« Önceki | Sonraki »

25/5/2006

"En büyük asker bizim asker"

Bugün çok duygulu bir atmosfer yaşadım. Çok sevdiğim bir arkadaşımın kardeşini askere uğurladık. Gerçi teslim zamanına daha var ama uğrayacağı başka şehirler ve bitirmesi gereken işleri olduğu  için taze doktor kardeşimizle biraz erken vedalaşmak durumunda kaldık.

 

Öğleden sonra otogara geldiğimizde ortalık ana-baba günüydü. Mayıs tertibi normal  asker sevkiyatı  ile çakıştığı için otogarın tamamı askerdi. Askerimizi unutup, etrafı gözlemlemeye başladım.  Her çeşit insan vardı. Varoşlardan, civar köylerden, sosyetik semtlerden anne baba ve diğer akraba-i tâlukat evlatlarını uğurlamak için yerlerini almışlardı. Askerler de çeşit çeşitti haliyle. Doktorundan, tamirci kalfasına, tezgahtarından çok lüks bir jeeple  gelen sosyete çömezine kadar çeşit çeşit asker. Tam bir kozmopolit ortamdı. Bir Türkiye fotoğrafıydı karşımda olan.

 

Annelerin kimisinin elinde Yasin cüz'ü, kimisinin elinde tespih, kimisin de dudaklarında dualar vardı. Tabii ki gözlerinde de yaşlar. Çocuklarını askere "Peygamber ocağına" gönderiyorlardı. Bir yandan da davullar ve zurnalar çalmaya başladı. Taze askerler halay çekmeye koyuldular. Sanki düğüne gidiyormuş gibi. Etrafıma baktım; annelerin çok büyük çoğunluğu başörtülü/türbanlıydı. (Bu ikisinin farkını hala  anlayamadım) Aklıma;  biricik evlatlarını askere düğüne gönderir gibi gönderen, davul-zurna gibi  geleneksel bir "mutlu gün" sembolünü uzun bir hasret dönemi öncesinde coşkuyla kullanan, bir yandan da dillerinde dualar, gözlerinde yaşlarla  "peygamber ocağı" na evlat verme gururunu yaşayan insanlarımıza reva görülen muamele geldi. Bu çocuklar zorunlu askerlik için başörtülü annelerinden dolayı muaf tutulmuyorlardı ama en basit rütbe olan uzman çavuşluk başvurusu için kendilerinden annelerinin "başı açık" fotoğrafı isteniyordu. Başı açık fotoğrafı "birşekilde" halletse bile arşiv araştırmasında başörtülü bir annenin çocuğunun olumlu not alması ve uzman çavuşluk dahil herhangi bir rütbede muvazzaf asker olması hemen hemen imkansızdı. Birden içimin kavrulduğunu hissettim,  garip bir burkulma sardı bedenimi, gözlerim doldu.

 

Nihat Genç "Türk milleti Fevzi Paşa'dan sonra ordusuna küsmüştür" demişti bir söyleşisinde. Ama buradaki  tam tersi bir manzaraydı bence. İnsanlar bırakın orduya küsmeyi kendilerine bu muameleyi yapanlara bile küsmemişlerdi sanki. Küsmüş olsalar bu coşku ne ile açıklanabilirdi ki?  Küsen onlar değil de kendilerine bu muameleyi yapan zihniyet miydi acaba? Bu meseleyi sağlıklı bir biçimde düşünüp bir yere oturtmak zor. Çünkü bir noktadan sonra akıl ve mantık bu sorunun içinden sıyrılıp gidiyor. Çünkü mantıkî bir düşünme biçimi ile bu durumu anlayamıyoruz. Neden böyle olduğunu düşünsek, bu halkın çoğunluğunu oluşturan insanlara yine bu halkı korumakla görevli kendi ordusunun; kendi evlatlarından müteşekkil ordusunun,  niçin böyle davrandığını sürekli sorsak da bir cevap bulamıyoruz. Bulduğumuz cevaplara da inanmak istemiyoruz; çünkü cidden bu cevaplar bize acı veriyor.

 

Otobüsler kalkmaya başlayınca gözyaşları alkışlara karıştı. Gözyaşlarım artık gözlerime sığmıyor taşmaya çalışıyordu, kendimi zor tutuyor, dudaklarımı ısırıyordum.

