7/6/2006
Emre Kongar'ın Şahsında Literatiler
Ünlü sosyoloğumuz Emre Kongar' ı oldum olası sevmedim, daha doğrusu sevemedim. Birkaç kitabını aldım, okumaya çalıştım, kendimi zorlayarak -türkçe açısından değil, içerik açısından- okudum da. Birara NTV'de Mehmet Barlas'la programlar yapıyordu onları seyretmeye çalıştım, akılalmaz analizlerine dayanamadım, sinirlenip bıraktım. Halen o program devam ediyor mu bilmiyorum.
Aydınlanmadan başka türkü çağırmayı bilmeyen, beş kelimesinden üçü "feodalite", "aydınlanma" ve "laiklik" olan Emre Hoca cumhuriyet tarihimizin zihni iğdiş edilmiş yarı-aydın tipine de iyi bir örnektir. Ahmet Kekeç'in o güzel üslubuyla yaptığı Emre Kongar analizleri meşhurdur. Hem Ahmet Kekeç'ten hem de Yusuk Kaplan'dan alıntılarla Emre Kongar'ın şahsında bu yarı-aydın tipinin fikrî yanlışlıklarını, yüzeyselde olsa şöyle bir değinmek istiyorum.. Ahmet Kekeç'in alıntıladığım yazılarının bütününe ulaşmak isteyenler ilgili başlıklardan bakabilir. İlk alıntı "Başkasının türbanı Kongar'ın sakalı" başlıklı yazıdan :
Emre Kongar, yaşayan en büyük aydınlanmacılarımızdandır. Aydınlanma düşüncesinin anayurdu Fransa'da, "aydınlanma" gibi tuhaf arkaik kavramlarla konuşan bilimadamlarına hangi nazarla bakıldığı bir başka verimli tartışmanın konusu olabilir... Gelgelelim, fırsatını bulduğunda kendine hakim olamayıp cefelkalem "aydınlanma" ve "Türk aydınlanması" (!) konularına dalan, hele güncel/ideolojik görüşleriyle seçkin gönüllerde taht kurmuş Kongar'ın, boş bir zamanında, vaktiyle "bu hanım" diye küçümsediği Tülin Bumin'in aydınlanma felsefesi konusunda yazdığı kitaba (hiç değilse "şöyle bir") göz atmasında yarar görüyorum.
Kekeç bu yazısının devamında "maden bulduk, maden" başlığıyla yazdığı yazıda da Emre Hoca için şöyle diyordu :
Mesela, tarih ve sosyoloji konusunda (Bkz. Kongar'a göre "Rönesans, aydınlanma, tarım ve endüstri devrimi") neredeyse lise kitaplarının diliyle konuşuyordu; sosyoloji durağan bir alanmış ve son yıllarda hayat (toplumlar) hiç değişmemiş, ortaya hiç yeni kuram atılmamış gibi ezber laflar ediyor, dahası bunu "bilimsel bilgi" sanıyordu; Türkiye Cumhuriyeti bu alanda rüştünü ispat etmemiş gibi hâlâ laiklik ve aydınlanma propagandası yapıyordu; insanlara dönüştürülebilir, ikna edilebilir, "aydınlatılabilir" nesneler gözüyle bakıyordu.
Ahmet Kekeç 6 Haziran' daki yazısında da Kongar'ın son kitabı "Tarihimizle Yüzleşmek" le ilgili düşüncelerini de "Olmamış Hoca" başlığıyla yazmış.
Kitabının ismi, "Tarihimizle Yüzleşmek" ama, ne doğru dürüst tarihle yüzleşiyor, ne de tarihin kompleks meseleleriyle ilgili zihin açıcı şeyler söylüyor. Ondan bir Kemal Tahir rikkati (yahut celadeti) beklemek nafile... Yazdıkları, benzetmek gibi olmasın da, tarihin (resmî tarihimizin) adeta teyidi niteliğinde...Bazı konulara da, nedense (neden acaba?) hiç girmiyor.
