« Önceki | Sonraki »

18/5/2006

Güzel sesli Anchorman

Ahmet Kekeç(*) Yeni Şafak 'ın sivri kalemlerinden. Çok hoş, nükte ve hicivlerle dolu yazılar yazıyor.Kekeç'in bazı favorileri var. Ali Kırca, Emre Kongar, Bedri Baykam gibi. Kekeç 28 Şubat'ın puslu günlerinden bu yana Ali Kırca'ya yönelik kaç yazı yazdı bilinmez. Ama Ali Kırca duruşunu bozup  bir tek cevap vermedi. Ne Ahmet Kekeç'e ne de hakkında yazı yazan onlarca yazara. Bu hayreti mucip birşey. Gerçi ne cevap verecek böyle bir süreçte rol aldığı için, ama o ayrı bir mesele.  Ahmet Kekeç 17 Mayıs tarihli "Sabah Şekerleri'nin 28 Şubatçısı" başlıklı yazısında Kırca'nın bu tavrına  "taammüden efendilik" diyor. Bunu okuyunca beni bir gülme tuttu.. "Taammüden cinayet" bildiğimiz şey ama "taammüden efendilik" pek rastlanan bir tabir değil. 

 

Emre Kongar'da sık sık Ahmet Kekeç'in köşesine konuk olmasına rağmen, ondan da bir cevap gelmiyor. Veya en azından ben Kekeç'in köşesinde "Sayın Kongar, gönderdiği açıklamada...." gibi bir yazıya hiç rastlamadım. Kekeç, Ali Kırca ile ilgili yazısında Emre Kongar'ı da aradan çıkartmış. Yazıya yukarıda link verdim ama, buraya alıntılamak daha hoş olacak :

 

Kimden sözettiğimi aramaya kalkışmayın; önceki gün kısık sesle haberleri okurken yakalanan güzel sesli anchorman Ali Kırca'dan sözediyorum.

 

Bu Ali Kırca meselesi, ciddi bir meseledir.

 

Esasında sevimli bir adam... Ona kızamazsınız. Tolerans boşluklarına sızan ve orada kendini unutturan bir adam. İnsanlarda "tolerans boşlukları" vardır. Bu nasıl bir şeydir bilmiyorum ama, herhalde böyle bir şey vardır. Ali Kırca, o boşluklara sızmakta mahir. Sanki hep tolere edilmiş, hep hoşgörülmüş, hep kollanmış. Hakkını da teslim etmek lazım; iyi bir haberci, daha doğrusu iyi bir televizyoncu. Sesi de, nasıl derler, itimat telkin ediyor. Ses değil de, "Bu adam yalan söylemez, bu adam manipüle etmez, bu adam çarpıtmaz, bu adam iyi bir adam" dedirten tınılar resmi geçidi...

 

Efendi de bir adam.

 

Fakat ben, bu efendilikte sınır tanımaz adamı gördüğümde, Haşmet Babaoğlu'nun yerinde ifadesiyle, "ruhum buruşuyor", darlanıyorum. Aynı şey, "Tarihimizle Yüzleşmek" diye bir kitap yazmış bulunan, ama "tarihle yüzleşme fırsatı" sayılabilecek olaylarla ilgili (sözgelimi Mustafa Suphi olayı, Ali Şükrü Bey olayı, Halit Paşa cinayeti, 1938'de Meclis'e yapılan darbe) tek kelime yazmayan, yazmamayı başaran Emre Kongar'ı gördüğümde de oluyor. Bedri Baykam'da da oluyor. Bu adamlar niye böyle?

 

Kaç kez Ali Kırca'ya, "Hukukun tepetaklak edildiği, kuvvetler ayrılığı ilkesinin hiçe sayıldığı o netameli ara dönemde niçin Siyaset Meydanı'na ara verdin? Niçin insanlara konuşma, kendilerini ifade etme imkanı tanımadın? Niçin 28 Şubat'ın gizli onaylayıcısı konumuna düştün?" diye sordum. Kaç kez, "Eyvah, Siyaset Meydanı yeniden start alıyor... Bu hiç de hayra alamet değil!" diye yazdım.

 

Hiçbirine cevap vermedi.

 

Daha doğrusu, o bayıltıcı efendi duruşunu korudu. Bu efendilikte, "öteki"ni yok saymaya yönelik azami bir dikkat, bir özen, hakedilmemiş bir aristokrat tavır da yok değildi hani... Taammüden efendilik. Böylelerinden korkarım ben!

