ve vicdan hürriyeti bakımından hassas halk kitlelerinin rahatsız edilmemesi gerekir" (Cumhuriyet, 1.5.06) sözleriyle de çelişme pahasına, tuhaf ve incitici sözler sarf etmeyi sürdürüyor.

    Bu durumda, "Halkın benden istediği, başka birinin yapamayacağı bir hizmet olursa hazırım" diye beklemesine gerek yok.

    Halk, kendisini en hassas yerinden inciten bir tavrın sahibinden ne bekleyebilir ki?

    02.05.2006


    Önemli not: Hürriyet Tarihte çıkan yazımı bazı dostlarım, söz konusu ekin her bayide bulunmaması nedeniyle okuyamamışlar. Bekir bey, Suat Bey mailinizi verebilirseniz yazıyı gönderebilirim. Selamlar.





    Düzenleyen GELENEK gün: 7/5/2006 saat: 08:26

    Bağlantı »

  6. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-07 00:00:32
    Konu: Blog mevzuu
    Suat Bey Kardesim,

    Icten ve nazik teklifiniz icin Allah sizden razi olsun. Ben maalesef simdilerde hicbir disiplin altina sokamiyorum kendimi. Gordugunuz gibi yazdiklarim, duzensiz, edit bile etmeye usendigim impromptu tepkilerimden ibaret. Bana birsey yaptimamanin en iyi yolu disiplin icersinde, o seyi belirli bir displin, zaman sinirlamasi ve kurallar dahilinde sorumuluk haline getirmek. Bu sorumuluk, kural stresini kadiramadigim icin boyle freelancing daha cazip geliyor. Site veya blog olayini dusunmemis degilim. Yazilim muhendisi olan yegenimde "dayi sana site kurayim" dedi bende "tamam, birde icine muhteva doldur" dedim. Iste boyle vaziyet. Ozellikle bu siralarda icinde bulundugum ahval ve serait ancak sizin gibi mutefekkir dostlarimin fikir urunleri ile haz ve gurur duymak ve aklim estikcede boyle haricten gazel atmakla yetinmek zorundayim. Sartlar degistiginde bu isi daha duzenli bir rejime sokarsam her iki cazip teklifinizide akilda tutacagim.

    Selam ve muhabbetlerimle

    Bağlantı »

  7. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-06 16:52:47
    Konu: Müzmin Bey,
    Şişman Kadının son şarkısını henüz söylemediğine katılıyorum.Fakat artık o çirkin sesin sırıttığını da insanımızın gördüğünü düşünüyorum.Eğer hala görmediyse ve ben yanılıyorsam o çirkin sesi yine dinlemeye müstehakızdır demektir.

    Sordum, blogcu com çok kısa zamanda html taglarına geçecek(miş) Ayrıca yorum yazarken "kimden" bölümüne <a href="http://www.muzminanonim.blogspot.com" target=_blank>Muzmin Anonim</a> tagini yazarsanız isminiz blogunuza link verebiliyormuş.Bunu da en kısa zamanda bloggerdeki gibi basit hale getireceklermiş.Vesileyle birkez daha DUYURALIM .. :-)

    S.Öztürk

    Bağlantı »

  8. Yazan: http://muzminanonim.blogspot.com/ | Tarih: 2006-05-06 11:29:19
    Konu: Başlıksız Yorum
    Ozturk bey,

    Evet, "<i>Başlıksız Yorum</i>" isimli basliksiz yorum (!) bana aitti.

    blogcu.com'un yorumlarda HTML taglara izin vermeyisi bence bir talihsizlik.

    Demirel'in kivrakligini takdir etmekte bir sorun yok tabii ki. Ama, 'bu adam nicin konusuyor; artik susmasi gerekmiyor mu?' diye diye bunu soylemek biraz 'self-defating' (kendi varligiyla ters dusen) bir durum. Cunku, siz onu anlamak, ya da anlamadiginizi vurgulamak istedikce, gundemde kalacak. Bu da size ters geliyor --zannedersem--, ama, sonucta hizmet ettiginiz de odur.

    Yayla'nin analizlerine gelmek icin cok ugrasmak gerekiyor mu; bilemem. Ama, henuz sisman kadin son sarkisini soylemis degil. Opera devam ediyor.