Türklerin nasıl Müslüman "yapıldığına" ilişkin kendince mikro ayrıntılar sunuyor, Cumhuriyet'in kuruluşu ve "Türk devrimleri" bahsinde en ince detaya kadar iniyor ama, onsuz Cumhuriyeti ve Türk devrimlerini anlayamayacağımız mevzulara, mesela Mustafa Suphi olayına, "Birinci Meclis-İkinci Meclis" zıtlaşmasına ve dolayısıyla Ali Şükrü Bey cinayetine hiç değinmiyor. Halit Paşa olayı da yok. İstiklal Mahkemeleri bahsi de yok. "61 Devrimi"nin hazırlık çalışmaları hiç yok. Ne anladım şimdi ben!
Kongar, 1930'larda yaşasaydı, yazdıkları (kısmen) yeni ve orijinal sayılabilirdi. Artık yirmi birinci yüzyılı idrak ediyoruz ve resmî söylemin teyidine dayalı şeyler (ideolojik olarak) para etse bile, değer ifade etmiyor.
Hulasa, Kongar tarihimizle yüzleşmiyor; hasbelkader tarihle yüzleşmiş eşhasla (örtük olarak Kemal Tahir'le, İdris Küçükömer'le, Mete Tunçay'la, Murat Belge'yle filan) yüzleşiyor...
Fakat, olmuyor! Olmamış!
İşine gelmeyen noktalarda suya sabuna dokunmayan tüm yarı-aydınlar gibi Emre Kongar'dan da, daha farklı bir "yüzleşme" beklemek nafile bir çaba olurdu zaten.. Yazıyı elbette Emre Kongar'ı yerden yere vurmak için alıntılamadım.Emre Kongar burada tipik bir örnek. Kongar gibi onlarca isim bir çırpıda sayılabilir. Emre Kongar ve benzeri zevatın temsil ettiği aydınlanmacı, laikçi, demokrat(?)olduğunu söyleyen ama jakoben sömürgeci aydınların zihni arka planını Yusuf Kaplan güzel bir yazısında ortaya dökmüştü. Baş konuk yine Emre Kongar ama yapılan analiz Kongar'ın şahsında tüm yarı-aydınları kapsıyor.Yarım olarak aktarmaya kıyamadığım için tüm yazıyı alıntıladım:
Şerif Mardin, “Türkiye’de entelektüel yok; yalnızca literati var”, demişti.
“Emre Kongar”, tipik bir laik Türk literati’sidir. Aydın değildir. Entellektüel hiç değildir. Düşünürse, aslâ değildir. Sadece literati, yani okumuş yazmıştır.
Literati, “ezbere konuşan”, yani bildiklerini mutlaklaştıran, bilmediklerini ise yoksayan; dolayısıyla aklıyla ve özgür iradesiyle değil, yalnızca hisleriyle (=vaziyeti kurtarma güdü/m/leriyle) hareket eden bir figürdür.
Dahası, literati, başkalarını, nasılsalar öylece görebilme, kabul edebilme kabiliyetine de, özgüvenine de sahip değildir. Literati, mesela, Müslüman bir toplumu, Müslümanlığın temel kodlarıyla değil, Marksizm’in anakronikleşmiş kodlarıyla veya Batılı toplumların spesifik koşullarının ürünü olarak üretilen laik sosyal bilimin kavramsal çerçeveleriyle açıklamakta bir sakınca görmez. Böyle yapmakla, “kendi dili”ni değil, Batılıların geliştirdiği dili konuştuğunu, bunun Batılıları Özne, kendisini Nesne konumuna yerleştirdiğini; bu oryantalist, mutasyona ve metamorfoza uğratıcı dilin, kendisini Batılıların karikatürü yaptığını, kendi kendini sömürgeleştirmeye neden olduğunu ve felç olmuş, zihinsizleştirilmiş bir zihne mahkûm ve mahpus ettiğini göremez.
