13/5/2006
Özür ve Özürlülük
Aslında önceki yazıda belirttiğim gibi Hayy bin Yakzan -1' in devamını yazacaktım ama araya önemli bir husus girdi. Hayy bin Yakzan - 2 ' de yarına kaldı.
Ben özel durumların, bazı kutlama ve anmaların belirli günlere sıkıştırılmasına karşıyımdır.Ama bunun bir istisnası var benim için. : "Özürlüler Haftası" 10-16 Mayıs tarihleri arası Türkiye'de ve Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede "Özürlüler haftası" olarak kabul edilmiştir.Bu konuda söz söyleme cür'etim ya da klasik teselli gayretlerine girme niyetim yok. Ben sadece bu vesileyle tüm özürlü ağabey, abla ve kardeşlerime sabırlar diliyorum.Ve sizlerle bu konuda yazılmış bir yazıyı, Yeni Şafak'tan Sami Hocaoğlu'nun (*) "Özür, özürlülük ve özürlülere dair" yazısını paylaşmak istiyorum. Modern zihinlerin kambur gördüğü, adeta vak'a-i adiyeden saydığı "özür" kavramını, Ezeli Hakikat' in ışığında Sami Hocaoğlu' nun kaleminden okuyalım :
Modern akıl, cenneti dünyada arıyor. Zira hayatı, çift dünyalı değil, tek dünyalı bir gözle okuyor. Bulamayacağı kesin. Dünya bu aklın elinden kurtarılmazsa, bu sadece hayal kırıklığına değil, büyük bir felakete de yol açacak gibi görünüyor.
Kılçıksız ve sözüm ona mükemmel bir hayat tasarlaması bundan. Özür ve özürlüye "tasarım hatası" veya "hatalı imalat" gibi bakmasının sebebi bu. "Yük" veya "hurda" olarak görüyor onu. Nietzsche'nin, küstahça kibrin eseri olan "üstün insan" tezini hatırlatıyor. Bir tür "Süpermen" yani. Bu sakat, bu hasta bakışa göre özürlüler "şandala", yani "insan artığı". Rivayet doğruysa, Eski Isparta, hayatı Allah'sız, ahlaksız ve anlamsızlaştırdığı için, özürlülerini aç aslanlara yem diye atarmış.
İşte bu bakış açısıdır iflah olmaz sakatlık. Zira insana, endüstriyel bir mamul gibi bakıyor. Körlük, sağırlık dilsizlik ne ki? Bu kalpsizliktir. Nice körler vardır ki, kalp gözü bin gözün göremediğini görür. Nice sağırlar vardır ki, kalp kulağıyla sessizliğin sesini işitir. Nice dilsizler vardır ki, kalp diliyle sesini kainata işittirir. Ama kalpsizin çıkış yolu yoktur. O iflah olmaz.
Modern tıp bu hasta aklın elinde tehlikeli bir oyuncak. Şer'î hükmü için bana getirilen bir değil birkaç vaka oldu: Ceninin ültrasonda tek kolu görünmüyor veya tek bacağı yarım görünüyor. Sorumsuz ve hastalıklı akıl sahibi hekimin aklına gelen ilk ve tek şey "cenini almak". Değerden yoksun bir eğitimin ürünü bu kadar oluyor. Ve katliam modern akıl sayesinde anne karnında başlıyor.
Müstakbel ebeveyne "Doğduktan sonra çocuğunuzun sakat kalmama garantisini nasıl alacaksınız?" diye soruyorum. Dahası, "Bırakın doğmamış bebenizi, kendiniz için bir garanti var mı?" diye soruyorum. Anlamayan olursa ekliyorum: "Sırtını sallayınca hörgücünden kurtulacağını sanan deve rolü oynuyorsunuz! Kontenjanınız sırtınızdaki bir heybe değil, sallamakla düşüremeyeceğiniz bir hörgüç gibidir, anlayın artık!" Ve doğum gerçekleşince yaşanıyor asıl şaşkınlık: Meğer iki olayda da cenin sağlammış, ultrasonda görünmemiş.
