« Önceki | Sonraki »

20/5/2006

Menfur Saldırı ve Özgürlükler

Bildiğiniz gibi Danıştay İkinci Dairesine menfur bir terorist eylem düzenlendi. Saldırıda üyelerden Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetti. Özbilgin'e Allah'tan rahmet, yaralılara da şifalar temenni ediyorum.

 

Olayı  duyduğumda ilk tepkim "inşallah şahsi, dava konusu bir meseledir"  olmuştu. Ama malesef kısa zamanda öyle  olmadığı anlaşıldı. Ne kadar da acayip bir memlekette yaşıyoruz. Olaydan  saatler sonra  siyasi rant peşinde koşanlar hemen renklerini belli etti.. Baykal  "Siyasete kan bulaştı" gibi dehşet verici açıklamalar yaptı, cenaze töreninde hükümet "katil" olarak sıfatlandı, zinde güçler göreve çağırıldı falan. Malum basın topyekün yayına başladı, itidal tavsiye edecekleri yerde yangına körükle gittiler.Tüm medya "hedef göstermekle" suçladıkları Vakit Gazetesi'ni aynı yöntemle "hedef gösterdi." Eğer Vakit'in yaptığı hedef gösterip "öldürün" demekse bunu basın, başbakana, müsteşarına, bürokratlara, milletvekillerine, başörtülü eşlerine, kızlarına, evlerine hatta kapının önündeki ayakkabılarına, TCDD memuruna, hastanedeki bayan doktara kadar hergün zaten yapıyor. Bu çelişkiyi hemen farketmelerini beklemiyorum ama bazılarının 28 Şubat sendromunu çok geç atlatmaları gibi "iş işten geçtikten sonra" kendilerine geleceklerinden endişeleniyorum.

 

Neyse bu bahs-i diğer.

 

Mesele nedir? Bantı biraz geriye saracak olursak; yine bildiğiniz gibi Danıştay İkinci Dairesi akıllara durgunluk veren bir karar vermişti aylar önce. Bir öğretmenin okul dışında bile başını örtmesini yasaklayan, ayrıca başörtüsünü "kötü örnek" olarak aşağılayan bir karara imza atmıştı. Hiçbir anayasal dayanağı olmayan, başörtüsü yasağı gibi ironik bir hadisenin mağdurları olan kitlelerin böyle bir karara tepki göstermeleri çok doğaldı. Tabii ki bu karar terörist bir eylemin gerekçesi asla olamaz. Lakin iş şapkalarımızı önümüze koyup düşünmemiz gerektiği gibi bir sonuca ulaşmışsa meseleyi tüm boyutlarıyla inceleme ferasetini gösterebilmeliyiz.

 

Bu çirkin cinayete bir provokasyon  yada kafası bozulan bir avukat tarafından işlenen münferit ve/veya organize, tepkisel bir saldırı olarak baksakta sonuç değişmiyor..Aslında salt "kafası bozulan bir müslüman-milliyetçi" senaryosuna  ihtimal vermesemde meselenin bu yönü genel manzarada incelendiğinde önemsiz kalıyor.

 

Diğer ihtimalde şu soruyla anlaşılabilir : Bu iğrenç saldırıdan kim ya da kimler faydalanabilir ? Zavallı başörtüsü mağdurlarının olmayacağı kesin. "Şu ülke karışsa da durumdan vazife çıkartsalar" diye ellerini avuşturup bekleyen şakşakçılar mı ? Bu noktayı çok iyi düşünmek gerekiyor. Birşeyler dönüyor. Bunu anlamamak için hayli saf olmak lazım. Önce Şemdinli olayları ve meşhur iddianame, arkasından terörle mücadele yasa taslağı, "Tehlikenin farkında!" olan Cumhuriyet gazetesine bomba, aniden piyasalardaki hareketlilik ve daha bir yıl olmasına rağmen şimdiden tartışılması suretiyle ortalığı gerdiren Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Son olarakta menfur  Danıştay saldırısı.

 

Komplo teorilerine karşı çok soğuk olsam da bu meseleyi anlamak için biraz zihin egzersizi yapmanın faydası olacağını düşünüyorum. Bu bağlamda bu cinayetin  nedeni ve amacı ile  ilgili  şahsi düşüncelerim olayları ayrıntılı inceleyince  şekilleniyor. Sanığın Cumhuriyet gazetesini bombalama eylemine de karışması, birçok değişik eylemlerde rol almış olması ve bağlantılarını biraraya getirdiğimde şu ortaya çıkıyor:  Bu eylemin amacını, ülkeyi karıştırmak, iktidarı zor duruma sokmak, istikrara sekte vurmak, demokratik kazanımları kaybettirmek, bu meclise Cumhurbaşkanlığı seçimini yaptırmamak ve tarafeynin çatışmasını sağlayarak antidemokratik  müdahalelere zemin hazırlamak olarak görüyorum. Tabii böyle grifit senaryoların bir taşla onlarca kuş vurma becerisi de vardır. Mesela duygusal bir müslüman, inancının gereğini yaptığını zannederken meşru bir iktidarın altının oyulmasına -kendisini kullananların farkına bile varmadan- vesile olabilir. Bu provokatif eylemin, kullanılan birilerinin vasıtası ile küresel anlamda ABD-İran gerginliğinde hükümeti taraf olmaya zorlamak gibi bir niyet taşıdığı da söylenebilir. Çünkü bu yöntem ABD'nin öteden beri başarıyla uyguladığı bir yöntemdir. Burada kullanılan kullanıldığının farkında bile olmayabilir.Ara-dönem yanlısı bir cuntacı, hükümeti zor duruma düşürmek için bir müslüman milliyetçiyi kullanarak  bu faşist senaryoya müdahil olurken, hiçte istemeyeceği halde mesela ABD'nin küresel emellerine piyon olabilir. Bir parantez olarak belirteyim ki  Başbakan'ın önümüzdeki günlerde yapacağı ABD gezisi bence çok önem arzediyor. Bu gezinin sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. 

 

Hangi ihtimali düşünürsek düşünelim  -ister salt tepki eylemi, ister provokatif bir eylem-  ortaya çıkan şu ki Türkiye göz göre göre iki kampa bölünüyor. Bu bölünmenin ileriki aşamalarda nasıl sonuçlara yol açacağını söylemeye bile gerek yok. Bu kamplaşma bir gecede ya da bir cinayet neticesinde olmadı elbette. Bunda en büyük kabahat hiç kuşkusuz "başörtüsü meselesine" bir türlü "insan hak ve hürriyetleri" penceresinden bakamayıp şaşı bir gözle ısrarla "siyasal simge" olarak gören laikçi kesimde. Uzun uzun bunun yanlışlığını anlatmaya gerek yok. Zaten artık kabak tadı veren bu mevzuu "hak ve özgürlükler" kapsamında bir "inanç özgürlüğü" olarak görülmedikçe bir çözüm ummak hayal olur.

 

Ayrıca koyu laikçi kesimde  meşru bir seçimle işbaşına gelmiş iktidarı birtürlü içine sindiremeyenlerin bulunması, bu kesimin "başörtüsü meselesine" olduğu gibi "demokratik sistem" yapısına da şaşı baktıklarını gösteriyor. "Bu meclis Cumhurbaşkanını seçemez" gibi akıllara ziyan hükümlerde bulunan kişilerin öncelikle demokrasiden ve parlamenter sistemden ne anladıklarını açıkça deklare etmeleri gerekiyor.

 

Sonuç olarak meseleyi bağlayacak olursak; baskının, zorbaca bir yasağın sürdürülmeye çalışılmasının bu ülkeye kazandıracağı hiçbir şey yoktur. Akl-ı selim tüm demokrat insanların savunduğu gibi, bu anlamsız başörtüsü  yasağı derhal kaldırılmalıdır. İdeolojik cinayetler her zaman olmuştur/olacaktır. Bunu vesile kılarak bundan siyasal veya ideolojik rant devşirmeye çalışmak ve özgürlükleri kısıtlayıcı zorba bir tahakkümü devam ettirmeye çabalamak, hele hele ara-dönem gibi temennilerde bulunmak gelecekte de bu tür cinayetlerin olması ihtimalini arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Seçilmiş bir meclisi böyle eylemler vesilesiyle alaşağı etmeyi temenni etmek, tam anlamıyla bir cehalet ve taassuptur. Eğer demokratik hukuk devleti felsefesi ve gerçek anlamıyla uygulanan bir laiklik anlayışı bir gün bu ülkeye hakim olabilirse,  hem provokatif cinayetler azalacak -çünkü sonuç alma ihtimalleri her geçen gün düşecek-  hem de kültürel çoğulculuğun getirdiği olağanüstü toplumsal zenginlik, insanımızın ve dolayısıyla da  ülkemizin ufkunu genişletecektir.