O hâlde, soru/n şu: “Emre Kongar”’ı (dolayısıyla laik Türk literatisini) ciddiye almak gerekir mi?
“Emre Kongar”ı ciddiye alabilmemiz için, “Emre Kongar”ın, öncelikle kendisini ciddiye alması, onun için de “sömürgeci aydın”ı gibi hareket etmemesi; dolayısıyla Müslüman bir toplumu, Müslümanlığın dışındaki laik ve/veya kaba pozitivist kavramsal şemalarla açıklamaya kalkışmaması gerekir.
Peki, “Emre Kongar”, böyle bir şeyi yapabilir mi? Batılı düşünürlerin, Batı’daki akdeminin insan bilimleri departmanlarının laikliği bütün yönleriyle tartıştıkları, “seküler aklın ötesi”, “post-seküler felsefe” gibi arayışlar içine girdikleri bir zaman diliminde, “Emre Kongar”, literati olarak kalmayı sürdürdüğü (yani Müslüman bir topluma, laik bir kimliği dayatmaya kalkıştığı, laikliği tartışılmaz bir ilâhî yasa gibi gördüğü) sürece böyle bir şeyi yapamaz.
Ya ne/yi yapar? Önceki hafta pazartesi günü, üstelik de “Aydınlanma” (!) adını verdiği köşesinde, “Uzlaşalım: Hem Dayak Ye, Hem Sus” başlıklı yazısında yazabildiklerini yazar; başka bir şey yapamaz.
Emre Kongar, sözkonusu yazısında, tam bir literatinin algılama biçimi ve diliyle, “demokratik rejimimizin” AKP iktidarından “gözünün morardığını, dudağının patladığını, sürekli dayak yediğini” iddia ediyor ve “gerçeklerin saptırıldığını, düşünceye ambargo konulduğunu, … eğitime önce sızıldığını, şimdi tümüyle el konulduğunu, … kuran kursları ve imam hatip okullarında çocukların ve gençlerin beyinlerinin yıkandığını, şimdi aynı işin tüm eğitimde yapıldığını” söylüyor!
Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırıların, belli bir süredir bu tür söylemleri daha yüksek sesle dillendiren laik literatilerin sözlerinden sonra gerçekleşmiş olmasına dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Emre Kongar’ın yazısını şöyle bitirmesi bana oldukça ürkütücü gelmişti: “Hiç merak etmesinler, demokratik rejimin nakavt olup tümüyle sesinin kesilmesi yakındır.” (!) Kongar, ister darbe imasında bulunmuş olsun, isterse AKP’lilerin veya “dincileri”n demokratik-laik rejimi nakavt edeceklerini kastetmiş olsun; buradaki “tersinden tehdit” havası, ürkütücüdür
Elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin: Bu ülkede yaklaşık 100 yıldır “dayak yiyen” kim?
Evet, bu milletin tarih yapmasını mümkün kılan büyük rüyalarını, Braudel’in deyişiyle “dünya-tarihsel” iddialarını ve ideallerini yok ederek, batılı seküler projeleri sorgusuz sualsiz tepeden monteleyerek bu milleti laik Batılıların karikatürü, ülkeyi de kendi kendini sömürgeleştiren tuhaf bir ülke yaparak Batı’ya “teslim” eden, böylelikle yok olmanın eşiğine getirenler kim/ler?
Laikliği pekiştirmek için düzenlendiği ve tam bir tezgâh olduğu anlaşılan, çorap söküğü gibi aydınlığa kavuşmaya başlayan Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi saldırılarında da son kez görüldüğü gibi, ülkeyi karıştırmaya çalışanlar kim/ler?
Ürktücü olan şey şu: Türkiye’de laikliğin pekişmesi adına, laik “aydın”lar öldürülüyor. Birileri de, bu işin gerçek azmettiricilerini bildikleri hâlde, bizi aptal yerine koyarak, dikkatlerimizi, “dinci” süsü verilen taşeronlara çekiyorlar: Ortaya çıkan şey, ülkenin karışması ve kriz yönetimi oluyor. Ülke, kriz durumlarından medet umularak yönetiliyor. Bu, çok tehlikeli bir şey. Tam bir akıl tutulması hâli yani.
