« Önceki | Sonraki »

27/4/2006

Dücane Cündioğlu ile tanışın

Hakikat...Ah şu hakikat!

Nasıl da cilveleşir kendisini arayanla... belki kendisini bilmeyen ve fakat arayanla... Bu nedenle en yakınında durur Hakikat hakikati arayanın...neyi aradığını bilmese bile kavuşacağı ümidiyle arayanın hem de.

 

Arayan arar, biteviye aramaya devam eder, aradığına ulaşamadığı için arar. Lakin o yakınlaşmayı umdukça o umduğu, o bütün umudu ondan uzaklaşır. O koşar, o koştukça da kendisine koştuğu ondan kaçar. Cilveleşir kendince. Ne de nazlıdır! Bulunmaktan çok,  aranmaktan hoşlanır. Kolay kolay ele vermez kendini. İnsafsızmış ve dahi bazen acımasızmış sanılır. Duyulmuştur bir kere: ele geçirmeyi umanın elini kaybetmesini istermiş, görmeyi arzulayanın gözlerinden olmasını. Acaba bu dertlemi söylemiş şair ?

 

Yitirdim Yusufu Kenan ilinde

Bulundu Yusuf vü Kenan bulunmaz

 

Yukarıdaki satırlar Dücane Cündioğlu' nun "Cenab-ı Aşk'a Dair" isimli kitabından. Dücane Cündioğlu'nun nefis bir üslubu var. Kelimelerle oynamayı çok seviyor. Ben Cündioğlu'nun felsefe, mantık, dil bilim, İslam düşüncesi ve tarihi, Osmanlı İmparatorluğu'nun içimize işlemiş değerler sistemi hakkındaki engin bilgi birikimine hayranım.  Dücane Cündioğlu'nu  önceden de yazılarından tanırdım. Fakat asıl tanışmam ve sonrasındaki hayranlığım MTV'de yayınlanan 'NPQ tartışıyor' adlı entelektüel sohbet programında oldu. Ali Saydam'ın sunduğu ve yönettiği M.Ali Kılıçbay, Emre Aköz ve Dücane Cündioğlu'nun konuk olduğu bu entellektüel sohbet programı  yaklaşık 10-11 bölümlük bir seri idi ve daha sonra tekrarı ATV'nin kardeş kanalı  Yeni TV'de de yayınlandı. Program Antik Yunan'dan günümüze felsefenin, düşüncenin izlediği seyrin güzel bir fotoğrafını  çekiyordu. O programlarda Cündioğlu benim gözümde yükseldi yükseldi ve düşünce dünyamı aydınlatan yıldızların arasına girdi. Ali Saydam bu programın cd'lerinin yayınlanacağını söyledi ama ben o gün bugündür (yaklaşık 2.5 yıl oldu) hala hiçbir yerde rastlamadım.

 

Cündioğlu' nun birçok kitabı var. Ayrıca Yenişafak gazetesinde hafta sonları yazıyor. Kitapları önceden Gelenek yayınlarından çıkıyordu ama daha sonra Kaknüs yayınlarından çıkmaya başladı. Kitaplarının tam listesine buradan bakabilirsiniz. Kitapların küçük tanıtımlarla anlatılamayacağı  izahtan varestedir. O yüzden mutlaka Cündioğlu'yla tanışmanızı isterim. Müstesna bir Gazali değerlendirmesi olan "Keşf-i Kadim" i ve "Felsefenin Türkçesi" kitabındaki  eleştiri yazılarını  mutlaka okumalısınız. Ayrıca  "Cenab-ı Aşk'a Dair" ,  "Hakikat ve Hurafe"   ve "Philo Sophia Loren" i listenize alın derim. "Anlamın Tarihi" serisi de Kur'an bilimlerine ilgi duyanlar için çok faydalı olacaktır.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

8 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: martinheidegger | Tarih: 2008-03-11 12:48:59
    Konu: dücane bey ve ankara
    Hocam sizi konuşurken dinlemek,felsefi ve dile ilişkin kaygılarınıza ortak olmak için Ankara' da bir konferansa ne zaman iştirak edeceğinizi merakediyorum...