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

18 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-26 19:09:25
    Konu: Bu zeka ile bu kadar!
    Metin Bey Ağabeyim,

    S.Kıroğlu, Nuri Bey'in ince esprisini bile anlayamıyor.Bu IQ ile Mustafaakyol.org da tartışma yapmaya çalışıyor.Ben üzülüyorum da aslında.Zihinleri iğfal edilmiş; inandıklarını sorgulamadan bodoslama savunmaya çalışıyorlar.Dahası başkasının inancını hiç bilmeden çamurlamaya cür'et ediyorlar.Yazık.Hakikat yolcusu/arayıcısı hata yapabilir.Değişik düşüncelere takılabilir.Ama en azından o yolcudur, arıyordur, bulduğu zannındadır.Bu yolcular en derin saygıyı hakederler.Fikirlerinin çilesini çekmişlerdir.Ama bunlarda fikrin kırıntısı bile yok.Ne inançlarının felsefesinden haberdarlar ne de sacayaklarından. Bir kaç ters soru ile bu gibilerin felsefeleri çarşafa çevrilir.Neyse..

    O meş'um yazıyı Nuri Bey sanmıyorum ciddiye alıp cevaplasın.

    Tamam, tatil projesinden vazgeçtim ;-)

    hürmetlerimle..

    S.Öztürk

    Düzenleyen GELENEK gün: 26/5/2006 saat: 07:11

    Bağlantı »

  2. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-26 15:03:19
    Konu: Atamanlı Sezginli Tatil projeleri
    Aziz kardeşim Suat Bey,

    Aman bir daha tatil projeleri yapmayalım! Baksanıza herif, kıymetli dostumuz Nuri Bey'i tehdit ediyor! Neme lazım, tatil matil derken bunlar bizi Bodrum'a götürürler -şu bildiğimiz Bodrum'a değil tabii!

    (Bu arada hayrettir ki o meş'um yazıya kimseden cevap gelmedi!)

    Bağlantı »

  3. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-23 18:01:05
    Konu: Aynen öyle!
    Sevgili kardeşim,

    Benim Mustafa Bey'in blogunda Muzmin Anonim Bey'e ıkına sıkına anlatma çabası gösterdiğim şeyi siz ne kadar güzel anlatıvermişsiniz böyle! Duygularıma tercüman olduğunuz için çok teşekkür ederim. Dostumuz inşallah burayı da okur!

    Bağlantı »

  4. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-23 17:46:19
    Konu: Hiç öyle şey olur mu?
    Metin Bey Ağabeyim,

    Müzmin Bey'in yazdıklarına hak vermiyor değilim, onun bakış açısı yönünden haklı nedenleri var. Çünkü herkes birbirlerinden farklı tabiatlara sahip. Bu bakış açısı benim için geçerli değil çünkü ben bilgi alışverişi sırasında bile "şarklılık" ya da "köylülük" hitaplarından rahatsız olan ya da bu gibi hitapların beni kısıtlayıcı yakınlıklar kurmak zorunda bıraktığından yakınan birisi değilim.

    Burada birbirimizin hiç yüzünü görmesek, sesini duymasakta hergün birçok gerçek hayattaki dostumuzdan belki daha fazla görüşüyor, konuşuyor ve dertleşiyoruz.Fikri olarak bazı konularda farklı düşüncelerimizi ifade etmenin hitaplar yüzünden nasıl sınırlanacağını anlayamıyorum. Hatta aksine böyle karşılıklı sıcak bir dialogun daha verimli tartşmalara neden olacağını bile düşünüyorum.(Tartışmanın amacı nedir ki? galip gelmek değil elbet..) Karşılıklı düşünce yapısını bilmenin verdiği güvenle kategorize etme kolaycılığına düşmeden daha derin fikri mülahazakar pekala mümkün. Müzmin Bey bunu kendisi için kısıtlayıcı olarak görebilir; ben görmüyorum. Ben Müzmin Bey'in bu hassasiyetinin başından beri farkındayım. O bakımdan kendisi benim "ağabeyim" olmasına rağmen kendisine başından beri eşitleyici saygı ifadesi olan "Bey" hitabıyla sesleniyorum.[aslında ağa-bey de çok farklı değil ama işin filoloji kısmına girmeyelim hiç:-)Burada Müzmin bey'in hoşlanmadığını çok daha önce ifade ettiği "Sayın" hitabı gerçekte kendi bakış açısına "bey" hitabından daha çok oturuyor.]

    Müzmin bey'in "yapamıyorum" dediği kısıtlayıcı saygı/dostluk ifadelerini ben de -iş değil- özel hayatımda kullanmadan yapamıyorum.Ve ben bu ortamı da bazı akşamlar dostlarımla beyin fırtınası yaptığımız ortamları hatırlattığı için "iş ortamı" olarak göremiyorum.Elimde değil.. Burasını bilimsel bir konferans ortamı olarak değilde "sesli düşünme" ortamı olarak gördüğümden aşırıya kaçılmamış dostluk hitaplarının kullanılmasını hiç yadırgamıyorum.

    Bu -en azından benim açımdan- aslında biraz da özel hayat yansıması..Özel hayatımda eşime ismi ile hitap etmem, birçok kadını havalara uçuracak hitapları kendimi hiç zorlamaksızın kullanırım. Çocuklarıma "yavrum" derim, (erkek) kardeşlerime bile çoğunlukla "gülüm, canım" derim.Bu dilden ve yapıdan gelen birşey, akdenizlilik, şarklılık, köylülük, geleneksel bağlar, hümanizm, İslam ahlakı, ne denirse densin..Eşimin öldürmem için baskı yaptığı kalorifer böceğini bile öldüremeyen bir "yaratılanı Yaratandan ötürü seven" dostluk ve yaşam sevdalısı olarak bu hasletimden dolayı da hiç gocunmuyorum. Çok büyük ihtimalle özel hayatında Müzmin Bey de siz de diğer birçok arkadaş da benden farklı değildir.Bunun bu ortama yansıması Müzmin Bey'in kriterlerine göre uygun olmayabilir, elbette en tabii hakkı..

    Bir de işin saygı boyutu var. Entellektüel derinliğine saygı duyduğum, hürmet beslediğim, fikirlerinden bolca istifade ettiğim, Sizin gibi, Bekir Bey, Nuri Bey ve Müzmin Bey gibi değerli kişilerin hele de benden epeyce büyük olduklarını bildikten/tahmin ettikten sonra klasik hitaplarda bulunmanın rahatsız edici bir yönünü de hissediyorum sanki. Bu bana özgü bir şey de olabilir, bilmiyorum. Soğuk/düz hitaplar (Sayın, Bey gibi) beni -saygısızlık ediyormuşum hissini uyandırdığı için- sıkıntıya sokuyor belki de..

    Tabii şunu unutmamak lazım; belli bir teşrik-i mesaiden ve entellektüel duruşu, fikri derinliği, kaliteli kumaşı hissettikten sonra bu hitaplar aslında kendiliğinden yerleşiyor.Zorlayıcı ya da belli bir kaygı duymaksızın.. Bunu kendiliğinden olmaksızın genelleştiremiyorsunuz da. Bu "böyle sesleneyim" diye şartlandırmaksızın oluyor..

    Sanırım düşüncelerimi anlatabildim. Müzmin bey'i teyid eden sözlerinize alınmadım elbette. Bunu düşünmeniz bile gereksiz..Ben size Ağabey/Değerli/sevgili Metin Bey şeklinde hitap etmekten hoşnutum.Sizin bana aynı hitaplarda bulumanızdan da.. Siz de, Bekir, Nuri, Müzmin Bey'ler de benim hem dostlarım hem ağabeylerimsiniz.



    Düzenleyen GELENEK gün: 23/5/2006 saat: 05:55

    Bağlantı »

  5. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-23 14:37:29
    Konu: ...Hangi ID'ın?!
    Aziz kardeşim Suat Bey,

    "Ama nihai hakikate 'akıl' ile ulaşmak mümkün müdür? İslam düşüncesi bunu kabul etmez." [SÖ]

    Haçan ben de kabul etmeyrum!

    "'Akıl' nihai hakikate ulaşamaz.Müzmin bey ile sık sık tartıştığımız ve aslında hemfikir olduğumuz nokta da budur." [SÖ]

    Bunu sizinle tartışacaktık ki Kartezyen martezyen diye, bi türlü kısmet olamadı gitti! Neyse, son tahlilde (!) benimle de bu konuda hemfikir olabilirsiniz, engeli yok!