Batılı düşünürlerin çoktan aştıkları pozitivizmi, çatır çatır tartıştıkları laik aydınlanma düşüncesini kutsayan literatileri, ülkeyi çıkmaz bir sokağın eşiğine sürüklediklerini hatırlatmak için ciddiye alabiliriz yalnızca!
Laik literatilerimizi, laiklik misyonerliği’ne soyunarak Batılıların karikatürü olmak ve “gönüllü acentalığı”nı yapmak yerine, hiç olmazsa, artık kendilerini ciddiye almaya, söylediklerini ve eylediklerini gözden geçirmeye; kaba oryantalist ve anakronik pozitivist gözlüklerini çöp tenekesine atarak bu toplumla bütünleşmeye, bu toplumun derinlikli medeniyet iddiası ve rüyasını yeniden benimseyerek özgürleşmeye davet ediyorum.
Yusuf Kaplan'ın yazısı da böyle.. Bu analize menfi bir şey söylenebilir mi? Muhakkak söyleyenler olacaktır. Ama ben kesinlikle Yusuf Kaplan'ın söylediklerine katılıyorum. "Zihni iğdiş edilmiş" sözüyle kastettiğim tam da bu şekilde kendi kendini sömürgeleştiren aydın müsveddeleridir. Eklemlenme meraklısı olanların bu "aydınlanma" gayretleri bütün hızlarıyla devam ediyor. Bari takip ettiklerinin bugünkü fikrî yapılarından haberdar olsalardı. 200 yıldır bir netice vermeyen bu maceranın, bu anlayış ve geçmişe bakışla, ne bugün ne de gelecekte bir netice vermesi beklenemez. Batının bizi görüp tanımladığı oryantalist bakışı sahiplenerek aynı açılardan kendi medeniyetine bakan "bilimadamları" nı gördükçe derin bir üzüntü duymamak elde değil.
Sömürgeci aydınlarının artık gözlerini açmaları dileğiyle..
Konu: kınıyorumm
şimdi kongar'ı anlayamayacak biri olduğunuz yazınızdan da çok açık bi şekilde görülmekte fakat hiç utanmazmısınız sizler böylesine cahilce bilmediğiniz konular ve şahıslar hakkında böylesine açıklamalar yapmaya..ben de bunu anşlamıyorum gördüğünüz gibi herkesin anlayamadığı noktalar var!!!!1
Bağlantı »
Konu: :)
Ellerinize sağlık. yazılar pek yerinde oturmuş:)
Bağlantı »
Konu: :)))
o kadar uzun yazamam da... adam bağnaz, yobaz, ve muhtemelen sabatay...Barlasla programları çok hoşumuza gidiyor, kongarın nasıl bozulduğunu görmek için eşimle rastladıkça izleriz...bazan kahkaha bile atarız...:)))
Bağlantı »
Konu: merhaba
Ben Allah'ın yarattığı hayvanlara saygı duyarım... Ama Türkiyede yaşayıp müslüman gibi davranıp sonrada hristiyan propagandası yapar gibi bir kitap yazan insan saygı duymam
Bağlantı »
Konu: Yeni adrese gel
Bekir Ağabey,
Fikri Bey'in yazısı çok hoş olmuş.Sabah sabah güldürdü beni.