    Bağlantı »

  9. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-06 10:21:07
    Konu: Bekir Ağabeyim
    Size dilerseniz güzel bir blog hazırlayalım.Açmak ve yönetmek çok kolay.Ama eğer "böyle iyi" diyorsanız blogumun kapıları size sonuna kadar açık.Herhangi bir konu da yazacağınız makale de dahil.Bir e-postanıza bakar.

    Kürşat Bumin'in eline sağlık.Güzel tahlil etmiş.Dinç Bilgin'in söylediklerinde ve tabii ki hala söylemediklerinde benim şaşırdığım birşey yok.Bunlar bilinen ama daha önceleri dillendirilemeyen görüşler. "Laiklik Elden gidiyor mu?" başlıklı yazıma bir arkadaşımız "İşinize gelmiyomu Hürriyette Sabahta yazılan yazılar da, Yeni Şafak yazısını okuyun diyorsunuz! " diye yorum girmişti.İşimize gelmediği için değil yanlı ve yanıltıcı yayın yaptıkları için "tek kaynak" tan beslenmeyin diyoruz ama bazı arkadaşlara anlatamıyoruz.

    Neyse ki herşeyin farkında olan insanlarımız az da olsa var.. Ahmet Kekeç'i daha okumadım.Şimdi onu okuyacağım.

    Saygı ve Hürmetlerimle..

    Suat Öztürk

    Bağlantı »

  10. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-06 03:46:19
    Konu: Medyada ozelestiri uzerine guzel bir yazi
    Suat Bey Kardesim,

    Biraz once Mustafa Bey'in sitesine A. Kekec'in, benim hassas oldugum konulardan bir olan "muhalif durus" la ilgili bir yazisibni yapistirdim.(http://yenisafak.com.tr/akekec.html). Hemen arkasindan K. Bumin'in fazla orijinal olmasada diger bir sahtekarlik kategorisi uzerine yazisini gorunce bunu nereye koysam diye dusunurken (iste evsiz barksizlik boyle bisey) akilma ilk gelen blog sizinki oldu. Henuz "yorum kurallari" ihdas etmediginize gore ihlal sozkonusu degildir umarim. :) Isin icinde sahtekarlik oldugu icin en uygun ilmek olarak burayi dusundum.

    Selamlar, muhabbetler
    ----------------------------------------------------------------------

    Kürşat BUMİN
    kbumin@yenisafak.com.tr

    --------------------------------------------------------------------------------

    'Özeleştiri' geldi mevzu kapandı mı?

    Biliyorsunuz, zamanında 'Kartel"e karşı en sert yazıları kaleme alanların başında Nazlı Ilıcak geliyordu. Ilıcak'ın bir dönem Yeni Safak'ta yayımladığı yazılara gözatacak olursanız bu yazılara hakim dil ve üslubun sertliği ilk cümlelerinden başlayarak hemen karşınıza çıkacaktır.

    "Medya dünyası" işte! Dinç Bilgin'in ilk kez bir canlı yayına çıkarak yakın geçmiş hakkında açıklamalar yapması da Nazlı Ilıcak'ın Kanal 7'de yayınlanan "Sözün Özü" programı çerçevesinde gerçekleşti. Biraz şaşırtıcı bir seçim olduğu muhakkak; ama olsun "medeni ilişkiler" bunu gerektirir. Dün dündü, bugün de bugün!

    Bilgin'in açıklamaları her yerde karşımızda. Aslına bakacak olursanız bu açıklamaların niçin bu kadar gürültü kopardığını anlayabilmek kolay değil. Bu açıklamaların -akçeli işlerle ilgili bir iki bölümü hariç- tamamı memleketin okur ve seyircisi tarafından bilinmiyor muydu zaten? Bilgin'in anlattığı gerek Sabah gerekse Hürriyet hikayeleri neredeyse harfi harfine bilinmiyor muydu zaten?

    Peki öyleyse niçin? Bilgin'in açıkladığı bu bildik hikayeler niçin bu kadar ilgi çekti? Bunun bir "özeleştiri" olmasından olsa gerek. Yani illâ ki hikayenin "baş aktörü" ortaya çıkıp ne dolaplar çevirdiğini anlatacak ki, sonunda ikna olabilelim!