    "Ama siz rasyonaliteyi eğer determinist evrenin ve yasalarının bizim ulaşabileceğimiz son noktasına kadar inceleme yöntemi; eşyanın hakikatini inceleme yöntemi -dikkat hakikatin kendisine ulaşıp, inceleme yöntemi değil- olarak bakıyorsanız, -ki bence öyle bakıyorsunuz- evet İslam düşüncesi rasyonalisttir.Ben de bu anlamda rasyonalistim.Yani bu açıdan bakıyorsanız aslında aynı şeyleri savunuyoruz demektir." [SÖ]

    Aynen.

    "Bence Müzmin Bey'in hatası kendisini illaki naturalist düşünmek zorunda hissetmesi. Naturalizmin mutlak doğru olduğuna dair hiçbir kanıt yokken böyle düşünmek bana göre çok yanlış.Bunu bir materyalist/naturalist yapabilir; felsefesi açısından buna mecburdur ama teist açıdan bana anlamlı gelmiyor. " [SÖ]

    Tuzağınıza düşmeyeceğim!!! Bana Metin Bey ID'ı tartışıyor dedirtemezsiniz (İmza: The Sülü)!
    - Sınav sorumu soruyorum, işte yüz puanlık tek soru: Bu ID'ın var olmadığını kanıtlayınız.
    - Hangi ID'ın?

    ***
    Çok önemli not: Bu Muzmin Anonim dostumuz sonunda bizi birbirimize düşürecek! Bekir Bey’e hitaben Muzmin Anonim dostumuzun hitabetle ilgili tutumunu konu alan bir yazı yazdım. Provokatif bir yazıydı! Tam beklediğim gibi bir cevap aldım. Tekrar yazdığım cevaptaki bir ifade (dostumuzun cevabındaki bir ifadeyi teyidim) beni sonradan telaşlandırdı. Bunun üzerine bu kez size seslenen bir not düştüm.

    Bağlantı »

  6. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-23 13:36:46
    Konu: Rasyonalite, İslam ve Felsefe..
    Sevgili Metin Bey,

    "<alıntı>İkincisi, sizi çok şaşırtacağım şimdi: Ben sizin günlük dildeki anlamıyla rasyonel tutumda bir insan olduğunuzu elbette biliyorum artık, ama aynı zamanda rasyonalist de olduğunuzu düşünüyorum! Hoppala demeyin, çünkü rasyonalizmi algılayışınızda, ID'yi savunurkenkine benzer, gençlik heyecanıyla karışık, ve aslında size hiç de uygun düşmeyen (yaraşmayan) bir yanılgı görüyorum.</alıntı>"

    "<alıntı>Haşa, sizi Bay Jourdain'e benzetmek istemedim. Sakın ola ki öyle sanmayın. Ayrıca da bu aslında rasyonalist olduğunun farkında olmayan rasyonalist bir tek siz de değilsiniz. Müslüman intelijensiyada bu yaygın bir ayıp.</alıntı>"

    Evet hoppala diyorum, ardından yetmiyor birde amanıın diyorum.:-):-)

    İslam düşüncesi elbette rasyonalizmle uyuşur.Bakınız İ.Sina, Farabi, İ.Rüşd.Fakat İslam düşüncesi rasyanalizmden küçük ama önemli bir farkla ayrılır. Bu nokta eşyanın hakikatini incelemede kullanılan rasyonalite ile bizatihi hakikatin kendisinin akılla ulaşılabileceğini iddia eden rasyonalitenin farkıdır.İslam düşüncesine göre "eşyanın hakikati sabittir" ve bu akıl/deney/gözlemle incelenir. Ve rasyonalizmin, nihai hakikate "akıl" ile ulaşılabilir iddiasına gelinceye kadar da rasyonalitenin tüm ilkeleri İslam düşünce yapısıyla örtüşür.

    Ama nihai hakikate "akıl" ile ulaşmak mümkün müdür? İslam düşüncesi bunu kabul etmez. Çünkü akıl sınırlıdır, ve nihayetinde bir nev'i duyu organıdır."Akıl" nihai hakikate ulaşamaz.Müzmin bey ile sık sık tartıştığımız ve aslında hemfikir olduğumuz nokta da budur. Gödel'in tamamlanamazlık teoremi ile söylediği de budur.Agnostik felsefenin kuramcılarının söylediği de budur.

    Ama siz rasyonaliteyi eğer determinist evrenin ve yasalarının bizim ulaşabileceğimiz son noktasına kadar inceleme yöntemi; eşyanın hakikatini inceleme yöntemi -dikkat hakikatin kendisine ulaşıp, inceleme yöntemi değil- olarak bakıyorsanız, -ki bence öyle bakıyorsunuz- evet İslam düşüncesi rasyonalisttir.Ben de bu anlamda rasyonalistim.Yani bu açıdan bakıyorsanız aslında aynı şeyleri savunuyoruz demektir.

    ID konusunda aslında ben yine rasyonalist ilkeye göre hareket ediyorum. Deney/gözlem dualitesi ve zihin çıkarımları beni alt-proses "tasarım" sonucuna ulaştırıyorsa omeseleye a priori naturalist bir çıkarım bulmaya zorlamıyorum kendimi; yine rasyonalist ilkeye göre :-) Ama defaaten söylediğim gibi ortada duran muammaya(hayat ve çeşitlenme) naturalist bir çıkarım bulunabilirse, bu çıkarım yaşamın tarihi ile desteklenebilirse, gözlemlenebilir ve deneysel olarak gösterilebilirse bunu kabul ederim, hiç gocunmam.Ama ortada bunu destekleyen birşey yokken kabul etmenin naturalist zorlama ya da önkabul haricinde bir açıklaması da yok benim için..Bu aynı zamanada rasyonaliteye de uymuyor. Naturalistler bunu yapmıyorlar ve bu haliyle teorileri önkabullerle bezeli bir düşünce yapısından başka bir şey ifade etmiyor.Bence Müzmin Bey'in hatası kendisini illaki naturalist düşünmek zorunda hissetmesi. Naturalizmin mutlak doğru olduğuna dair hiçbir kanıt yokken böyle düşünmek bana göre çok yanlış.Bunu bir materyalist/naturalist yapabilir; felsefesi açısından buna mecburdur ama teist açıdan bana anlamlı gelmiyor.

    Aslında en güzeli bu işin felsefi kısmına hiç girmemek:-)

    Neden? Felsefe karın doyurmaz, hayat kurtarmaz, kısaca normalde bir işe yaramaz.İşte işe yaramayacağının kanıtı :-)

    Bir doktor, bir mühendis, bir de filozof yamyamlara esir düşmüşler. Kurtulabilmek için dil dökmeye başlamışlar.

    Doktor :"Beni yemezseniz hastalarınızı iyileştiririm."

    Hemen bir hasta getirilmiş; doktor da onu iyileştirmiş.

    Mühendis : "Beni yemezseniz size su kanalları yaparım, suyu ayağınıza getiririm."
    Elleri çözülmüş, mühendis uzaktaki ırmaktan suyu getirmiş.

    Yamyamlar bir köşede sessiz sessiz oturan filozofa sormuşlar : "Peki sen ne yaparsın ?"

    Filozof : "Ben düşünür düşünür size fikir veririm" demiş.

    Bütün bunların üzerine yamyamlar yalnızca filozofu yemişler.

    Tabii bu işin şakası.

    Bu da insan zekasının felsefî düşüncedeki tezahüründen :

    Renkli kişiliği ve düşük not vermesi ile öğrencileri arasında özel bir üne sahip olan felsefe öğretmeni, sınav yapacağı gün heyecanla bekleyen öğrencilere, önce kâğıt ve kalemlerini hazırlamalarını söyledi, sonra da sandalyesini kaldırıp masanın üzerine koydu. Sonra:

    "Sınav sorumu soruyorum, işte yüz puanlık tek soru" dedi. "Bu sandalyenin var olmadığını kanıtlayınız."

    Herkes harıl harıl düşünüp, hızlı hızlı yazarken bir öğrenci iki dakikada sınavını bitirdi ve gitti.

    Sıfırcı felsefe öğretmeni, sınav kâğıtlarını okuduktan sonra, bu konudaki ününe gölge düşüreceğini bilmesine rağmen, hayatında ilk kez bir öğrencisine yüz üzerinden yüz vermek zorunda kaldı. Yüz alan öğrenci sınavı iki dakikada bitiren öğrenci idi. Öğrencinin sınav kâğıdında yalnızca şu iki sözcük yer alıyordu:

    "Hangi sandalyenin?"

    :-)

    Saygı ve muhabbetlerimle..

    S.Öztürk

    Düzenleyen GELENEK gün: 24/5/2006 saat: 12:38

    Bağlantı »

  7. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-23 10:24:50
    Konu: İntikam, soğuk yenen bir yemek miydi, yoksa ara sıcak mıydı?
    Sevgili Suat Bey kardeşim,

    a) Amanın!
    b) Hahhah hah ha!