Artıık yeni adrese gel ağabey, bu dükkanda kimse yok :-)
Düzenleyen GELENEK gün: 12/6/2006 saat: 06:42
Bağlantı »
Konu: MEvzu ile ilgili bir yazi
Bir "Emre Kongar Nedir" baslikli yazi daha; ama icerigi sadece %25 Kongar.
http://www.yenisafak.com.tr/fikriakyuz.html
Bağlantı »
Konu: Tam üzerine bastınız
Bekir Bey Ağabeyim,
Tam üzerinize bastınız ayağınızı çekiniz. :-)
Bağlantı »
Konu: Korkak alıştırmayın kalemi :-)
Müzmin Bey,
"Neyse, ben de cumle icinde bir yerlerde epistematik, epistomoljik filan kelimelri kullanasam anlasilamiyorum anlasilan "
:-) Kullanım canım kaleminizi korkak alıştırmayın.. :-)
S.Öztürk
Düzenleyen GELENEK gün: 10/6/2006 saat: 08:00
Bağlantı »
Konu: Her ne Ati ise..
Valla ben bu adamin digeratimi, literatimi libercimi, nematimi oldugunu bilmem ama ne entellektuel nede aydin oldugu konusunda mutabakata katiliyorum. Ne kitabini okudum, nede yazilarini (eh herhalde benim de literati falan olmadigim faas edilmis oldu, zaten malum degildiyse). Ama boluk porcuk notunu vercek kadar bilgi edinebildim. Birkac sene once bir kose yazisi okumustum adin anmak dahi istemedigim brinin. Kongar Hoca'nin yaptigi bir sosyal etudden bahsediyordu. Istanbul'daki kamuoy arastirmasnda "kac kisinin Mersedesi oldugu" gibi "egilimleri" arastirmis bu dehamiz; gidip kayitlara bakmak yerine. "bunda ne varki, belki sadece halkin verdigi cevaplari veri ile karsilastiriyordu" diyecek olursaniz onuda dusunmems degilim. Bu bir kitle psikolojisi degil sosy-ekonomik etud imis, hatirladigim kadari ile.
Son olarak Guru'yu "Yorum Farki"(?) programinda izlemistim, ancak 15 dakika tahammul edebildim. Soyle bir diyalog gecti Barlas ile arsinda.
Kongar- Bunlar dogrulardir.
Barlas-Sizin dogrulariniz.
Kongar-Yok, mutlak dogrular (mutlak kelimesinden emin degilim, o mealde birsey); bunlar tarihi dogrular..(konustuklari konu laiklik idi dogru hatirliyorsam-yani soyledikleri fikir idi "veri" degildi)
Bir zaman bir politikaciya "bu Mesut Yilmaz'in nesi varki Ozal gibi bir deha onu adam yerine koydu" sorusunu sordugumda "Kumar oynar, yavas konusurm, gozlukludur" denmisti. Bende ondan esinlenerek Kongar icin soyleyecegim: Fular takar, gozlukludur, keci sakallidir" diyeyim. Ha birde "laikcidir" tabii..yoksa "entel libos" tan esinlenerek "entel fasist" mi deseydik.. Neyse take your pick :)
Bağlantı »
Konu: ad hoc di-versiyon
"Literati ile entellektüel aynı şey değil yani.. "
Ayni seydir demedim. Ama, 'literati'nin ne oldugunu bilmeyen adamin 'literati' bile olamayacagindan hareketle, entellektuelizm hakkinda da lakirdi edememesi gerekir.. dedim.
Kisacasi, Yusuf Kaplan birinci kademeyi bile gecmis sayilmiyor.
Neyse, ben de cumle icinde bir yerlerde epistematik, epistomoljik filan kelimelri kullanasam anlasilamiyorum anlasilan :)
Bağlantı »
Konu: Literati entellektüel demek değildir.
Müzmin Bey,
"""""""""
OK de, o zaman sizin "Sömürgeci aydınlarının artık gözlerini açmaları dileğiyle.." deyisiniz nereye oturuyor... Islerini daha iyi yapmalarini mi istiyorsunuz? :)
"""""""""
Herhalde dayanamamış olacağım ki asıllarına rücu etmelerini ummuşum :-)
"""""""""
Eyvallah.. Burada isim yazmak mumkun degil; ya site ismi, ya da isim.. ama, ikisi birden mumkun degil..
Bir de, nicin linki buyuk harflere cevirdigini anlasam..