    Bağlantı »

  2. Yazan: martinheidegger | Tarih: 2008-03-11 12:39:58
    Konu: yazar olarak dücane cundioğlu
    yenişafaktaki yazılarını ilgiyle izliyorum

    Bağlantı »

  3. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-04-30 03:25:49
    Konu: Tuncay Bey,
    Doyurucu açıklamanız için teşekkürler.Gerçekten de belirttiğiniz gibi bazı noktalarda dengeyi sağlamakta zorlanıyoruz.Seyit onbaşıyı neden sordum, Habertürk'te "Aynanın arkası" adlı bir program yapan Erol Mütercimler bir programında Seyit onbaşının kaldırdığı mermi ile ilgili "o ağırlıkta mermi yok yaklaşık 90 kg kadardı" demişti.Şaşırmış ama yeterli bilgim olmadığı için tereddütte kalmıştım. Yani en az 190 kg.o zaman.

    Çanakkale savaşı çok büyük bir mücadele. Muhakkak manevi vakıalar olmuştur.Bunlar belki savaşın korkunç psikolojik baskısının verdiği ruh halinin yansıması belki de sebepler üstü bir müdahaledir.Bunu kesin olarak bugünden bakıp ayırmak mümkün olmadığına göre katı bir şekilde kategorize etmemeliyiz. Belediyenin çektiği bir Çanakkale belgeselinde "La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil aziiim" diyen askerin görüntüsünü bile "hurafe" olarak niteleyip manşet yapan kartel basınının kalemşörleri o ayetleri okuyarak şevklenen "Yetiş Ya Muhammed kitabın gidiyor" feryatları ile iman dolu göğüsleriyle çarpışan,şehit olan yiğitlerin sayesinde bu vatanın onurunun kurtulduğunu unutmamalılar. Hiçbir seküler ideolojinin öyle bir savaşta bu şekilde bir netice aldırabilmesi ve insanları gözlerini kırpmadan ölüme gönderebilmesi mümkün değildir.

    Herhalukarda biz Müslümanlar önce sebeplere azami derecede riayet edeceğiz ondan sonra muvakkakiyeti Allah'tan bekleyeceğiz.Tıpkı Efendimiz(sav)' in Bedir'de ve Hendek'te yaptığı gibi yaptığı gibi.Bizim için ölçü O'dur.

    Hayırlı geceler, ilginize teşekkürler.

    S.Öztürk

    Düzenleyen GELENEK gün: 30/4/2006 saat: 03:26

    Bağlantı »

  4. Yazan: Tuncay Yilmazer | Tarih: 2006-04-30 02:37:24
    Konu: Çanakkale
    Merhaba Suat Bey,


    Aslında bu konuda sayfalarca yazılabilir. Ben yine de özetlemeye çalışacağım.
    Her savaş kendi kültürünü doğurur. Çanakkale'nin insanımız gözünde yeri bambaşkadır. Anadolu'nun bir çok köyünde "rahmetli dedem Çanakkale'deyken , falancanın amcası Çanakkale'de kalmış" gibi ifadeleri çok duyarsınız. Bazı kişiler de efsane haline gelmiştir. Bölgeye gittiğinizde onların hikayesini mutlaka dinlersiniz. Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş, Kınalı Hasan vs.

    Çanakkale'nin bu kadar benimsenmesinin nedeni de kanımca savaşın başından sonuna askerin günlük yaşamından tutun, komutanların ( hatta Alman Komutanların bile!) resmi emirlerine kadar manevi vurguların yapılması. Neredeyse yedi düvele karşı verilen bu olağanüstü muharebenin bu iman gücüyle zaferle sonuçlanması.