    Önce a idi tepkim, sonra birden vazgeçip b'yi tercih ettim.

    "Rasyonel düşünmek ile rasyonalist çok farklı şeylerdir.Ben rasyonel düşünce yapımın beni rasyonalizme/rasyonaliteye kaydırıp kaydırmadğpını sormuştum."[SÖ]

    Ayıp ayıp! Siz benim nasıl günlükdildeki "rasyonellik" ile felsefi dildeki "rasyonalizm"i birbiriyle karıştırdığımı ima edersiniz?! Bu bir.

    İkincisi, sizi çok şaşırtacağım şimdi: Ben sizin günlük dildeki anlamıyla rasyonel tutumda bir insan olduğunuzu elbette biliyorum artık, ama aynı zamanda rasyonalist de olduğunuzu düşünüyorum! Hoppala demeyin, çünkü rasyonalizmi algılayışınızda, ID'yi savunurkenkine benzer, gençlik heyecanıyla karışık, ve aslında size hiç de uygun düşmeyen (yaraşmayan) bir yanılgı görüyorum.

    Moliere'in Kibarlık Budalası'ndaki Bay Jourdain aşık olduğu kibar bir hanıma mektup yazmaya niyetlenir, felsefe hocasından yardım ister:

    Felsefe hocası: -Bu hanıma nazımla mı yazmak istiyorsunuz?
    M. Jourdain: -Hayır hayır, nazım gerekmez.
    Felsefe hocası: -Nesir mi olsun istiyorsunuz?
    M. Jourdain: -Hayır ne nazım isterim ne de nesir.
    Felsefe hocası: -İyi de, ya nesir olacak, ya da nazım.
    M. Jourdain: -Niye?
    Felsefe hocası: -Meramını anlatmanın nesirle nazımdan başka şekli yoktur da ondan.
    M. Jourdain: -Nazımla nesirden başka bir şekil yok mudur?
    Felsefe hocası: -Nesir olmayan söz nazımdır; nazım olmayan söz de nesirdir.
    M. Jourdain: -Ya konuşulan şey nedir?
    Felsefe hocası: -Nesir.
    M. Jourdain: -Ne? Şimdi ben ''Nicole, terliklerimi getir, gecelik takkemi de ver'' diyecek olsam bu nesir midir?
    Felsefe hocası: -Evet efendim.
    M. Jourdain: -Demek kırk yıldan fazladır bilmeden, farkında olmadan nesir söylüyorum, bana bunu öğrettiğiniz için size çok minnettarım.

    Haşa, sizi Bay Jourdain'e benzetmek istemedim. Sakın ola ki öyle sanmayın. Ayrıca da bu aslında rasyonalist olduğunun farkında olmayan rasyonalist bir tek siz de değilsiniz. Müslüman intelijensiyada bu yaygın bir ayıp. İnşallah şu benim size vermek isteyip de bir türlü vermeye fırsat bulamadığım cevaba benzemez ama, bunu açmamı isterseniz açabilirim -ama söz veremiyorum! (Zaten bir gün işten de kovulacağım tutulduğum bu yorumomania yüzünden!)

    "Pozitif düşünmek ile pozitivist olmak arasında çok fark olduğunu beni ikmale bırakmak amacınız yüzünden dikkate almamanızdan dolayı bu puan kırmanızı da düzeltmenizi istirham edeceğim." [SÖ]

    Yine aynı ayıp! Aradaki farkı bilmediğimi değil de dikkate almadığımı söylüyorsunuz bu kez, ama farketmez, bilmemiş kadar oluyorum!

    Üçüncü puan kırımını da dalgaya getirmişsiniz. Oradan da hafif bir ayıp, etti üç!

    "Notumun düzeltilmesini, eğer bu teknik olarak mümkün değilse ikmal sınavlarında okkalı bir yardım alacağımın garanti edilmesini, eğer bu da yapılmazsa babamın tanıdıklarını araya sokma tevessülü ile sizi Ataman Ertuğrul Bey ve Sezgin Kıroğlu Bey ile Manyas Termal Tesislerine 3 aylık zorunlu düşünce ve fikir alışverişi tatiline göndermek için elimden geleni yapacağımı ihtaren arzederim, bilginize.."[SÖ]

    Bana böyle korkunç bir tehdit ve şantaj ha! Ben bunun intikamını almaz mıyım en acılısından?! Hemen bugün Turizm Bakanlığındaki ve turizm şirketlerindeki bütün üst düzey tanıdıklarımı devreye sokarak intikam planımı yürürlüğe koyuyorum. Ataman Bey ve Sezgin Kıroğlu'yla ben değil ama siz çok güzel bir tatil yapacaksınız, şimdiden bavulunuzu hazırlayın. Evet, şimdi en başa dönüp b'ye tekrar bir bakın!!!

    Sevgiler,

    İmza: Gururu incinmiş Metin Hoca [Amanın! Kendimi bir an Enver Hoca gibi hissettim. Bana bir daha hoca moca demeyin. Hem nasıldı... hah, buldum: Hoca camide!!!]

    Düzenleyen GELENEK gün: 23/5/2006 saat: 12:12

    Bağlantı »

  8. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-22 21:06:57
    Konu: Açık Mektup
    Sevgili Metin Bey Ağabeyim,

    İzninizle latifeye devam :-)Şu siyasetin havasından sıtkım sıyrıldı da.. (Bu adam ne diyor diye merak edenler yazıyı okumadan önce bu dialogun öncesini aşağıdaki linkin yorum kısmından okuyabilirler.)

    http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/05/provokasyonsa_bile_mi.php#comments

    ********

    Değerli Hocam,

    Öncelikle yaptığınız "temelimde bir kayma olmadığı" yönündeki değerlendirmeniz için teşekkürler.Bu beni ciddi olarak rahatlatmıştır.

    Yalnız bu notlama sistemi beni ikmale bırakmak değil, usturuplu bir şekilde okuldan tardetmektir.Bu, tardın sınav kılığına sokulmuş faşizan bir uygulamasıdır.İmdi sizin değerlendirdiğiniz sonuçlara tekraren gözatalım:

    "İlk yanlış: Rasyonaliteye yöneldiğiniz doğru değil, çünkü siz zaten rasyonel düşünen bir insansınız!" (MTP)


    Rasyonel düşünmek ile rasyonalist çok farklı şeylerdir.Ben rasyonel düşünce yapımın beni rasyonalizme/rasyonaliteye kaydırıp kaydırmadğpını sormuştum.Dolayısı ile buradaki puan kırmanızı kabul edemeyeceğim hocam..

    "İkinci yanlış: Pozitivizme kaydığınız doğru değil."(MTP)

    Bundan memnunum.Lakin pozitivizm ile rasyolizmi birbirine kolay ikame edilen ideolojiler olarak gördüğüm için ikisini neredeyse eşit anlamdaymış gibi sormuştum.Pozitif düşünmek ile pozitivist olmak arasında çok fark olduğunu beni ikmale bırakmak amacınız yüzünden dikkate almamanızdan dolayı bu puan kırmanızı da düzeltmenizi istirham edeceğim.


    "Üçüncü ve en vahim yanlış: Ben pozitivist değilim!"(MTP)


    Haşa! Size "pozitivistsiniz" demedim, "bu konuda" -rasyonel düşünce anlamında- paralel düşündüğümüz için kendimin "kayma" arefesinde olup olmadığını sordum, engin hayat tecrübelerinize ve o cenahları iyi bilmenize binaen.. :-)

    Neticeden memnun olup rahatlamış olsam da buradaki puan kıyımını da yukarıdaki sebeplere binaen kabul edemeyeceğim.

    Notumun düzeltilmesini, eğer bu teknik olarak mümkün değilse ikmal sınavlarında okkalı bir yardım alacağımın garanti edilmesini, eğer bu da yapılmazsa babamın tanıdıklarını araya sokma tevessülü ile sizi Ataman Ertuğrul Bey ve Sezgin Kıroğlu Bey ile Manyas Termal Tesislerine 3 aylık zorunlu düşünce ve fikir alışverişi tatiline göndermek için elimden geleni yapacağımı ihtaren arzederim, bilginize..


    :-)

    S.Öztürk

    Düzenleyen GELENEK gün: 22/5/2006 saat: 09:07

    Bağlantı »

  9. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-22 03:50:43
    Konu: Milletin sinesi? Hmmm...
    Suat Bey Kardesim,

    Yorumunuzdaki dusuncelere buyuk olcude katiliyorum. Bir kere ayni niyetle yola ciktigimiz, ayni ahlaki dogrulari benimsedigimizi bir kere daha teyid edelim tamamlik geregi.

