« Önceki | Sonraki »

19/4/2006

Doğu-Batı ve Çifte Gerçeklik

Metin Bey dostum Doğu-Batı dergisini eleştirdiğim yazımın altına bir yorum eklemişti. Aslında konu ; Doğu-Batı Dergisi , işlediği bazı konular ve derginin oryantalizmin etkisinde kalmış bazı yazarlarıydı. Batı'nın düşünce seyri ve hakikati anlamlandırma biçimi ile ilgili olan Metin Bey'in yorumu aslında çok önemli bir noktayı oluşturuyor. Metin Bey mütevazilik gösterip "minik bir itiraz" diyor ama bu şerhin anlamı aslında Doğu ve Batı'nın düşünce seyirlerindeki farkı da açığa çıkartıyor.

 

Metin Bey'in şerhi  Zaman Gazetesinden Ali Ünal'ın yazısı  üzerine. Aynı gün benzer bir konuyu Ali Bulaç'ta işlemiş. Ben aslında Metin Bey'in itirazına cevap vermiştim ama ayrı bir konu olarak  burada işlemenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Metin Bey , Ali Ünal'ın yazısına atıfta bulunarak şöyle bir itiraz yapmıştı :

 

"Dekart düalizmi, bilime ayrı, dine ayrı bir saha tahsis ederek, Kilise'yi ve bilimin karşısında Hıristiyanlığı kurtarmasına kurtardı, fakat insan düşüncesine, eşya ve hadiselere bakışa, küllî düşünceye ve en önemlisi Din'e , insanlığa, geleceğe en ölümcül darbeyi indirdi. Çünkü, inanma ile ilmi birbirinden koparmakla bir taraftan bilimin tamamen dinden kopuk materyalist bir zemine oturmasına yol açarken, diğer taraftan inanmayı temelsiz bir dogmatizme, akıl-mantıkla alâkasız, hattâ akıl-mantık dışı da olabilecek bir ön kabule indirgedi." diyen Ali Ünal, hem Descartes'a gereksizce yükleniyor, hem de bilimin kategorik olarak dinden ayrıklığının onun otomatikman "materyalist" zemine oturmasına yol açMAyacağını ıskalamış oluyor bence.

 

Söylediğim gibi Metin Bey tevazu gösterip "minik bir itiraz" diyor ama aslında bu Batı düşüncesinin kırılma anını gösteren temel noktadır. Ali Bulaç ve Ali Ünal'ın Descartes ve sonrası için kullandığı "çifte gerçeklik" ya da dekart dualizmi bizzat Descartesin tanımlamasıdır. Descartes Teslis akidesini kasdederek , " 1+1+1 : 3 ' tür ama kilise öğretisinde 1+1+1:1' dir bunda da hiçbir anormallik yoktur.Bunlar iki ayrı gerçekliktir" diyordu. Descartes bunu yapmaya mecburdu çünkü Hristyan akidesi "akıl" karşısında yolun sonuna gelmişti.

Bu çifte gerçeklik İslam düşüncesinin kabul etmeyeceği bir şeydir.Gazzali ile büyük bir tartışması olan İ.Rüşd'de son derece akılcı olmasına rağmen yine de çifte hakikat tanımlaması getirmemiş, Gazzali'ye yazdığı reddiyesinde "Akıl ve Vahy bir memeden emen ikiz kardeş gibidir" demiştir. Bu İslam düşüncesinde hakikatin "tekliği" konusunun çok belirgin bir vurgusudur.

Bu anlamda çifte gerçek kabul gördüğünde tıpkı bugün Batı'da yaşanan ayrışma gibi iki ayrı dünya meydana gelir. Kutsal olandan , aşkın olandan kopan bir yön bir müddet kutsalı ve aşkını karşı tarafın argümanı olarak görür daha sonraki düşünsel seyirde de doğal olarak "akıl ve mantık dışı" der ve   "yok" kabul eder. Diğer tarafta aklın tüm gerçeklerinden uzaklaşarak tamamen inançsal düzeyde ve "imkansız olduğu için inanıyorum" da denebilecek bir alana hapsedilmiş olur. Bu kaçınılmaz bir sondur. Batı düşüncesinin iflah olmaz bir materyalizme kaymasının en büyük sebebi de bu "çifte gerçeklik" tir. "Çifte gerçekliği" kabul ettiğimiz anda metazori materyalizmi de kabul etmiş oluruz. Ali Ünal'ın bahsettiği de bence budur.İslam düşüncesi perspektifinden bakıldığında çifte gerçeklik kabul edilemez. Bilimin kategorik olarak dinden ayrılığı vardır ama önkabuller meselesinden bakıldığında bir üst çatıda toplanma gereği de açıktır. Ve tekrar ediyorum bunlar İslam düşüncesi perspektifinden bakıldığında böyledir. Bu bakış düşünceyi hapsetme olarak görülmesin öyle yada böyle düşünce zaten bir önkabule hapsolmaktadır. İslam'da eşyanın hakikatine yönelik tecessüs zaten teşvik edilmiş bir hususken , geçmişteki İslam Bilimi'nin örneği de elimizde iken "hakikatin tekliği" ve "bilimin" aynı çatıda buluşabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun antitezi bir bakış da zaten günümüz Batı Bilimi ve o ucube düşüncesidir..