    Biliyorsunuz, "özeleştiri", özeleştirisi yapılan hususların-tavırların bundan böyle tekrarından sakınmak ve doğru yolu seçmek amacını taşıdığı zaman anlamlı ve yararlıdır. Ancak bu ölçü dahilinde bir "erdem"dir. Dolayısıyla, Bilgin gibi "bir dönemin en büyük medya patronlarından" birisi olmak sıfatını çoktan kaybetmiş bir kişinin "itiraflar"ının "bir erdem olarak özeleştiri" ile yakından uzaktan ilgisi yoktur.

    Ben işte buraya kadar söylediklerimden hareketle, mesela Mehmet Ali Birand'ın Dinç Bilgin'in açıklamalarına ilişkin "Şimdi bunları açıklaması beni çok memnun etti. İnsanlar çeşitli nedenlerle hata yapabilir. Önemli olan sonradan o hatada ısrar etmemek..." diyerek (bana göre) aşırı "bağışlayıcı" bir tavır almasını gerçekten anlamıyorum.

    Kimi bağışlayacağını tabii ki sadece kendisi bilir ama bir dönem memleketin altını üstüne getiren ve rahatlıkla "gazetecilerin gazeteci arkadaşlarından başlayarak gazeteciliğe ihaneti" olarak nitelenebilicek bir olaylar dizisinin "insan yanılabilir, yeter ki yanlışında ısrar etmesin" gibi bir formülle bağışlanabilmesini ben gerçekten anlamıyorum. Daha ne yapmaları gerekiyor ki, haklarında tek bir çift iyi laf edilemesin?

    Gazetelerin dünkü sayılarını doğrusu ben de merakla bekledim. Neyi merak ettiğimi kolaylıkla tahmin etmişsinizdir. Tabii ki, Bilgin'in açıklamalarında adı geçen gazete ve gazetecilerin göstereceği tepkileri. "Andıç" meselesi başta olmak üzere birçok konuda adı geçen Hürriyet; Zafer Mutlu başta olmak üzere hemen "gemiyi terkeden" gazeteciler; komutanlardan gelen haberlere gelince ekranda "bir anda ciddileştiği" söylenen Ali Kırca; ve tabii eski patronu olduğu Sabah gazetesi...

    Ben dikkat etmemişim "Medyatava"da okudum; Sabah gazetesi söz konusu açıklamaların sahibi olan eski patronu Dinç Bilgin'i "Sabah'ın eski patronu" olarak değil, "Etibank'ın eski patronu" olarak takdim etmiş! Bu arada gazetenin taze genel yayın yönetmeninin konuya ilişkin yazısını da okudum. Bilgin'in sadece Sabah'ı değil "merkez medya"yı anlattığını unutarak "Bilgin, benim kendisine yönelttiğim eleştirilerin haklılığını anlatır gibiydi" diyordu.

    Hürriyet ve Vatan'ın dünkü sayılarında (ama itiraf ediyorum, kağıda dökülmüş hallerinde değil, internet sayfalarında) konuya ilişkin bir haber ya da yorum gözüme çarpmadı. Varsa da, demek ki "göze çarpmayacak" boyutlardaydı. Oysa Bilgin (bunlar da "bildik" şeylerdi kuşkusuz) nasıl da "yükleniyordu": "Türkiye'de bir ara hemen her şey zıvanadan çıkmıştı. O dönemde yapılmaması gereken hemen her şeyi yaptık. Bir ara bütün kamu ihaleleri medya şirketlerine dağıtılır oldu. Elektrik dağıtım ihaleleri, başka ihaleler..."

    Devam ediyor: "Patronlar köpek balıkları gibi her alana her iş koluna saldırdılar. Ben de onlara katıldım." Dikkat edin hikayelerin "özne"si hep "çoğul"!

    Devam: "Gazeteciler hadlerini aşarak, hükümet kurmaya, bakan aramaya kalktılar." / "Birileri bildirileri size uçuruyor ve yayınlamanızı istiyor. Siz de yayınlamak zorunda kalıyorsunuz. Andıç olayında Hürriyet'in yayınladığı haberi biz de yayınladık. (...) Hürriyet gazetesi bu haberi verdiği için biz de vermeye mecbur kaldık. (...) O dönemde her gazetenin askerle teması vardı...."