    Yukarda Muzmin Bey'e de belirttigim gibi benim tereddutlerim var; belki yasliktandir. Siz ise daha eminsiniz soylediklerinizden. Benim tereddutlerim hem sizin soyledikleriniz, hem baskalarininki hem kendiminki uzerine. Matematik denklemi cozmuyouzki.

    Ben genellikle "monday Morning quarterbacking" yapmaktan cekinirim. "hindsigth is 20/20" (gecmis gorusu 20 de 20 dir) de derler. Erbakan soyle yapsaydi soyle olurdu cinsinden degerlendirmeler hakkindaki gorusumu Muzmin Bey'e cevabimda da yazdim. Butun bilgilere vakif olmadan onun yanlis yaptigini bu kadar emin olarak soyleyemem ben. Birde burada biraz rol degistriyoruz herhalde: Bu gun siz itidal, ben heyecan yanlisiyim; ama dun icin sanki yer degistriyoruz.

    Herhalde su kadarda anlasabiliriz: Bu gunku konuda siz ve diger arkadaslarin bircogu, bircok kose yazari bazi pragmatik hareket stratejileri sundular. Ben ise bunlara biraz supheci yaklastim; ve bunlarin ahlaki dogrulugu, ve pratik sonuclarinin beklenen olmayabilecegi dusuncesini ortaya koydum. Fatih Bey, zencir rumuzlu ve diger bazi arkadaslarda bu yaklasimin karsi tarafa verilmis tavizler algilamasi noktasinda bana katildilar. Simdi her ikimizde Tayyip Bey'in danismani olsa idik gayet guzel bir istisare toplantisi olurdu. Sadece benim veya sadece sizin perspektifiniz degil "full spectrum" temsil edilmis olurdi. Dolayisi ile her iki genel yaklasim ve varyantlari sunulmus oldu. Burda mutabikiz saniyorum.

    Gelemim bazi spesifik "pragmatik sterateji" senaryolarina: Diyelimki erken secim karari alindi. Aklima gelen sorular: Kamuoyu yoklamalari sonuclari biliniyor; ve CHP'nin artik milletten oy almak icin hemen hicbir gayret icinde olmadigi sadece "gecerli oylar" (asker, c-baskani, kurumlar) pesinde kostugu veya onlar zaten cantada keklik oldugu goruluyor. O zaman niye Baykal "ille de erken secim" diyorki? Secimlere "sandiksal demokrasi", diye burun kiviran, "sayisal ustunluk degil, siyasal ustunluk" un erdemlerini vurgulayan Baykal neye guveniyor? Ak_Parti'nin sandikta alacagi sonucu siz ve ben goruyoruz da koca CHP ve duzenin adamlari, disardaki "uzmanlar" gormuyormu?

    Gelmek istedigim nokta su: Bir erken secim karari sonrasinda hangi hamlelerin yapilacagini hesaba kattikmi? Boyle bir karar ile laikci cephe millete "bakin aklinizi basiniza toplayin; bunlarin muktedir olmayacagini hala anlamadinizmi; patron biziz; oyunuzu yakmayin" mesaji vermis olmazmi? 28 Subat'tan sonra Fazilet'in oylarinin Refah'tan epeyce dusuk olmasi uzerinde en buyuk etken bu degilmi idi? Eger bu taktigin basarili olmadigini ve milletin tekrar Ak-Parti'yi benzeri bir guc ile basa getirecegin gorurlerse kapatmalari ihtimal disimi?

    Kisacasi yapacagimiz her hesapta karsimizdakilerin gozu donmusluklerini hesaba katmaliyiz.

    Sine-i millet mezuu banada cok onurlu bir davranis gibi geliyor ve cok kuvvetli bir silah olabilir. Icinde "millet" gecen cozumlere ne kadar sempatik oldugum malum :) Bunu da bir cesit sivil itaatsizlik tavri olarak goruyorum. Ama tabiiki sonucta bu stratejinin basarisi da o o "millet" in sinesini acip acmadigina, sinenin sicakmi sogukmu olduguna bagli. :) Siz milletin Menderes sonrasi tavrini guzel tesbit etmissiniz.

    Cumhurbaskani alternatifleri konusunda Sami Selcuk gayet guzel bir tercih kanimca. Ben bu noktada isim degil usul uzerinde duruyorum. Onceligim, bu azgin laikci cephenin bu saldirsinin puskurtulmesi. Bu metod ile sonuc alinamayacagi, ve ilerde demokratik yollari secmelerinin daha akillica oldugu mesaji ile burdan ayrilmalari kimin cumhurbaskani olacagindan daha onemli benim icin. Demokratik siyasi kultur ustunluk kazanirsa Demirel bile cumhurbaskani olsa fazla tahribat yapamaz. BU mucadeleden demokrasi daha zayiflamis, demokratlar, mutedeyyinler daha sinmis olarak cikarsa, secim zamaninda yapilmis, hatta Erdogan cumhurbaskani olmus fazla onemli degildir. Menderes basbakan iken Celal Bayar cumhurbaskani idi.

    Bizim yaptigimiz gordugumuz kotulukleri elimizle, dilimle duzeltmeye calismak ve onuda yapamiyorsak imanin en zayif seviyesini temiil eden bugz etmek. Tabiiki
    nihayette "Gorelim Mevlam Neyler Neylerse guzel eyler"
    Selam ve muhabbetlerimle

    Bağlantı »

  10. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-22 00:39:02
    Konu: Milletin Sinesi güzeldir.
    Bekir Bey Ağabey'im

    O kadar güzel yazmışsınız ki değil itiraz etmek altına seve seve imzamı dahi atarım.

    Size gönülden katılıyorum.Başladığımız noktanın önkabul olduğunun da farkındayım pragmatik olduğunun da..

    Ben meseleye bakışımı daha baştan şu sözlerle söyleyeyim: "<em>Ben bu meclisin kendi içinden bir Cumhurbaşkanı seçmesini sonuna kadar destekliyorum.</em>"


    Ve ben Fatih kardeşimin de söylediği AKP'nin omurgaları R.Tayyip Erdoğan,Bülent Arınç ya da A.Gül'ün o makama seçilmesini belki kendilerinden daha fazla isterim.Fakat burada bir şerh koyayım. Ben T.Erdoğan'ın hiç böyle gerginlikler olmasa dahi C.Başkanlığına çıkmasını istemem, çünkü Özal'ın yapıp pişman olduğu böyle bir hatayı Tayyip Bey'in tekrarlamasını akıllıca bulmam.Bu bence AKP'nin sonu olabilir.

    Bu şerhi koyduktan sonra AKP içinden -özellikle- B.arınç veya A.Gül'ü o makamda görmeyi çok isterim.nokta.

    Şimdi gelelim pragmatizme.Eğer meseleye, mesela Sami Selçuk isminden hareketle bakarsak külli anlamda AKP'nin kaybedeceği ne olabilir? Ve böyle bir senaryoyu onayladığı ve bir daha ki dönem daha güçlü geldiği takdirde AKP vizyonundan ve ideallerinden ne kaybeder? Sami Selçuk ya da benzeri demokratik bir isimle şikayet ettiğimiz Yök, danıştay, yargıtay, anayasa mahkemesi, statükocu bürokrasi zamanla uyumlu bir hükümet-C.başkanı elbirliğiyle zaten demokratikleşmeyecek midir? Bu ismin A.Gül ya da B.Arınç olmasının "özünde" S.Selçuk olmasından ne farkı var?

    Bunun geri adım olarak anlaşılması ve karşı tarafı daha da cür'etlendirmesi fikrinize katımakla beraber, bütüncül anlamda risk değerlendirmesi yapıldığında böyle bir adımın karşı tarafın oyununu bozacağından, geri adımdan ziyade stratejik bir hamle olduğunu düşünüyorum.

    Ben ahlakı bakımdan en başta da söylediğim gibi söylediklerinize tüm kalbimle katılıyorum.Ama karşı tarafın gözü karalığından hareketle ve ülkemizin darbeler geleneği örneği de elimizde mevcutken bu riski almaya gerek var mıdır? Eğer gerçekten statükonun kartları zamana dayalı bir süreçle demokratik bir C.Başkanı ve güçlü bir hükümet ile ellerinden alınabilecekken, bir riske girip takışarak, bu gelişim ve değişimi -belki- onyıllar sonraya atmaya, ekonomiyi allak bullak etmeye değer mi?

    Sonra provokasyon alçaklığını hepimiz gördük.Deştikçe alttan neler çıkıyor. Bunun devamının gelme ihtimali hiçte az değil.Birgün de Allah korusun, Yargıtaya, bir yüksek hakime yada bürokrata, gazeteciye,CHP binasına, aynı günlerde bir Cuma namazı çıkışına aynı eylemler serpiştiriliverse seyredin gümbürtüyü.. İyi saatte olsunları çağıranların arttığı ve huzursuzluğun ayyuka çıktığı bir ortamdan hiç kuşkusuz AKP'de zarar görecektir.