Hem A.Ünal hem de A.Bulaç zaman zaman bu konuya değinir. A.Bulaç yazısında "İslam Düşüncesinde Din-Felsefe, Vahy-Akıl İlişkisi" adlı kitabından bahsediyor. Hem bu kitabı hem de "Bilgi" konusunu tartıştığı "Bilgi Neyi Bilmektir ?" adlı kitabını eğer okumadıysanız mutlaka okumanızı isterim."Hakikat" ve ona ulaşma yolları çok geniş bir konu. "Hakikat" tektir , ona ulaşma yolları her ne kadar çok olsa da. Hakikatin "tekliği" aslında mantıksal bir kuraldır. Çifte gerçeklik anlayışı ile Hakikate ulaşma yollarının çeşitliliği birbirine karıştırılmasın. Birinde "Tek" olan "Hakikat" e çeşitli yollar ile ulaşılabilme imkanından bahsedilmektedir. Diğerinde ise tabiatı gereği "Tek" olan "Hakikati" çoğul zannetme düşüncesi vardır. Ve çifte gerçeklik tanımlamasının daha başlangıcında tutarsızlığı ilan edilerek  iki gerçeklikten birisinin aslında yanlış olduğu üstü kapalı bir biçimde söylenmektedir.Bu ise ne Akla ne de kalbe mukni gelmez.

 

Batı'daki düşünce sapmasını yani "Kırılma anını" da  bu anlayış oluşturmaktadır. Bu konu çok yönlü açılımlara sahip, o bakımdan  tekrar döneceğim.