"""""""""
Az kaldı, wordpress'i deniyorum.Oraya kapağı atacağım inşaallah.
"""""""""""
Ayrica, Yusuf Kaplan (her kim ise) sizin linkini verdigi yazida bir suru luzumsuz lagaluga etmis.. en basta da 'literati' konusunda dedikleri:
"""""""""""
Yusuf Kaplan'ı çok iyi tanımıyorum.Yenişafakta yazıyor.Uzun yıllar İngiltere'de yaşadığını biliyorum.TV5 inde genel yayın yönetmeni. Çevirileri var.Zannediyorum kitapları da var.Ama ben okumadım. Bu yazısındaki düşüncelerine ben katılıyorum.
Literati'yi Şerif Mardin'e atfla kullanmış. Mardin'in literati kelimesini "Türkiye'de entelektüel yok; yalnızca literati var" şeklinde kullanması bu kelimenin anlamına güzel vurgu yapıyor. Literati "Entellektüel" tabirinin altını doldurmayan bir kavram olarak görünüyor.Okumuş-yazmış ama entellektüel sayılacak kumaşta değil gibi.
Mesela Radikal'de H.Bülent Kahraman şöyle kulanmış :
"Batı'da aydın deyince 'entelektüel' anlaşılıyor. Oysa ona yakın duran ve bizim gene aydın diye çevirdiğimiz bir kavram daha var: 'literati'. Bu, geniş anlamda okur yazar, eğitimli, meslek sahibi insan anlamına geliyor. Cumhuriyet'in asıl savunucusu, destekçisi bunlar."
Prof. İsmail Doğan'da "Tanzimatın iki ucuna takılanlar" adlı makalesinde literatiyi aynı anlamda kullanmış :
"Dahası monografik yaklaşımların dışındaki çabalar her an dönemleri tekeline alan literati erbabının toptancı tercih ve değerlendirmelerinin kabulü ve benimsenmesine neden olabilecektir. Gerçekte böyle bir gelişmenin varlığı Türk aydınının neden Tanzimat'tan beri literati düzeyini aşamadığını da açıklamaktadır.
Bilgiyi kendi cemaatlerinin konum ve çıkarlarının uygun olarak tasarruflarında bulundurma geleneği literatinin korunma ve sürdürülmesinin en önemli yöntemlerinden biri olarak işlemiştir. Bu epistematik gelenek kendi döneminde olduğu gibi gelecekte de literatinin etki alanını ve süresini de belirlemektedir. Epistemik geleneğin söz konusu gücünün gelecekteki hayatiyetini ise literatiye teşne ve amâde çömezler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Aynen bunun gibi Kâni Paşazade Ahmet Rıfat Bey'in ağzı ve üslubuyla Ali Suavi'ye hücum edenler gerçekte Tanzimat literatisine hizmet etmektedirler."
Ünsal Oskay da Neşe Düzel'e verdiği röportajda literatiyi şöyle kullanmış :
"Entelektüel olmak bu sorunu fark etmek demektir. Bu sorunu fark etmeyen de entelektüel değildir. O, olsa olsa 'literati' olur. Okuryazarlığı olanlara 'literati' denir. Literatiden noter olur. Sütun yazarı olur. Formatı 36 ülkede geçerli olan bir televizyon programını buraya getiren organizatör olur. Literati dil bilir, iyi giyinmesini bilir, şakalaşmasını bilir. Ama "ben neyim" gibi düşünceleri aptallara mahsus şeyler zanneder."
Literati ile entellektüel aynı şey değil yani..
S.öztürk
Düzenleyen GELENEK gün: 10/6/2006 saat: 07:17
Bağlantı »
Konu: Semi-literati literati
vvvvvvvvvvvvv
Bu hatayı düşünürken aklımdan "acaba bu zihniyet 'sömürge aydın'lığını aşıp 'sömürgeci aydınlığı' konumuna yükselmiş sayılmaz mı?" diye geçti.