    Milletimiz çok iyidir, hoştur, bilgedir, doğruyu yanlışı çok güzel ayırır, sandıkta da dersini verir amma değişik bir "devlet" geleneği vardır.Menderes'e çocuğunu kurban etmeye kalkan çılgın kalabalıkların ihtilalden sonra cılız bile olsa sesi çıkmamıştır.Sonra sandıkta dersini vermiştir, ama işin işten geçmesine de razı olmuştur."Devlet" geleneği mi denir, "Ulu'l emre itaat" nassının yanlış algılanması mı denir, itaat ahlakı mı denir bilmiyorum ama milletimizin de maalesef böyle kötü bir karnesi de vardır. Bunu da not edelim derim.

    Sanırım Sami Selçuk ismini ilk olarak Ali Bulaç dile getirmişti.Ben açık söyleyeyim böyle bir alternatif sunarken kesinlikle S.Selçuk yada onun kumaşında birisini öneriyorum.Yoksa sırf beyleri memnun edeceğiz diye tutupta eskisi gibi anlayışı devam ettirecek birini değil.Böyle olursa zaten mesele sizin de dediğiniz gibi "AKP iktidarda kalmak için herşeyi yapıyor" noktasına gelir ki benim böyle bir şeyi kabul etmem mümkün değil.Yani tıpkı bende sizin gibi birinci önceliğim olmasa da spesifik olarak "S.Selçuk ya da onun kumaş ve anlayışında biri noktasından hareketle" böyle bir alternatifi dillendiriyorum.Ve böyle bir isim olmadığı takdirde sırf iktidarda kalmak uğruna beylerin tasvip edeceği bir ismi Çankaya'ya çıkartmasına kesinlikle ve kesinlikle karşıyım.

    Böyle bir duruma mecbur bırakırlarsa Tayyip Bey'in yapacağı şey bellidir : Milletin sinesine dönmek.Erbakan gibi kuzu kuzu imzalamak değil..

    "Öncekini saymayız", "bunu da saymayız" "milletin canı cehenneme" diyerek alaşağı edeceklerini varsaysak bile bu; sine-i milletin "en onurlu davranış" olduğu gerçeğini değiştirmez.

    Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler..

    Selam ve saygılarımla..

    S.Öztürk


    Düzenleyen GELENEK gün: 24/5/2006 saat: 12:39

    Bağlantı »

  11. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-21 17:35:41
    Konu: Tekzip
    Bir onceki yorumumda tip fakultesi ogrencisinin once "yasar"deyip sonra "yasar ama hocam..." kismi "once YASAMAZ deyip." olacakti. Duzeltirim. ..

    Bağlantı »

  12. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-21 17:28:27
    Konu: Post-saldiri halet-i ruhiye:Stokholm sendromu mu?
    Suat Bey Kardesim,

    Buradaki degerlendirmenizi kendi blogunuzda da yaptiniz ve Mustafa Bey'e sordugunuz soruyu banada sordugunuz icin birseyler yazma geregi duydum her iki site icin.

    Saniyorum oncelikle "dogru olan" dan bahsederken birazcik cerceve cizmek, onkabullerimizi, konjukturelmi, zamanustumu, politik dogrumu, ahlaki dogrumu aradigimiz uzerine bir baz olusturup ondan sonra degerlendirmemizi yaparsak daha iyi anlasiliriz, ve daha nersnel olabiliriz.

    Ahlaki, mesruiyeti, adaleti baz alarak "dogru hareket" in ne oldugunu sordugumuzda tabiiki ne Ak-Parti'ye "secimi one al" "tansiyonu dusur" dahada tavizkar davran, Abdullatif Sener gibi sana cenazede kufredilmesini, hatta fiziki siddet kullanilmasini "dogal" karsiladigi soyle, bir daha ne danistay, ne yagitay kararlarini, ne YOK, ne Cumhurbaskani, ne GK, ne herhangibir generali elestir gibi "akilli adimlar" dan soz edemeyiz.

    O zaman neden bahesdiyoruz? Konjuktor hazretleri yada, Reel-politik, yada "bize ozgu sartlar". Burada sizin yaptiginiz gibi Engin Ardic ve hatta bircok mutedeyyin yazarlar dahi pragmatizm oneriyorlar. Ben bu konuya yaklasimimi diger basliklar altinda da ifade ettim. Sirf politik dogruluk icin yaopilanlar hemen her zaman ahlaki olarak yanlistir ve uzun vadede politik olarak ta yanlistir.

    Burada sizin Engin Ardic veya digerlerinin Basbakan, hukumeti ve Ak-Parti'ye iyi niyetli tavsiyelerinizde soyle bir onkabul goruyorum: Laikci cephe cok gucludur; istediklerini yapabilirler. Siz ise gucsuzssunuz, arkanizda Hak ve halk destegi olsa bile. Bu gercegi kabul ederek ise baslayin. Menderes'i, Erbakan'i hatirlayin.

    Iste bu "veri" yi kabullenemiyorum bir turlu. Ve bu "veri" yi temel alan bir stratejinin saglam olamayacagini dusunuyorum. RF Kennedy'den duydugum bir soz aklima geldi "Bazilari manzaraya oldugu gibi bakarlar ve 'neden' derler. Ben ise olmasi gerektigi gibi bakar 'neden olmasin' derim". Ben bunu biraz "1 Mart tezkeresi" uzerine yapilan ve hala da devam eden tartismaya benzetiyorum. Ben tezkereden once 550 milletvekilinin her birine yazdigim mektupta "size Turkiye'nin bunu reddetmekten gorecegini soyleyecekler; ama zaman bu kararinizin hem kendiniz hem Turkiye icin bir seref vesilesi oldugunu gosterecktir" (mealen) demistim. Hala da o fikirdeyim. Tezkere reddedildi ve gonullu usaklarin felaket kehanetleri gerceklesmedi Allah'a sukur.

    Sizin spesifik onerinize gelince: Sami Selcuk benim en saygi duydugum hukuk adamlarindan biridir. Onun 1999'da darbeci , laikci guruha verdigi "hukuk, laiklik, demokrasi dersi" yakin tarihimizin az bulunan beyaz sayfalarina yazilmistir; Bulent Arinc'in "demokrasi manifestosu" gibi. Dolayisi ile soru sadece "Sami Selcuk'un cumhurbaskanligina ne dersiniz" olsa idi tabiiki olumlu dusundugumu soylerdim, birinci tercihim olmasa da.

    Ama yukarda da dedigim gibi bu baglamda fasist, laikcilerin taksitli 28 Subat'larina teslim olmak manasina gelebilecek adimlara karsiyim. Bunlar "tansiyon dusurmek" yerine saldirgani daha da cesaretlendirebilir; ve istenilen sonucu verebilecegi kuskuludur. Erdogan ve Ak-Parti'nin hedefi "her halukarda hukumette kalmak" ise belki bu ve benzeri bircok tavizlerle bu mumkun olabilir. Cumhurbaskanligi icin onlarin tasvip etmeyecegi birsini aday gostermeyeceklerini garanti ederler, bir daha agizlarindan "laiklik: sozu cikmayacagina, danistay, yargitay, YOK, unversiteler ve diger "kurumlar" in hicbir keyfi tasarrufunu, engellemeye calismak soyle dursun elestirmeyeceklerine soz verirlerse, Semdinli, Sauna, veya herhangibir sekilde "derin devlet, ceteler, Guneydogu'daki kirli iliskile" gibi konularin uzerin gitmeyeceklerine, Demirel'in, Van rektoru gibi "Cumhuriyet Seckinleri"nin menfaatlerini gozeteceklerine dair soz verirlerse belki "kurumsal mutabakat" ta saglanabilir, ve hukumettelerini bu sekilde yasatabilirler. Ama tip fakultesindeki ogrencinin hocasinin "oglum bu kurbaganin sinirlerini kesersek yasarmi" sorusuna once "yasar" deyp, sonra yanlis oldugunu anlayinca dedigi gibi "yasar ama hocam, ona da yasama derseniz".

    Belki abarti olacak ama Engin Ardic'in, sizin gibi diger iyi niyetlilerin bu pragmatik oneileri ile Demirel gibi kotu niyetlilerinki arasinda ironik bir paralellik var. Demirel'de saniyorum "erken secime gidilse idi 28 Subat olmazdi" mi dedi, yoksa "bimem ne hukumet bilmem ne yapsa idi bilmem hangi darbe onlenirdi" mi dedi hatirlamiyorum. Ama ne demek istedigini iyi hatirliyorum: Dedigimizi yapmazsaniz darbe olabilir diyor Baba.