    Bakın , Osmanlı Devleti'nin Çanakkale Muhaberesi resmi tarihçisi, Erkan-ı Harbiye muallimlerinden Binbaşı Bursalı Mehmed Nihad Çanakkale Muharebelerini nasıl tanımlıyor:

    "Tekmil tarih-i harb gibi bu seferde gösterdi ki harbde asıl insandır ve bunun bilhassa maneviyatıdır. Karşı karşıya bulunan tarafların hakikatte çarpışan maneviyatlarıdır... Bunun aksini kabul etmek Çanakkale müdafaasının cinnet olduğuna hükmetmekle müsavidir.'


    Basınımızın zaman zaman kendine konu sıkıntısı çektiğinde gündeme getirdiği "Çanakkale maneviyatla mı kazanılmıştır?" sorusu ne kadar abesle iştigaldir.

    Ancak belli olayları hatırlarken, anlatırken dengeli olmak lüzumunu burada da görüyoruz Suat Bey. Bazen gerçeklerle efsaneler birbirine karışır. Belki de nefsimiz bunları duymaktan çok hoşlanır. 275 kiloluk mermiyi bir anda kaldırıp namluya yerleştiren , hemen ateşleyip dev geminin bacasından aşağı sokup gemiyi batıran yiğidin hikayesi bizi çok etkiler, ya da 250 kişilik İngiliz Birliğinin Türk birliklerine saldırırken birden bulutun içerisine girip kaybolduğu öyküsü dehşete düşürür. ( İçimizden ya hu bu olayı gören bir Türk askeri, zabiti yok mudur? Neden bu olayı anlatan 3 Anzak askeri , UFO dergisine demeç vermek için 50 yıl beklemişler? Büyük bir ovada 250 kişiyi bulut götürmesinin şahidi sadece 3 kişi midir? sorularını sormak gelmez bile. ( Sorarsanız eğer, (benim gibi) vay sen Allah'ın mucizesine inanmıyor musun? gibi itirazlarla karşılaşabilirsiniz . ) Yeri gelmişken belirteyim, Çanakkale gezilerinde sıkça anlatılan Kaybolan alay, kaybolan Norfolk taburuda hurafedir. Olay komutanlarının beceriksizliğinden dolayı fazla açılan acemi bir İngiliz birliğinin bizim çapraz ateşimizde kalmasından ibarettir. ( Bu konuyu çok ayrıntılı bir şekilde inceleyen makalem "Bir Bulut Hikayesi" Yeditepe Yayınlarından Muzaffer Albayrak'ın editörlüğünde çıkan "Yakın tarih İncelemeleri-Çanakkale Savaşı" adlı kitapta yayınlandı.)


    Sorunuza gelince ; Seyit Onbaşı'nın 18 Mart Deniz Muharebesi'nden sonra Harp Mecmuasında yer alan o ünlü resminin altında 215 okka diye yazar. Bu da 275 kg'a gelir. Ancak okka ifadesi yanlışlıkla yazılmıştır. Çünkü Seyid'in bulunduğu bataryada 190 ve 215 kg'luk mermiler vardı.

    Kusura bakmayın gecenin bu vaktinde sesli düşündüm, hızlı yazdım. Bu savaşa katılmış Şehid ve gazilerimizin hepsini rahmetle anıyorum. Zaman Gazetesindeki yazılarımdan sonra bir internet sitesinde aleyhimde yazılmış bir yazıyı da sizin ve okurlarınız bilgisine sunuyorum.
    http://www.gallipoli1915.org/18yetkin.iscen.doktor.mektup.htm


    Saygılarımla.