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: Mustafa Ajlan Abudak | Tarih: 2006-04-23 13:16:27
    Konu: Hırsız Batının Truva Atı Avrupa Topluluğu
    Tarihsel olarak kişisel bilgilerim Halil İnalcık,İlber Ortaylı hocalar ve Hilmi Yavuz'un yorum perspektifi nazarında oluşmuştur.Ali Bulaç'ın üçlemesi bence yukarıda adı geçen büyük insanlar kadar özlü ve açıklayıcı oldu, birde buna adaşı Ünal beyin katkısı olan iki yazıyıda eklerseniz içinden kitap yazılabilecek bir seri ortaya çıkmış olur.Evet Batı medeniyeti en kaba tabiri olacak amam hırsızlık medeniyetidir, Yunanlılar keldanilerden sümerlerden asurilerden aldıkları kültürel tohumları yaşadıkları yerlerin verimliliği ve ticareti ile yüceltmişlerdir.Burda bahsedilen kültür Dorların bugünkü isviçre havzasından kalkıp Plesgleri anavatanlarından çıkarması ile yunanistana gelen kültüür filan değildir.Yine hellen kültürü aslı itibari ile Truvanın ışığındaki ion rönesansıdır.Yani aslı itibariyle hint-avrupa temeli onun maddi yükselişidir manevi değil,Sanki tüm yunanistan kendine özgü bir kültür inşa etmiş havası tarihe en büyük hakaretlerden biridir.Hadi bunu geçelim,yunanlılardan sonra roma ne yapmıştır kolanisazyon ve sömürü temelli imparatorluğu Mısır'ı aldıktan sonra gerçek bir imparatorluk olmuş ve Doğunun zenginlikleri ile bugün gördüğünüz roma inşa edilmiştir.Roma'dan sonra ne olmuştur stratejik bir din kabulü ile Tehvid dini alaşağı edilmiş paganlar engel olamıyorsak bari maf edelim zihniyeti ile kıtayı karanlığa boğmuşlardır, bu karanlıktan da çıkış tektrar haçlı orduları ile Doğunun zenginliklerinin çalınmasıdır.Barbarlar nasıl olurda asil Hint-avrupalılardan bu kadar üstün olabilir?Orta çağı bitirende biz olmadıkmı?Onları Rönesansa itende?Yeni çağ da ne olmuştur çalma kolonizasyonla devam etmemiş midir?Peki ya bugün ABD'nin yaptığı nedir?Bence felsefi ve süslü sosyolojik lafların arkasına sığınarak eleştirmek ağır olacak ama iki yüzlülüğünü bırakalım.Hırsızlarla diyalog filanda istemiyorum,zaten onlarda istemiyor tarihte de hiç istemediler,Avrupa topluluğu bile bir sosyal kalkınma projesi değil iç dinamiklerde kullanılan bir Truva atıdır.Biz Hellen değiliz hiç olmadık ,olamayız,olmamalıyız.Fatih İstanbul'u aldıktan sonra nereye gider Çanakkaleye ve Avrupaya bakarak şunu söylediği rivayet edilir;İntikamınızı aldık.Bunu söyleyebilecek kişide oydu şimdi soruyorum bizim Fatihler gibi bir Dünya şuuruna mı ihtiyaçımız var yoksa küçük emrah gibi boynu bükük elleri apışa toplayıp Avrupalı küçük önemsiz kişiliksiz,iki yüzlü benelüks devletleri gibi devletlerin iç işlerimize egemenliğimize karışmasına mı ihtiyaçımız var?Avrupa Hırsızdır ve Ümmeti İslami Türk hiç bir zaman hırsızlarla ortak olmamalı onlardan biri olmaya çabalamamalıdır.Mehmed Akif 'in dediği gibi tek dişi kalmış bir canavar olmak bize Cenneti mi vaadediyor?Haddington un tezine neden bu kadar kızılıyor?El insaf adam doğruyu söylüyor genel düşünüş tarzını ifşa ediyor kini kusuyor,Tarihte biz onlara kanat gerdik tevbalarımız olarak yaşadılar peki onların altında şimdi teba olarak yaşayan insanların durumu nasıl?Küresel sermaye tarih yazımı yapıyorken biz hala bugün diyalogtan falan bahsediyoruz aman Allahım Abd şu an haydut devlet dediği İrandan 33 kat daha fazla silaha yatırım yapıyor.Size anektod aktarayım yorumu tamamlamak için;yaşadığım şehirdeki antik eserleri ziyareten turistler gelir bazen gruplar ile bazende bisikletli maceraperstler.bunlardan ikisi olan emekli iki belçikalı turist yol ararken baktım ki kadın çok yorulmuş ve sıkıntılı hemen yakındaki bir çay bahçesine davet ederek çay ve soğuk su ikram ettik azcıkda muhabbet ettik dolayısıyla.Adam, Türkiye 'yi çok sevdiğini şurayı burayı gezdiğini şunları beğendiğini yoldaki kamyonların çok rahatsız edici olduğundan bahsetti.Uzun lafın kısası konuşmamızın sonunda Avrupa topluluğundan bahsettik ve ben doğal olarak topluluğa katılmayı hiç ama hiç istemediğimi söyledim.Biraz şaşırdılar ama sonra onlarda Avrupa Topluluğunu hayatlarının nasıl olumsuz etkilediğini vesaireden konuştular.En sonunda adam benim istememme reaksiyonumun bizim gibi üye olan hiç bir ülkede fazla görülemiyeceğini söyledi sonra ekledi;evet siz Türklerin bunu neden istemediğinizi aslında anlıyorum , siz Türkler tarihte hiç esaret altında yaşamamışsınız daima özgür yaşamışsınız,çok gururlu bir milletsiniz,çok fakir insanlar gördüm yolculuk sırasında ama hepsinde aşağı yukarı sendeki milli gurur vardı,aslına bakarsanız haklısınızda,bunu yapmaya gerçekten hakkınız var.'' şimdi bu değerlendirmeyi acaba Avrupa Topluluğuna girdiğimizde hala duyabilecek miyiz egemenliğimiz elden gittiğinde elimizde ne kalacak yoksa egemenliğimiz elimizden gitti mi?Bakın Konu nerden nereye geldi ama tarihsel süreç budur ona göre Doğulular olarak özümüze dönelim bizi ayağa kaldıran kaynağa sarılalım.Ecdada layık torunlar olmaya çalışalım.

    Bağlantı »