    Iyi niyetli ile kotu niyetli zit saiklerle hareket ederek hukumetin ve AK-Parti'nin bir cesit "uzlasma adimlari" atmasini istiyorlar. Tabiiki bu adimlardan kastedilenler farkli.

    Burada gene "demokrasiyi ve ulkeyi korumak icin vijdan sahipleri koalisyonu" arasindaki metod farkiligi on plana cikiyor, yukarda ve daha onceki yorumlarimda vurguladigim gibi. Ben gucsuzluk on kabulu ile olusturulan edilgen stratejinin, karsi tarafin bekledigi reaksiyon oldugu, ve bu sekilde "tansiyon dusurme"nin belki basotulu hanimlarin sokaga cikamamalarina kadar varacak, imkansiz fiyatlar karsiliginda saglanabilecegini dusunuyor ve alteernatif strateji olarak "uyuyan dev" olan milleti uyandirmayi oneriyorum; gene. Milletin elinde pek cok demokratik silahlar (mecazi) vardir. Millet her gun aldigi gazete, mamul, alisveris yaptigi yer, gonderdigi e-posta, faks, ettigi telefon, katiligi miting, protesto... ile oy kullanabilir. Bu oylar sayilir; en baskici rejimlerde dahi.

    Bazen "akilli strateji" onerirken bir adim geriye gidip hangi haleti ruhiye bana bunlari soyletiyor; acaba dusmanimn benden bekledigi de bumu sorusunu soralim kendimize derim. Bu sahsiniza veya herhangibir isme degil, kendime de.
    "nefsimle beraber dinle"

    Bediuzzaman Said Nursi.

    Selam ve muhabbetlerimle
    Bekir L. Yildirim

    Yukardaki yorumu Mustafa Akyol'un sitesine ost ettim. Simdi akil,a gelen bir ilave yapayim sadece isin pragmatik stareteji boyutu uzerine.

    Erdogan soyle yaparsa karsi tarafta mecburen soyle yapar stratejiside olaya bir staranc oyunu gibi bakiyor kanimca; ve karsidakini rasyonel bir oyuncu olara kabul ediyor. Oyleya "laik" birini istiyorlar ve bizde "alin size laki biri" dersek baska birsey diyemezler. "erken secimmi desdiniz; alin size erken secim' bakin biz kazandik; simdi artik bu fasist mitarist baskilardan vaz gececeksiniz mecburen; yoksa millete kendinizi afise edersiniz" seklinde bir trasyonel argumanin karsidakiler uzerinde etkili olacagi varsayimi var. Bu rasyonel rakip varsayimi icin ne delil var? Bu goz donmuslerin "bunu saymayiz" demeyecekleri, yada "milletin cani cehenneme" deyip secimden sonra darbe yapmayacagini (hayal gucune gerek yok diger alternatifleri dusunmek icin) kim garanti ederki. Sami Selcuk omurgali, ilkeli bir zata benziyor. Ama bir kere kimi sececeginizi bu guruhla pazarlik konusu yaparsaniz, belki Sami Selcuk degil, ne bileyim diger bir Ahmet Necdet Sezer uzerinde uzlasirsiniz (hatirlayin Sezer uzerinde 'uzlasi' saglanmadan once piyasaya surulen bilgilerde adam 'hukuka saygili', demokrat olarak lanse edilmisti; simdi anladikki o imaj icin uretilen malzemelerin bircoklari kendisine ait dahi degilmis). Bir aker emeklsi yakinim simdiki GK Baskani icin "demokrat ruhlu", "en demokrat GK Baskani" vb ifadelerini kullanmisti. Dunku Ozkok'u nereye koyacaiz? Selcuk uzerinde 'uzlasi' olacagini sanmiyorum; daha 'laik' biri uzerinde olur da bu 'daha laik' laikcinin danislasi kesilirse basimiza yarin, bugunku gibi? Evet sorular cok. Soylediklerinizi yabana atmak icin soylemiyorum; sesli dusunuyorum. Eminimki benim yaklasimim uzerine de benzer sorular sorulabilir.

    BLY

    Bağlantı »

  13. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-21 10:49:48
    Konu: Olasılıklar..
    Müzmin Bey,

    (Yazdıklarımı sizin ilgili yazınıza da gönderdim.Burada da tekrar edeyim istedim.)

    Ben aylardır arkadaşlarla konuşurken RTE'nin yapacağı en akıllıca işlerden birisi ağustosta ilan edeceği bir baskın bir erken seçim ((kasım 2006) olur diyordum.Koro halinde bağıranlara karşı, "erken "seçim mi? hadi buyrun 3 ay sonra seçime" demesi ve cumhurbaşkanlığı seçimini ve olası gerginliğini önümüzdeki döneme itiraz edilemeyecek bir biçimde aktarması çok akıllıca olur

    Tabii bu noktada AKP nin halk desteği oranı önemli hale geliyor.Ben de anketlerden ancak sizin kadar haberdarım.Ayrıca AKP'nin de her ay iki farklı kuruluşa anketler yaptırdığını biliyoruz.Bu anketlerdeki sonuçların en karamsarları bile AKP'nin oy oranını büyük ölçüde koruduğunu CHP'nin hızla eridiğini, barajı bir ya da iki partinin daha -belki- geçebileceğini gösteriyor.

    Bu son olaydan sonra da AKP'nin biraz daha oy oranını arttıracağını CHP'nin belki biraz toparlanacağını -CHP'nin toparlanması önemli, çünkü CHP'nin kaybettiği oylar ilginçtir sola değil, merkez sağa DYP'ye MHP'ye gidiyor!- ve sonuçta olası bir erken seçimde AKP'nin en azından gücünü koruyacağını düşünüyorum.

    İyi de AKP o zaman neden seçime gitmiyor ? Bunu bizler konuşuyoruz ama eğer RTE'nin kafasında Kasımda bir erken seçim var ise bunu şimdiden açıklaması hata olur.Ben böyle bir senaryoyu yabana atmıyorum.Bazı bu yıl içinde yapılan hafif popilist yaklaşımlarda sanki bu tezi kuvetlendiriyor.Yani RTE'nin erken baskın bir seçime gidecek bile olsa bunu Ağustostan önce söylememesi için yeterince sebep mevcut.

    Eğer RTE söylediği gibi gerçekten bir erken seçime karşı ise bunun sebebi nedir? RTE'ye bu soru sorulduğunda verdiği cevap manidar : "Neden erken seçim yapalım? Ülkede meşru bir hükümet var, ekonomik program var, birilerinin keyfi istiyor diye niçin erken seçim?"

    Bu cevap önemli bence.Kendi içinde birçok anlamı barındırıyor.Erken seçim bir "taviz" olarak görülüyor.Sebepsiz yere sırf bazıları memnun değil diye %34'le gelmiş bir iktidarı sanal rejim tartışmalarıyla seçime zorlamak hakkaniyetli olmadığı gibi Devlet ciddiyeti bakımından da abes kaçıyor.


    Sizin belirttiğiniz gibi oyların erimesi korkusu olduğunu da sanmıyorum.En azından "şu aşamada" AKP'nin ciddi bir rakibi yok çünkü.Kime oy verecekler insanlar? Oyların eriyebimesi için bir yöneliş olması lazım.Böyle yükselen bir siyasi eğilim yok.. Eğer DYP'nin geçmişi olmasaydı, MHP'nin Ecevit değnekçiliği olmasaydı belki bu iki parti yükselen milliyetçilik söylemi ile güçlenebilirlerdi.Bu da mümkün görünmüyor.Aynı milliyetçiliğin alasını RTE zaten yapıyor.


    Bu son olaylardan önce bazı muhafazakarların dillendirdiği "C.Başkanı S.Selçuk ,seçim 2007 sonuç daha güçlü AKP ve istikrarlı Türkiye" tezi yabana atılır bir tez değil.

    İkinci bir tezde konuştuğumuz "baskın erken seçim" tezi.Bunu muhakak AKP kurmayları tatrtışıyorlardır.

    Her iki durumda da "AKP su içse yarıyor" sonucu çıkıyor. Bu duruma sekte vurabilecek tek şey bence RTE'nin olası kendi C.Başkanlığı sevdası olabilir ki buna son olaydan sonra artık ihtimal vermiyorum.Bu son olay olmadan önce de ben Özal'ın yaptığı hatayı yapıp RTE'nin bir kalıplaşmış geleneği olmayan AKP'yi göz göre göre bölmesinin çok büyük bir hata olacağına inanıyordum.