    Türkiye işte böyle bir ülke... Ya olması gerektiği gibi "hatırlamıyor", ya da haddinden fazla "bağışlayıcı". Yoksa son olarak Bilgin'in hatırlattığı hikayeleri bilen bir ülke kendisine bu rezaletleri yaşatan medyasını bu işe önayak olan yönetici ve gazetecileriyle bir kalemde silip atmaz mıydı? Memleketimizde "sivil toplum" gelişiyormuş; siz onu benim külahıma anlatın...

    Bağlantı »

  11. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-05 13:28:04
    Konu: Başlıksız Yorum
    Benim muhterem blog yorumcularım, benim işçim, benim köylüm, benim Spartalı hemşehrilerim, benim yiğenlerim,

    Sizi hakkımdaki iddialarınızı ispata davet ediyorum, binaenaleyh ispat edemeyenleri bu yüce kürsüden müfteri ilan edeceğimden en ufak şüpheniz olmasın.

    Metin Bey'i de derhal Adalet Partisi Yüksek Haysiyet Divanı'na aza tayin ediyorum. Sizin gibi namertlerin hakkından -benim iznimle ve Cenabıhakkın yardımıyla- o gelecektir.

    Bu kürsüden ihtar ediyorum, muhterem Fethi Bey gardaşım da şu milli mes'elenin hallini daha fazla geciktirmesin. Türkiya'nın mes'eleleri geciktirmeye tahammülü yoktur. Filhakika ve binaenaleyh gofret mes'elesi de çözülecektir. The Straight Ahead Fırkası buna binaen kurulmuştur ve Ferruh da tek başına iktidar olma yolumuza koyduğu taşın altında ezilecektir.

    (Mühim not: Siz muhterem Spartalı hemşehrilerimizi, Fethi Bey'in bloguna davet ediyorum. Bakın bakalım şu bizim Yeniköylü gız ilen eski muarızım Karaoğlan ne demişler...)

    Bağlantı »

  12. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-05 10:43:03
    Konu: Su adam vs
    Sevgili Ozturk Bey Kardesim,

    Allalh razi olsun. Hakkinizda ne dsundugumu "korler sagirlar.." durumuna dusmeme istenci (Sezer dusmani oldugumu soyleyenlere cevap) ile tekrarlamiyorum. Zaten Metin Bey'in "manifesto" su tashmin ettigim gibi iyi geldi metabolizmama. Ama Turkiye'de oyle bir manifestio verip "benim isim bitti" diye kenara cekilmek olmaz. Ultimatomlar, muhtiralar gibi manifestolarda en azindan ayda bir verilmelidir. Netekim Metin Bey'den bu konudaki istencilmi asagida ifade ettim.

    Sevgili Metin Bey Dostum,

    Atilla Yayla'ya yazdigim e-postada Sparta Krali Solomon the Magnificent uzerine tez calismalari yapilmasi dusuncesini destekledigimi, hatta dahada ileri giderek Demireloloji (siyaset adami nasil olmamali)diye ders/arastirma da teklif etmistim. Eminim simdi Gazi Universitesi yonetim kurulu haril haril teklifimi gorusuyordur. Sizin enfes mizahiniz bana bu adamin bizi kirk yildir gulme gazi cinsinden guldurdugunu dusundurdu. Bu saatten sonra millette onu ayni tarzda guldursun demenin bile bir anlami kalmaadi.

    Bu vesile ile Safsatalar kitabina takdim yaziniz, Fethi Bey tarafindan yetersiz bulunursa, -ki ben bulunur demedim, bulunmazda demedim, benim bulunur veya bulunmam demem yok yok olmadi dedim ya not my forte- bir iki raw data piece'i ilave edeyim. Sizde benim gibi 70'lerde diger bir yiyen Yahya, I (bu Demirel'in yegenleri neden Yahya olur bu da arastirilmalidir kanimca) mobilya diye sunta yuklu gemileri gondererek 5 sente muhtac devletten bilmem kac milyon $$$ istifade etmisti. Gene bu Baba Yahya II icin dostu Haydar Ailyev'e "tanirim iyi cocuktur; sizinkide Turk mali , yesin cocuk nolacak" mektubu yazmisti. Ve tabiiki aile resmindekiler. Ha birde "his own lexigographer" in "derin devlet" (varsa- var demedim, yokta demedim..) tanimi.