Vahiy fiziki özrü, özürlülük olarak görmez. O insanın "manevi bedenine" ait özürlerle ilgilenir ve asıl özür olarak onları görür. Bu yolla muhatabında farklı bir "özürlülük tasavvuru" inşa eder. Mesela "Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; artık dönemezler" der. Buradaki "sağır, dilsiz, kör" tabiî ki baş kulağı, dili ve gözü değil, gönül kulağı, dili ve gözüdür. İşte bir başka ayet: "Gözler kör olmaz, kör olan göğüslerdeki kalplerdir".
Onun için, Mekke'nin ileri gelenlerine İslam'ı tebliğ ederken kendisine gelip soru soran bir âmâ ile ilgilenmeyen Hz. Peygamber tatlı-sert bir üslupla uyarılır: "Kendisine âmâ gelince, yüzünü astı ve başını çevirdi: Nereden biliyorsun; belki de o arınacaktı; veya öğüt verilecek ve verilen öğüt kendisine faydalı olacaktı?"
İşbu ayetlerin kendisi sebebiyle indiği "İbn Ümmi Mektum" künyeli Abdullah b. Şureyh, Hz. Peygamber tarafından bir savaş sırasında Medine'ye vali olarak atanacaktır. Bu vekalet, bir tür Hz. Peygamber'in yöneticilik makamına vekalettir. İşte âmâ, işte Peygamber...
Modern akıl, özürlülüğü ve özürlüyü anlayamamakta bir yerde mazur. Özellikle doğuştan özürlüler söz konusu olduğunda, modern aklın çuvalladığı görülüyor. İlahi hikmet açısından bu nasıl izah edilecektir?
Bunu izah son derece kolaydır. Ancak, önce insanın önyargılarından kurtulması şart. Mesela, insanın başta sıhhati ve tüm organları olmak üzere, sahip olduğu hiçbir şeyi "Allah'tan tahsil yoluyla elde etmediğini", aksine "kendisine Allah tarafından bahşedildiğini" hatırlaması ve itiraf etmesi gerekiyor. Öyle ya, kim ödedi gözünün, kulağının, elinin, ayağının, aklının ve ruhunun bedelini? Hiç kimse.
Herkes sonsuzca açılmış ilahi bir kredi ile doğuyor. İsterse inkar etsin, gerçek değişmez. İnkar eden nankörlüğünü tescillemiş olur. İnsan, Allah'tan alacaklı değil, O'na borçludur. Her şeyini, ama her şeyini. Zaten "din" kelimesi de "borç" anlamına gelen "deyn"den geliyor. Gerçek dindarlık, "Allah'a olan borçluluk bilinci"dir. Allah insana sahip olduğu her şeyi armağan etmiştir. Armağan sahibi isterse armağan etmez, isterse kısmen eder. İnsanın, O'ndan alacağı varmış da tahsil edememiş havasına girmesi, haddini bilmezliktir.
"Meselenin aslı bu, ama hikmeti nedir?" diye sormakta bir beis yok.
Biz insanlar, bütünü asla göremeyiz. Gördüğümüz parçadır. Parça bütünden kopuk algılandığında bazen "kötü gibi" durur. Ama ait olduğu bütün içinde "güzel" durabilir. Hatta, bu alemi de aşıp hayatı bu ve öteki dünya olmak üzere iki yüzüyle kavrayabilseydik, belki de olanın "güzel"den de öte "kusursuz" ve "mükemmel" olduğunu görecektik.
Ama bütünü gören biri var: Allah. Parçayı görene düşen, bütünü görene "teslim olmak"tır. Bu hikmetin aşkın boyutu. Bir de içkin boyutu var. O da, "hayat tasavvurumuzla" ilgilidir. Dünya hayatı bazıları için bir lunapark, bazıları için bir meyhane, bazıları için bir fabrika, bazıları için bir lokanta, bazıları için bir çilehane, bazıları için bir tapınaktır. Vahyin inşa ettiği tasavvura göre ise bir "imtihan salonu"dur. Sınanmak kaderimizdir. Birbirimizle sınanırız, kedimizle sınanırız. Bazen fazlamızla sınanırız, bazen noksanımızla. Özürlünün kendisi özrüyle sınanır, yakınları onunla sınanır, biz onların tümüyle sınanırız. Noksanlar, noksan olmayanlara sahip olduklarını hatırlatan bir "uyarı levhası"dır.
Asıl noksanlık, özürlülük, sakatlık, bu hakikati anlamaktan aciz olmaktır
(*) Sami Hocaoğlu müstear bir isimdir.