 

Zaten ne konuşacaktı ki? Bir gazeteye verdiği demeçte, "Bu kararların altına ben de imza atarım" demiş, 28 Şubat'ın gizli değil, açık onaylayıcısı olduğunu itiraf etmişti. Bir de "düğmeye basmakla" övünüyordu. Daha ne desin!

 

Tabii Ali Kırca, sadece iyi bir haberci değil, aynı zamanda duruşu olan bir sanatçı. Bir kaset yapmıştı. Bir de kitabı var. Güzel yazılar da yazıyor. Kitsch bir romantizm, bir tutam Tayfun Taliboğlu halkçılığı, bir fırt "Arkadaşım İbraam Çavış" devrimciliği. Nasıl derler, "damardan" veriyor. Öylesine kahredici. Ben gizli gizli şiir yazdığından da şüpheleniyorum.

 

Hatırlarsanız, "ses sanatçısı Ali Kırca" olarak şöhreti yakaladığı günlerde (haa, bir de "seksi erkek" seçilmişti), üşenmeden kalkıp sırasıyla haber bültenlerini, "sabah şekerleri"ni, talk showları, "kadın kadına"ları, bilumum müzik eğlence programlarını dolaşmış, o "detone" ve "devrimci" sesiyle türküler okumuştu.

 

Konuk olduğu her programda mutlaka aynı soru: "O güzel sesinizle bir türkü okur musunuz?" Sağolsun, kimseyi kırmamış, okudukça coşmuş, coştukça okumuştu. Bir de televizyon dizisinde görünmüştü; egemen düzeni yıkmaya çalışanların "koruyucu meleği" rolünde.

 

Fakat ben, bu çok faal, bu çok göz önünde, bu her mecrada cismini gösteren kişinin yaşadığından pek emin değilim. Ali Kırca bana sanal bir varlık gibi geliyor. Böyle biri hiç olmamış, hiç yaşamamış... Sadece suretini gezdiren, ismi var, kendisi yok bir adam. Kaç yıldır 28 Şubat'ı, Andıç'ı, postmodern darbeyi filan tartışıyoruz, Ali Kırca'nın ismi de bir şekilde bu tartışmalarda geçiyor, ama değerli anchorman "özenli suskunluğunu" koruyor.

 

Ekrem Dumanlı yazmıştı: "Bazı insanlar -üstelik isimleri zikredildiği halde- suskun kalmayı tercih ediyorlar; Ali Kırca için onca şey söylendi, yazıldı. Ağzını bıçak açmıyor. Her gün köşe yazısı kaleme alacaksın, TV programı yapacaksın ve ithamlar karşısında susacaksın!" Olacak şey mi?

 

Bu suskunluk "yaşayan" birinin tavrı mı, siz söyleyin?

 

Hayır, "sükût ikrardan gelir" demek istemiyorum. Sadece değerli anchormanı kendisiyle ve elbette tarihle yüzleşmeye çağırıyorum.

 

Belki biz yanlış düşünüyoruz.

 

Belki onun dünya ve hayat tasavvuru doğrudur.

 

Madem sesinle, sözünle, dalgalı saçlarınla kendini "kamu"ya açtın, bunu bilmek hakkımız.

 

Hasılı Ali Kırca'nın işi gerçekten zor. Yerinde olmak istemezdim.

 

(*)Ahmet Kekeç 1961 yılında Malatya'da doğdu. Yazı hayatına Aylık Dergi'de hikaye yazarak başladı. Aylık Dergi, Mavera ve Yöneliş dergilerinde hikaye, deneme ve eleştiri yazıları yayımlandı. 1985 yılında ilk hikaye kitabı olan "Son İyi Şeyler"i çıktı. Bir kısmı gazete yazılarından oluşan 10 kitabı bu dönemden sonra yayımlandı. Milli Gazete, Yeni Haber, Zaman, Vahdet, İmza ve Akit gazetelerinde muhabir, editör ve köşe yazarı olarak çalıştı. 15 yıldır gazetecilik yapıyor. Gazetelerde yazdığı yazılar MGV Gençlik Dergisi (1997) ve Türkiye Yazarlar Birliği (1997) tarafından ödüllendirildi. Son yıllarda çalışmalarını roman üzerine yoğunlaştırdı. Halen Yenişafak Gazetesinde yazmaktadır. Kitaplarının listesine buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

2 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-21 02:16:11
    Konu: Utanıyorum!
    Bekir ağabey,

    Vallahi haklısın demeye utanıyorum.Bugün evime gelen bir ustaya nabız yoklamak babında "ne olacak bu son olaylar , memleket nereye gidiyor?" dedim.