    Dedimya bunlar ham bilgi. Belki sizin yazilim'inizda new and extended takdim yazisina donusebilir. Ilk takdinm yazinizdan beri koprulerin altindan cook sular gecti. O dundu; dun dundur bugun bugundur.

    Selam, saygi ve muhabbetlerimle

    Düzenleyen GELENEK gün: 5/5/2006 saat: 04:53

    Bağlantı »

  13. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-05 07:15:42
    Konu: Bekir Bey Ağabey
    Atilla Yayla benim de çok takdir ettiğim isimlerden.E.Mahçupyan'la olan tartışmalarını da ilgiyle izlemiştim

    Demirel konusunda ki düşüncelerinizde kesinlikle haklısınız. Lakin "Demirel" fotoğrafıyla/adıyla karşılaştığınızda oluşan metobolizma değişikliklerini de hafife almayın.Boşverin Demireli falan, görmeyin, duymayın, okumayın.Bize bu kadar iktisadi,fikri,sosyal zararı olmuşken bir de size fiziki bir zararı olursa ne yaparız ?

    Metin Bey'in manifestosu da tehlikeli çünkü gülerken katılma ihtimali var. En güzeli yani lıghtı Salih Memecan'ın yukarıda linkini verdiğim çizgileri.. :-)

    Aman dikkat edin siz benim için çok önemlisiniz.. :-)

    S.Öztürk

    Düzenleyen GELENEK gün: 5/5/2006 saat: 07:17

    Bağlantı »

  14. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-05 01:57:19
    Konu: Yayla'dan yuksek cozunurluklu Sulu fotografi
    Sevgili Suat Bey Kardesim,

    Bu adam hakkinda sogukkanliklikla konusma kaabiliyetim yok. Termlemeya basliyorum, kan sekerim yukseliyor, ellerim titriyor; ve bunlar sadece yuzunu gordugumde. Epeyden beridir takdir ettrigim Prof. Yayla'ya gonderdigim, e-posta'dan bir kismini yapistirmakla yetineyim ve gidip Metin Bey'in manifestosunu okuyayim. Iyi gelir eminim :)
    ------------------------------------------------------------------------
    Siz Prof. Erdogan ve diger bicok mensubunuzun yazilari bu entellktuel collerde adeta vaha rolu oynuyor benim icin; her firsat buldukca demokrasi, liberalizm bir tarafa vijdan sahibi sorumlu insan olmanin evrensel minimumlari hakkinda bilgilenmesini istedigim kimseleri hep sizlerin yazilarina yonlendiriyorum.

    Yazinizda gecen "teoriden oteye gecme" (mealen) vurgusu benim en takdir ettigim yonlerinzden biri. Bircok entellektuel maalesef taraf gozukmemek entellektuellerine halel gelmemesi saiki ile siyah/beyazligi tartisilmamayacak konularda bile bir grilik bulma ugrasisi icinde veya omurgasizliklarina akademisyen kilifi bulma gayreti icindeler.

    Demirel hakkindaki yaziniz icin bir dostum link verip "az bile" demis. Tabiiki siz nesnellige gosterdiginiz ozen ve belli bir seviyeyi muhafaza etme saiki ile Sulu'nun alilesinin GENE icinde bulundugu "ulkeyi fazla sevme" den kaynaklanan TMSF ile problemleri konsuna deginmemissiniz. Bende aynen katiliyorum. Bu safsata artisti icin kullanilabilecek tasvifler sayfalar tutar. Ama sizin onun ilkesinin "ilkesizlik" oldugu tesbitiniz herhalde guzel bir ozettir. Musadenizle birde ben ilave yapayim " menfaat icin her yol mesrudur" ilkesi.

    Bence de "Demireloloji (bir siyasetci nasil olmamali)" diye bir akademik arastirma sahasi olusturulmali.

    Bağlantı »

  15. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-05 00:45:05
    Konu: Süleyman Demirel
    Müzmin Bey isimsiz yorumu yazan siz misiniz ? Aynı tıpkısının aynısı sizin üslubunuz da :-)

    Neyse..İktidar toplam suresi ve gitme-gelme adedi cinsinden başarılı olduğuna kuşku yok.Yokta makalenin ana analizini buraya hapsetmek ve bir noktaya yoğunlaşıp bütünü kavratmaz bence.. Hadi biz tamam, öyle ya da böyle Demirel hayatımıza girdi.Pekii gelecek kuşaklar Türkiye'nin tarihini incelediğinde "Demirel" maddesinde neleri görecekler ? Neleri görmesini isteriz/bekleriz ?