 

Bu halet-i ruhiye ile arabama giderken  bir ses yankılanıyordu kulaklarımda : "En büyük asker bizim asker, melekler seni korur asker"

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

6 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: Hande E. | Tarih: 2006-05-27 20:53:22
    Konu: Bir "Biz" Var ... "Öteki"nden İçerü!
    Aslında hâlâ bir "biz" var. Mesele bizim o "biz"i kavrayamayışımızda çünkü "biz"i bilmek için "öteki"ne ihtiyacımız var. Oysa biz "öteki"ne hiçbir zaman dikkat etmedik. Hakikati mülkümüz sandık; onun da insan emeği gerektirdiğini unuttuk. Hakikat bizimle mukayyet değildi... O yerinde kaldı biz dağıldık. Biz"i yeniden bulmak için "öteki"ni iyi tanımalıyız. Aramızdaki uçurum hiçbir şeyin dolduramıyacağı kadar derin ; o derinlik boyutunda bir "biz" var demektir bu. Onu olduğu gibi görebilirsek...
    Selemlar, Saygılar...
    Hande E.

    Bağlantı »

  2. Yazan: isimsiz | Tarih: 2006-05-26 00:41:33
    Konu: Sevdigim sut annem
    "Ben çocuklara üzülmüyorum aslında.Benim üzüntü duyduğum nokta yazımda belli.."

    Ama, ben sizin yazinizda gecen cocuklara degil, sut annelerinden uzak yasayan sehir cocuklarina uzuluyorum.

    Zaten, mutlaka farketmissinizdir, benim yazim asker adaylari ile tamamen kelalaka bir seydi ;-)

    "Siz bir ara "hafızam iyi değil, kolay unuturum" mealinde birşeyler söylemiştiniz.Ama görülüyorki "Kurban" tartışmamızdaki şehirleşmenin getirdiği zorluklarla ilgili konuşmalarımızı "zımnen" hatırlatarak unutkan falan olmadığınızı gösteriyorsunuz. :-)

    Sizden korkulur.. :-)"

    Yok canim.. mubalaga ediyorsunuz. Asil kimden korkulur konusuna iyi birer baz hem hem sizin hem de Bekir beyin benimle ilgili hafizalariniz.. :-)

    Bağlantı »

  3. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-25 18:25:34
    Konu: Şizofrenik durum..
    Bekir Bey ağabeyim,

    Benim üzüntüm de sizinki ile aynı. tepkimiz ve hislerimiz radikal veya değil, mevcut durum ortada zaten. Ve elden gelen bir şey yok yazık ki..

    Nihat Genç "Türk milleti Fevzi Paşa'dan sonra ordusuna küsmüştür" sözünün devamında da "ama bu geçici bir durumdur, milletler tarihinde 30-40 yılın kıymet-i harbiyesi yoktur" demişti. Ben bu söze inanıyorum ve diyorumki kendi halkına ve onun değerlerine yabancılaşmış zihin yapısı zamanla değişecek.Bu şizofrenik durum sürekli olamaz.Bu değişim iki yönden olabilir.Ya bu milletin inançları ve değerleri değişecek yada bu milleti yöneten/koruyan zihinler. Birincisi zor ihtimal çünkü eğer olsaydı şimdiye kadar olurdu.200 yıllık proje tutmadı, tutmuyor. 28 şubat dönemindeki Allah'a, Peygamberimize , İslam'a, Bedir sahabelerine yapılan ağıza alınmayacak hakaretleri biliyorsunuz.O hakaretleri yapanlar unutuldu ama bu insanların inançları yükselen değer olmayı sürdüyor. Toplum mühendisliği her konuda sökmüyor.

    Neyse bu konu netameli, bende fazla devam etmeyeyim..

    Bağlantı »

  4. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-25 18:09:42
    Konu: Şehirleşmenin Bedelleri!..
    Müzmin Bey,

    "Nitekim, ben, kendi sut annesinin etini yemislerdenim.. gerci ben hic hatirlamiyorum, cunku cok kucuktum, ama, afiyetle yedigim soylenir.. :-)"


    :-) :-)

    Eh afiyet olsun.. :-)

    "Isin dogrusu, simdiki cocuklarin, sevdiklerinden bu kadar uzak olmalarina uzulmuyor degilim. Ama, ne care.. Sehirlilesmenin bazi bedelleri var ;-) "

    Ben çocuklara üzülmüyorum aslında.Benim üzüntü duyduğum nokta yazımda belli..