^^^^^^^^^^^^^
'Somurgeci aydin'dan kasdinizi 'somurucu aydin' ise bunu oyle yazsaniz daha anlasilir olur. 'Somurgeci aydin'dan benim anladigim, 'somurge kuralim, somurge sahibi olalim' filan diyen aydinlar olur.. Boyle bir mahluk burada hic yasamis degil; dolayisi ile, yeni bir irk filan buldugunuzu dusunurum, o zaman.
Sizin aslinda soylemek istediginizin 'somurtucu aydin' filan oldugunu saniyorum, ki yanlis bir tespit olmazdi.
vvvvvvvvvvvvv
Dikkat ettim aynı tabiri yazımda daha yukarıda da kullanmışım.Yani artık ben bu zihniyeti böyle görüyorum herhalde. Farketmeden bizatihi sömürgecilerden bahseder gibi bahsetmişim.
^^^^^^^^^^^^^
OK de, o zaman sizin "Sömürgeci aydınlarının artık gözlerini açmaları dileğiyle.." deyisiniz nereye oturuyor... Islerini daha iyi yapmalarini mi istiyorsunuz? :)
vvvvvvvvvvvvv
Mesajınızı isimsiz göndermişsiniz isminizi/blog linkinizi ekledim :-)
^^^^^^^^^^^^^
Eyvallah.. Burada isim yazmak mumkun degil; ya site ismi, ya da isim.. ama, ikisi birden mumkun degil..
Bir de, nicin linki buyuk harflere cevirdigini anlasam..
Ayrica, Yusuf Kaplan (her kim ise) sizin linkini verdigi yazida bir suru luzumsuz lagaluga etmis.. en basta da 'literati' konusunda dedikleri:
vvvvvvvvvvvvv
Literati; ezbere konuşan, yani bildiklerini mutlaklaştıran, bilmediklerini ise yoksayan; dolayısıyla aklıyla ve özgür iradesiyle değil, yalnızca hisleriyle (=vaziyeti kurtarma güdü/m/leriyle) hareket eden bir figürdür.
^^^^^^^^^^^^^
Bu parmagi yanaginda dusunur parlak cocuk yukarida tarifledigi seyin kendisini tarifledigini yazmagi unutmus.
Cunku, 'literati'nin tanimindan bihaber atip tutuyor. 'Literati'nin kisa karsiligi 'The literary intelligentsia' yani 'murekkep yalamis munevverler' (okur yazar aydin tabaka)..
Sunu soyleyebilirim galiba: Yusuf Kaplan isimli o yari-cahil cok zorlarsak belki 'literati' sayilir. Ama, entellektuelizm uzerine laf edecek birisi degil.
Düzenleyen GELENEK gün: 10/6/2006 saat: 06:48
Bağlantı »
Konu: Davetiye
Çaya bekleriz efendim!
jazzetta.wordpress.com
(Onca telaşemin ve sıkıntımın arasında bi de böyle bir halt karıştırdım sevgili dostum! Yazılarınızla ilgili yorumlar yapacağım ama az biraz müsaade.)
Bağlantı »
Konu: Davetiye
Çaya bekleriz efendim!
jazzetta.wordpreess.com
(Onca telaşemin ve sıkıntımın arasında bi de böyle bir halt karıştırdım sevgili dostum! Yazılarınızla ilgili yorumlar yapacağım ama az biraz müsaade.)
Bağlantı »
Konu: İsimsiz
Müzmin Bey,
Mesajınızı isimsiz göndermişsiniz isminizi/blog linkinizi ekledim :-)
syg.
S.Öztürk
Bağlantı »
Konu: Evet, 'sömürge aydını'
Müzmin Bey,
Zaman zayi etmek konusunda çok haklısınız.