    Tuncay Yılmazer
    dryilmazer2003@yahoo.com


    Düzenleyen GELENEK gün: 30/4/2006 saat: 03:27

    Bağlantı »

  5. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-04-29 22:44:51
    Konu: Tuncay Bey
    Çanakkale Kara Muharebeleri kitabınızı www.kitapyurdu.com dan sipariş vermek istedim ama tükenmiş gözüküyor:

    http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=91525&session=38179650688240118189&LogID=

    Neyse ki ideefix te buldum :

    http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=Y4A3KKGJJ0EOOHSQEO6Y

    Sizden bir imza alacağım var :-)

    Hazır bloguma uğrama teveccühü göstermiş bir Çanakkale uzmanı Dr. bulmuşken sorayım.Çanakkale konusunda birçok abartılımış efsane olduğu/olabileceği gibi rasyonalist düşünenlerin bazı olağanüstü olayları küçümseyip yalanlaması da oluyor.İşin o kısmı çok karışık.Onlara girmeyeceğim.Yalnız Allah aşkına şu Seyit Onbaşının kaldırdığı mermi kaç kilo onu bir söyleyebilir misiniz ?

    Saygılar.

    S.Öztürk

    Bağlantı »

  6. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-04-29 22:18:19
    Konu: Akif
    Tuncay Bey,

    Evet Dücane Cündioğlu'nun Akif konusunda derin bir vukufiyeti var.Bu konuda kitapları da mevcut.Çanakkale şiiri konusunda ki bahsettiğiniz şüpheler yalnız siz de değil.Adını hatırlayamadğım bir akademisyen de sizinkine benzer bir şüpheyi dile getirmişti.Söylediğiniz mümkündür.Araştırmak gerekir.O devrin toz dumanında neler olduğunu anlamak kolay değil.Yalnız Dücane Bey cevap konusunda biraz ketumdur. :-)(tecrübeyle sabittir) Zannederim Almanya'da yaşıyor (ya da sık sık gidiyor) ve iş yoğunluğu cevap vermesini geciktirebilir veya külliyen unutturabilir.Benden söylemesi. :-)

    S.Öztürk

    Düzenleyen GELENEK gün: 29/4/2006 saat: 10:19

    Bağlantı »

  7. Yazan: Tuncay Yılmazer | Tarih: 2006-04-29 20:13:37
    Konu: Mehmed Akif
    Merhaba,

    Dücane Bey'in en önemli özelliklerinden birisi ise Ertuğrul Düzdağ ile birlikte Mehmed Akif Ersoy'un hayatı, düşünceleri, mücadeleleri hakkında en fazla bilgiye sahip kişi olmasıdır. Geçtiğimiz yılın Aralık ayında Kültür Dergisi Özel sayısı Mehmed Akif Ersoy'a ayrılmıştı. Bana da "Mehmed Akif ve Çanakkale" konusu verilmişti. Üstadın hayatıyla ilgili genel çalışma yaparken Dücane Bey'in eserlerinden de bir hayli faydalanmıştım. (Site müdavimlerine Dücane Bey'in Akif'le ilgili eserlerini ayrıca Hoca Üveys Vakfı'na ait Kültür Dergisi Mehmed Akif Özel Sayısı'nı tavsiye ederim. ) Dücane Bey'e de bu vesileyle ünlü Çanakkale Şehitleri şiirinin ne zaman yazılmış olabileceğini sormuş, bu konuda kendi görüşlerimi bildirmiş, ancak yanıt alamamıştım. (Şiirin Asım içerisinde yayımlanma tarihi 1924'tür. Ancak ilginçtir, sonradan eklenmiş gibidir. Şiir çıkarılınca ünlü Asım şiirinin o bölümünün bütünlüğü bozulmaz. Sadece Çanakkale'yi anlatmakla kalmayıp sanki 1924 Türkiye'sine de bir mesaj verilmek isteniyor gibidir. ) Umarım Dücane Bey bu konudaki görüşlerini belirtir, sesimizi duyar.

    Saygılarımla.

    Tuncay Yılmazer

    Bağlantı »

  8. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-04-27 10:40:55
    Konu: Cündioğlu
    Yaw Allahaşkına beni kışkırtma aile bütçesini delik deşik etme hususunda sevgili dostum!
    Vakit ve enerji kıtlığından yakınıp duruyorum, bana bir de gayme sıkıntımı mı fâş ettireceksin?! Bari patronlar duysa da bir yan faydası olsa!..

    Sevgiler.

    Bağlantı »