    Siz bir ara "hafızam iyi değil, kolay unuturum" mealinde birşeyler söylemiştiniz.Ama görülüyorki "Kurban" tartışmamızdaki şehirleşmenin getirdiği zorluklarla ilgili konuşmalarımızı "zımnen" hatırlatarak unutkan falan olmadığınızı gösteriyorsunuz. :-)

    Sizden korkulur.. :-)

    S.Öztürk

    Bağlantı »

  5. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-25 11:06:48
    Konu: Millet ve asker: Uncele Tom sendromu?
    Suat Bey Kardesim,

    Bu mevzu da benim fazla hassas olduklarimdan. Bu hassasiyetim bir kardesimin aske emeklisi olmasindan degil, sizin yazinizdaki cinsten; sadece daha radikal. "What's the news" ha?

    Ben ordunun bu unku hali ile bir "isgal ordusu" oldugunu soyledim biryerlerde. Gecen Muzmin Bey, Mustafa Bey'in sitesinde "sahi kurtulus savasini biz kazanmisti degilmi" soruma tipik yaklasimi ile mealen "biz derken kimi kastediyorsunuz" demisti. Maalesef artik Turkiye'de yasayan insanlar (bakin bu ifadeyi kullanmam dahi soyleyecegimin guzel bir ornegi) kendimizi tanimlarken bu cografyayi [paylasma disinda hangi ortal ogeden bahsedebiliriz. Bizim ilkukul yillarimizda "millet" tanimi "dil birligi, din biligi, ulku birligi, kultur birligi" sayilirdi. Fazla degil 35-40 yil oncesi. Siyasal bilimci olan diger kardesim "Iran bizim tabii rakibimizdir" dedigi zamanda "biz kimiz" demistim; hangi tasavvur ve tahayyuldeki "biz" in tabii rakibi. Ordu'yu ben bir cahile tanimlarken "bakin o sizin bodyguardinizdir" (mealen) demistim. O sizi yargilayamaz, sizinle kavgali olamaz, sizi yola falan getiremez; sizi oldugunuz gibi korumakla yukumlu; ustelik sizin cocukariniz kullaniliyor bu koruma isinde. Ekmegini, istedigi cicilei, silahini siz veriyorsunuz. Bir dusunun sizin o silahin korkusu icinde yasadiginizi. Durum budur maalesef.

    Bu "millet-asker" duygusal iliskisnin tarihi, sosyopsikolojik, manevi nedenleri oldukca karmasiktir. Fazla nesnelde olmasa da benim akilma su anda Tom Amca geldi. Kendine kopek muamelesi yapan sahibine nefret etme kaabiliyetine sahip degildi Tom Amca. Simdi yazdigim paragrafi sildim. Bir yoruma bu kadar radikal ifade yeter. Bunuda post etmezseniz darilmam.

    Selam ve muhabbetlerimle

    Bağlantı »

  6. Yazan: http://muzminanonim.blogspot.com/ | Tarih: 2006-05-25 08:52:29
    Konu: Kinali koc..
    "Nihat Genç "Türk milleti Fevzi Paşa'dan sonra ordusuna küsmüştür" demişti bir söyleşisinde. Ama buradaki tam tersi bir manzaraydı bence. İnsanlar bırakın orduya küsmeyi kendilerine bu muameleyi yapanlara bile küsmemişlerdi sanki."

    Bu guzel satirlara kuddum olmak haddime degil tabii.. Dolayisi ile, bizim baska nice guzel geleneklerimizden birisi olan, kurban bayramindaki kinali koclari hatirladim birden. Ev haki, hep beraber kendi elcagizimizla alnina, sirtina, kuyruguna kina ya da en az onun kadar hos ve albenili renlker surerdik... Emr-i Hak vaki olduruldugunda da uzulurduk tabii, ama, bu bizim kurban etine bri karsi durusumuza yol acmazdi. Hala daha acmaz.

    Nitekim, ben, kendi sut annesinin etini yemislerdenim.. gerci ben hic hatirlamiyorum, cunku cok kucuktum, ama, afiyetle yedigim soylenir.. :-)

    Isin dogrusu, simdiki cocuklarin, sevdiklerinden bu kadar uzak olmalarina uzulmuyor degilim. Ama, ne care.. Sehirlilesmenin bazi bedelleri var ;-)

    Bağlantı »