    Garibim usta diyorki "bu türban meselesi yoktu AKP çıkarttı" ben de "nasıl olmuş o iş bi anlat bakalım hele dedim" -bu arada cebinden de kıvrılmış bir gözcü gazetesi sarkıyor- "Yav" dedi, "başörtülülere kimse birşey demiyor ki onlar üniversitelere giriyorlar" Ben de "nerede giriyormuş söylede biz de bilelim" dedim "tık" yok. ekledim: "hem sen başörtüsü ile türbanın farkını söyle bakalım bana" dedim, yine "tık" yok. Kendi hanımı da kapalı onu biliyorum.hem kız hem erkek çocuğu da var.Dedim ki "ileride çocuğun askeri okula gitmek isteyeceği zaman bil ki annesinin başı kapalı diye almayacaklar, üniversite gittiğinde mezuniyet törenine hanımın giremeyecek, kızın bu başörtüsü ile okuyamayacak, bunu düşünmüyor musun?" dedim.Yine "tık" yok

    Uzatmadım, işime baktım.Yani adam hiçbirşeyin farkında değil.Farkında oldukları kısmı da tamamen yanlış şeyler.Ve bu kişi garibim bir usta, eşi ve kızı da kapalı.İşte böyle medya gücü ile kitleleri afyonluyorlar.bunu değiştirmek kolay değil elbet.İnsanın Cem Yılmaz gibi "eğitim şart" gibi klişe bir söylemden başka bir şey diyesi gelmiyor.Kartel gazetelerini alıyorlar, TV'leirini seyrediyorlar.Bir mütedeyyin tüccar arkadaşa gazeteliğindeki kartel gazetelerini sorarak "neden bu gazeteleri bulunduruyorsun, bunlar hergün dolaylı ya da direk senin mukaddesatına sövüyorlar" dediğimde " ya çeşit çeşit insan geliyor,bulunduruyorum" demişti. "O çeşitlerden biri de benim ver bakalım şurdan yenişafak ya da zaman" dediğimde, "onlardan almıyorum radikal kaçıyor" demişti.Gülmekle ağlamak arası bir hal aldığımı hatırlıyorum. Bunu ne ile te'vil edebiliriz ki? Günlük çıkarlar için değerlerini hiçe sayma kolaycılığı mı ? Özrü kabahatinden büyük. Bari hiç gazete bulundurma... Tabii bu kartele tepkim kartel gazetelerini okumayalım değil elbet.okuyalım ama bilinçli, karşılaştırma yapıp, teyid ederek okuyalım anlamında..

    Fakat yine de bilinçli ve "anadolu bilgeliği" denebilecek bir özelliğe sahip kitle de var.Bu da farkediliyor.Son olaylardan sonra temasta bulunduğum kişilerde bunu sezinliyorum.Çıkan ortak ses "ülkeyi karıştırmak istiyorlar" cümlesi.Son deree yerinde bir tespit.Her ne kadar kartelin yaşamasına sebep oluyorlarsa da sağduyusunu kullacakları yerde de(sandıkta) gereğini yapıyorlar.Türkiyenin çok partili demokrasi tarihi ve darbe sonraları seçimlerde ortaya çıkan tablo buna iyi bir örnektir

    Yine söyleyeyim, görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler..

    S.Öztürk

    Düzenleyen GELENEK gün: 21/5/2006 saat: 02:16

    Bağlantı »

  2. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-20 12:37:33
    Konu: Guzel sesli vatandas
    Ozturk Bey Kardesim,

    Birkac gun once bu konuda bir yorum yazmistim burada ama bir tknik sebepten dolayi post edemedim. Dogusu fazla birseyin kayboldugu fikrinde de degilim. Ali Kirca imis, M. Ali Birand ims baska bir Aydin Dogan (Dogan medyanin agizlarina Aydin Dogan'in teki zamirini kullanirim) Karamehmet veya Turgay Cinermis. Hepsi ayni takimin oyunculari; gorevlerini yapiyorlar. Maalesef milletteki suur eksikligi bunlarin yasamasina izin veriyor. Hurriyet'in tirajinin muhtemelen yarisi, bu kanallarinin reytinglerinin gene onemli bir kismi "mutedeyyin" yada "muhafazakar" denilebilecek kesimden geliyor. Kimse kendi elindeki gucun farkinda degil. Tesetturlu hanimlarimizi bicogu esarplarini, uzun paltolarini Vakko'dan aliyor. Bu konudaki soyleyeceklerimde yukarda Danistay mevzuundakilerden farkli olmayacak. Bugun moralim bayagi bozuk; burda kessem iyi olacak.

    Selamlar, muhabbetler

    Bağlantı »