A.Kekeç'in linkini verdiğim "Olmamış Hoca" başlıklı yazısını okudunuz mu bilmiyorum.Orada Kekeç şöyle diyordu :
"Nereye gitsem karşıma çıkıyor. En son Ankara-İstanbul uçağında gördüm. Taksim otobüsünde de görmüştüm. Nereye gitsem o... Otobüste, parkta, kafeteryada, kitapçıda... Hatta, bu gibi durumlar için pek de elverişli bir ortam sayılmayan takside de görmüştüm. Daha doğrusu, taksiden inen beyefendi kılıklı adamın elinde görmüştüm.
İkide birde karşıma çıkan "şey", bir kitap.
Bu kitap, değerli sosyolog-amatör tarihçi Emre Kongar'ın imzasını taşıyor"
O gün Kekeç'i okuyunca aynı şekilde ben de Kongar'ın kitabının olurolmaz yerlerde karşıma çıktığını hatırladım.Kitapla her karşılaşmamda zaten sinir olduğum bu tip "aydınlanmış" aydınların, genç zihinleri de aynı şekilde "aydınlatma" çabasına üzülüyordum.Yazıyı yazmak, daha doğrusu bir kaç alıntıyla bu zihniyetten çok kısa bahsetmek için Kekeç'in yazısı da tevafuk oldu diyebilirim.
YK'ü "pek takdir etmem" dediğimi hatırlamıyorum.:-D YK "bazen" sebep-sonuç ilişkisi kuracağım derken kantarın topuzunu kaçırıyor.Bkn.İ.haldun.:-) Yoksa YK ile birçok konuda -özellikle sabataistler- çok farklı düşünmüyorum.Neyse konuyu dağıtmayalım.:-)
"Sömürgeci aydınlar" ın doğrusu evet "sömürge aydınları" olacak.hatalı yazmışım.Dikkatinize teşekkür ederim.
Bu hatayı düşünürken aklımdan "acaba bu zihniyet 'sömürge aydın'lığını aşıp 'sömürgeci aydınlığı' konumuna yükselmiş sayılmaz mı?" diye geçti.
Dikkat ettim aynı tabiri yazımda daha yukarıda da kullanmışım.Yani artık ben bu zihniyeti böyle görüyorum herhalde.Farketmeden bizatihi sömürgecilerden bahseder gibi bahsetmişim.
Acaba bu çok mu insafsız bir tutum ? --işin 'öz' üne ve bu millete reva görülenlere bakarsak, hayır.
S.Öztürk
Bağlantı »
Konu: Akım derken akım desek...
Oooofff, of.. Ben de yapiyorum, boyle cigeri bes para etmezler hakkinda yazi yazarak zaman ziyan etmegi..
Emre Kongar'i sevip sevmemek kisiye kalmis, ama, begenmek? NAmumkun..
Neresinden baslayayim? Hic. Hic bir yerinden baslamaga niyetim yok. Siz, pek de takdir etmeseniz bile, Yalcin Kucuk'un bazi analizleri isabetli gorunuyor. Bunlardan birisi de sifir yetenekli fakat hep tepelerde olanlari belli bir zumreye ait saymak icin ortaya koydugu arguman ve analizler..
Emre Kongar iste bunlara tipik bir ornektir. Baska da yuzlerce hatta binlerce ornegi var. Yakin akraba evliliklerinin bu tur seylere yol acabildigini (hem sifir yetenek, hem de 'nepotism' yani akraba kayirmacilik) pek de guzel anlatir YK..
Neyse. Daha fazla vakit kaybina yol acmadan, sizin en son cumlenize bir goz atmak isterim. Soyle diyorsunuz:
"Sömürgeci aydınlarının artık gözlerini açmaları dileğiyle.."
Eminim 'somurgeci aydinlar'in gozlerini daha bir acmalari iyi olurdu --daha verimli somurebilmek icin faydalidir--, ama, zannedersem sizin demek istediginiz 'somurge aydinlari' idi..
Yanlis tahmin ediyor da olabilirim tabii ki ;-0
Düzenleyen GELENEK gün: 9/6/2006 saat: 07:53
Bağlantı »