    Sonuç olarak eğer AKP aptalca bir şekilde kendi içinden, koyu muhafazakar-ben buna hakları olmadığı söylemiyorum, aksine onlardan bile çok isterim ama malum şartlar- birisini inatla bir C.Başkanlı seçmeye çalışmadıkları sürece ve süpriz büyük bir hata yapmadıkça bu gücünü erken olsun olmasın bir sonraki seçimde meclise taşıyacaktır diyorum- eğer anti-akp güruk anti-demokratik yönden gözünü kararttıp RTE'yi alaşağı etmezse tabii.

    Birde F.Koru'nun dillendirdiği C.Başkanının yapabileceği anti-AKP blok oluşturma senaryoları var.Buna pek ihtimla vermesem de bu da sağı AKP etrafına toplayacaktır ve sonuç yine çok farklı olmayacaktır.

    Benim hislerim "kasımda erken seçim" ile "itiraz edilemeyecek bir C.Başkanı adayıyla zamanında seçim" arasında gidip geliyor.Son olayda diğer seçenekleri azaltıp bu iki seçeneği kuvvetlendirdi -bence...Ne olacağını zaman gösterecek.

    Bilmiyorum siz bu konuda ne düşünürsünüz?

    Daha önce "hiç sevmem" demiştim siyaseti ve siyaset üzerine konuşmayı ama bu seferlik böyle oldu.:-)

    S.Öztürk

    Bağlantı »

  14. Yazan: http://muzminanonim.blogspot.com/ | Tarih: 2006-05-21 05:00:07
    Konu: Bitmeyen Subat ve Mart aylarimiz
    Bekir beyin bahsettigi, 28 Subat'in post-modern darbecilerini en cok da secime zorlamak yerine darbeyi tercih etmekle elestirmistim --kendi capimda.

    Sizin de itidal yaklasiminizi elestirmek zorundayim. Siz aslinda itidal yerine, ustu ortulu bir inadi (buyuk bir ihtimalle oyle kasdetmeksizin) savunuyor duruma dusuyorsunuz.

    Comelmis yakalanmagi bekleyen kaz/tavuk, ya da pisirilmegi bekleyen kurbaga sendromunu itidal ile cozmek teklifini anlamli bulmuyorum.

    Bu baglama teget sayilabilir bir seyler yazmistim:

    http://muzminanonim.blogspot.com/2006/05/flo-royal-ile-oyunu-kaybetmek-korkusu.html

    Bağlantı »

  15. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-21 01:38:07
    Konu: Bir garip hâl
    Bekir ağabey,

    Yazdıklarınıza katılamamak mümkün mü ? Şamaroğlanına döndük. Ama yine memleketi düşünenler bizleriz. Eleştirdiğiniz gibi vak'alar, kendi derdine olanlar var, hem de çok ama entellektüel anlamda "İstikrar, ekonomi,işsizlik, AB, demokrasi, insan hakları" diyen ve bu kazanımların kaybedilmesinden ülkenin kaosa sürüklenmesinden endişe eden yine biziz. Maaşallah karşı tarafın hiç böyle bir sorunu yok.İşsizlikmiş, AB miş, ekonomik istikrarmış umurlarında bile değil.

    Yine itidal bize, bu ülkenin gerçek sahiplerine düşüyor.Mustafa Bey'in sitesinde "Provokasyonsa Bile Hükümet Suçlu", Öyle mi?!.." yazısının altında C.başkanlığı seçimi ile ilgili Ali Bulaç'ın ve A.Dilipak'ın dillendirdiği bir senaryoyu, Sami Selçuk'un AKP'nin C.Başkanı adayı olma senaryosunu yazdım.Bana şimdilik en makul ve oyunu bozacak bir senaryo gibi görünüyor.Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz?

    Yani bunları konuşmak, tartışmak, çözüm yolları aramak, papaza kızıp oruç bozmamak yine bize düşüyor.Kurbağa sendromundan kurtulmanın tek yolu bu oyunu birşekilde bozmak.Bu da bence itidalden geçiyor.Çünkü dengeleri gözetmezsek ilmeği boyna geçirmek var.Başbakan ilmekten korkmaz da bu memleket ne hallere düşer onu düşünmek zorunda..İlmeği illa en kötü sonuç olarak almıyorum, bunu hertürlü alaşağı etme metodu olarak söylüyorum.Çünkü karşı tarafın gözü kara, vatan millt ekonomi derdi yok..

    Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler..

    Saygımla..

    S.Öztürk



    Düzenleyen GELENEK gün: 24/5/2006 saat: 12:39

    Bağlantı »

  16. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-20 12:24:24
    Konu: Danistay saldirisi sonrasi , niye gene "bu filmi gorduk"?
    Sevgili Suat Bey Kardesim,

    Birseyler soylemek istiyorum ama soylenecek ne kaldigindanda emin degilim. Gecen Mustafa Akyol'un sitesinde yorum yapan Hande Hanim "sozun bittigi yerdeyiz" ifadesini kullanmisti. Sizin bu degerlendirmenize katiliyorum tabiiki. Benzeri degerlendirmeleri Islami-Demokrat kose yazarlarida yaptilar. Yillardir bu yapiliyor. Andiccilar bir taraftan pardon derken bir taraftan hergun yeni andiclar uretmekle mesguller. Ben Yeni Safak, Zaman, Vakit gibi yayinlardaki kose yazarlarina , bu konularda hassasiyeti oldugunu dusundugum sivil toplum kuruluslaina artik "bakin gene ne yaptilar; bu ne ayip" in otesinde birseyler soylemek zorunda olduklarini "anladik ne yapmamizi istiyorsunuz" ifadesi ile hatirlatmistim. Kanimca "vijdan sahipleri koalisyonu" nun bir ortak strateji gelistirmesi lazim. Bunun pratik adimlari olmali, sadece birilerinin bir yelerde gogsunu bosaltmasindan ibaret olmamali tepkiler. "tehlikenin farkindayiz" deyip duruyoruz fakat her gun soguk suya atilan ve kademeli olarak istilan sudan atlamayarak piserek olen kurbaga sendromu icindeyiz. "Dava adami" dedigimiz bircok insandan sokaktaki "suurlu" insana kadar hemen herkes kendi basinin derdinde. Ozel sermayeye gecen bir kamu kurulusunda yuksek seviyede bir gorevdeki bir arkadasla bulustum dun. Hemen hemen butun endiseleri kendisinin ve birkac dindar arkadasin gorevde kalip kalmayacagi ile ilgili idi. Bu mevzulara fazla ilgisi yoktu. Istanbul'un bir ilcesindeki mutedeyyin insanlarin bir grubu ile sohbet ettim. Cogunun sikayetlei o ilcenin AK-Parti'li belediyesinin kendilerine kontrat vermedigi, vb ile ilgili idi. Birakin dunyayi kendi ilceleri disindaki konulardan dahi bi-haber idiler; ve soylediklerimin cogunu anlamadilar bile. Adi sinmislikmidir, bencillesmemidir, devlete saygi gelenegimidir bilmem; onemlide degil benim icin. Halkin tepkisizligi bir gercektir. Ve halk uyuyan devdir. Munevveran, kose yazarlari, kanaat onderleri, ulema kimler ise "bu gunde guzel ahkam kestim" deyip koselerine oturamazlar artik. Bu sifatlara, koselere sahip olmanin birtakim soumluluklari, yukumlulukleri vardir.

    Eger zaten yapmiyorlarsa ortak hareket stratejileri uretmek icin suralar toplanmalidir. Obur tarafta bu suralar yapiliyor. Danistay saldirisinin sonrasinda butun "agizlardan" ayni mesajin nerdeyse ayni cumlelerle cikmasi tesaduf olamaz. "Bu filmi daha once gorduk" demek fazla feraset gostergesi degil. Dunki 28 Subat'ta Erbakan'a akil veren "ben olsam.." cilar bu gun farkli ne yapabiliyorlar? En azindan dun Erbakan ve etrafindakilerden kimin kim oldugunu biliyorduk. Bugun?

    Bağlantı »

  17. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-20 07:15:57
    Konu: Teşekkür
    Bora Bey,

    Teşekkür ederim, aynı düşünceleri paylaştığım abilerimin/kardeşlerimin olmasını bilmek güzel..

    Saygılarımla..

    S.Öztürk

    Bağlantı »

  18. Yazan: Bora G. | Tarih: 2006-05-20 06:14:04
    Konu: Budur
    Gayet hoş bir tesbit. Düşünceme tercüman..
    http://www.bugun.com.tr/bugunhaber/yazardetay.asp?id=3712 adresindeki Gülay Göktürk'ün 19 Mayıs'ta yayınlanan yazısını da okumayanlara tavsiye ederim.

    Not: S. Öztürk bey bir kaç sitede yazdıklarınızı beğenerek okuyorum. Düşüncelerinize katılıyorum. Böyle güzel bir blogu bizlerle paylaştığınız için teşeküür ederim. Saygılar efendim..

    Bağlantı »