    Ben SD hakkında muhalifleriin konuşmasının muhaliflerini de ilkesizliğe sürükleyeceği yorumunuza da katılıyorum.Ama bu konuşmaları siyasi muhaliflerinin değil de her telden geniş bir sivil toplum arenasının yapmasının SD' nin lehinde değil, aleyhinde olacağını düşünüyorum.SD zaten bu çıkışları planlı yapıyor, konuşulsun istiyor.Ama bunun son tahlilde aleyhinde olduğunu/olacağını göremiyor.Ve bence iyi ki de göremiyor.

    SD ne planlıyor bilmiyorum, daha doğrusu anlayamıyor ve anlamlandıramıyorum. Celal Bayarın 100 yaşında genel başkan adaylığı isteği gibi bir örnek elimizdeyken SD'nin siyasi amaçları anormal gelmeyebilir belki ama dedim ya yine de biryerlere oturtamıyorum.Neyi planlıyor olursa olsun benim için Atilla Yayla'nın makalesindeki analiz Demirel'in her dönemde yaptığı akıl sır ermez -en hafif kelimeyle- kıvraklılığını açıklıyor.Ve ben gelecek kuşakların, çocularımın, torunlarımın "Demirel" deyince akılarına A.Yayla'nın makalesindeki analizlerin gelmesini çok isterim.Türk siyasi hayatına böyle bir damga vuran Demirel'i ileriki kuşakların daha iyi tanıması geleceğimiz için çok önemlidir.Yazımda da belirttiğim gibi işin mizah yönünden sıyrılıpta şapkamızı önümüze koyup düşündüğümüzde, birilerinin "ne gülüyorsun bu senin hikayen" diyebileceği acınılacak durumlara düşmeden kendi dinamiklerimizle bu tür siyasal anlayışları içimizden atabilmemiz gerektiğini düşünüyorum.Ve bunu yapabilmek için de doğru bir analiz şart.

    "Hakkında konuşmayı" bir de bu bakımdan değerlendirecek olursanız sizce söylediklerimde haksız mıyım ?

    S.Öztürk

    Düzenleyen GELENEK gün: 5/5/2006 saat: 12:45

    Bağlantı »

  16. Yazan: | Tarih: 2006-05-04 23:43:15
    Konu: <i>Başlıksız Yorum</i>
    [vecz]Benim bildiğim Demirel'in hayatındaki temel ilke herhangi bir ilke sahibi olmamaktır. Çünkü Demirel'in başlıca değil yegâne amacı iktidarda olmaktır, gücü elinde tutmaktır.[/vecz]

    Bu tespit isabetli olabilir; buyuk bir ihtimalle oyledir de.

    Fakat, hem kendi olcutleri icinde, hem de genelin degerlendirmesinde, basarili olddugunu (iktidar toplam suresi, ve gitme-gelme adedi cinsinden) gorebilirsiniz.

    Ve, daha da onemlisi, bugunku haliyle (gecmiste de Ozal dusmudtu boyle bir tufaya) SD hakkinda konusuldugu muddetce, SD'nin basarili olmak ihtimali artiyor. Cunku, SD gelmis gecmis en iyi demagoglardan birisidir; ve acemiler --acemi muhalifleri-- ona hep hizmet edegelmislerdir.

    Simdi gordugum ihtimal, SD'nin hakkinda veya aleyhinde, konusanlarin da SD'ye hizmet ettigidir. SD, kendi ilkesizligine muhaliflerini de surukler ve kazanmak ihtimalini artirir.

    'Hukumet sikayet makami degildir' der, ardindan basortusunu kaldirmalari icin meydan okur... Once, basrtululer Arabistana gitsin der; sonra kendi cocuklarinizi bu ulkede okutun der.. Kazanir.

    Hakkinda veya aleyhinde konusmamagi ogrenebilmek lazim bence. Fakat, tecrube ile sabittir: Bunu cok gec ogreniyorlar.

    Düzenleyen GELENEK gün: 5/5/2006 saat: 12:13

    Bağlantı »