Konu: Özürlü Baklavakis
Muzmin Anonim dostumla ortak noktaya ulaşmışı(m/z). Ancak baklavanın akıbeti de gofretin akıbetine benzeyecek anlaşılan. Zaten Yunan icadı olduğu da anlaşıldı yakın zamanda!!! (Üç ünlem kullandım, dikkat!)
Bağlantı »
Konu: Hariçten Gazel,
Bekir Bey ağabey,
Yazdıklarınıza katılıyorum.Fethullah Gülen tahmin ediyorum intihar bombacıları için söylemiştir.Ama dediğiniz gibi bunun bile bir kıymet-i harbiyesi yoktur, çünkü buna karar verecek olan mercii Allah'tır. Bizim bu konlarda ancak duamız olabilir.Yine söylediğiniz gibi kime kimseye ne cennet vaadedebilir ne de şehitlik mertebesi.. Görüşleriniz fazla nesnel ya da ilkesel olmak zorunda değil.. Bunlar kalbi düşünceler.Son tahlilde karar mercii Allah'tır.
"Rasyonalite" ve "Delilik" ile ilgili ilgili bir dokundurma yapmadım, ya da hatırlamıyorum.Belki yanlış anlaşılma olmuş olabilir. Ama kullandığınız anlamı açıklamanızdan sonra mesele daha iyi anlaşılıyor..
Saygı ve Hürmetlerimle..
S.Öztürk
Bağlantı »
Konu: Ben aslında tatlıyı pek sevmem
Müzmin Bey,
<b>Yarim kilo, bir kilo tatli yeteri kadar iyi bir sebep degil; yok mu artiran :-) ;-) </b>
Ben aslında Metin Bey'e bayılırım falan dediydim amma laf aramızda aslında pek de sevmem. :-( Hem tatlı işini ilk ortaya atan Metin Bey oldu.Zaten gofretleri alamadı, hiç olmazsa tatlı yesin..;-)
Siz onu götürün.. ;-)
S.Öztürk
Düzenleyen GELENEK gün: 15/5/2006 saat: 02:33
Bağlantı »
Konu: Bir Iskoc, bir Yahudi, bir de Kayserili...
Bu konuda ilgili makaleden yola cikmis olsam da, beni cok daha oncelerden beri rahatsiz bir konu icin boylesine zuccaciyecide aerobik yapan fil ornegi sergileyerek konuya girdim.
Bekir beyin 'politically correct' konusunda soylediklerine katiliyorum.
Daha da otesi, 'topal', 'kor', 'gavur', 'sagir', 'deli', 'killi', 'kel' gibi kelimeleri herhangi bir seyle ikame etmenin anlmasizligina da. Bu kelimeler bizim kulturumuzun bir parcasi ve, benim baktigim yerden, pesin yargi icermiyorlar.
Buna karsilik, 'ozurlu' bizimkilerin 'politically correct'lik pesinde uydurduklari bir seydir ve --yine benim baktigim yerden-- hem cok sakil duruyor hem de durup duruken tahkir, tezyif iceriyor. Demem o ki, madem bir sey uyduracaktik, 'ucgen', 'dortgen' misali daha onceden kalma menfi bir bagaji olmayan yepyeni bir sey uyduraydik..
---
Gelelim su tatli meselesine:
Bir Iskoc, bir Yahudi, bir de Kayserili bir gun pahali bir lokantada yemege gitmisler. Tikabasa da yemisler. Daha sonra, hesap geldiginde, Yahudinin 'hesabi bana getirin, ben odeyecegim' dedigi duyulur. Biraz da homurdanarak oder hesabi.
Ertesi gun gazetelerde, 'Unlu Iskoc ventrolog tenha bir sokakta olu bulundu' diye bir haber cikar..
Simdiiii.. kissadan hisse?
Yarim kilo, bir kilo tatli yeteri kadar iyi bir sebep degil; yok mu artiran :-) ;-)
Bağlantı »
Konu: Duzeltme: Annemin gercek duasi
Tabiiki "Kedicik ve cesitlemeler" annemin duasi degildi. :) Her ne kadar ameller niyetlerle olculur" Hadis-i Serif'ini hatirlattiysamda sizden annemin duasi derken "Allah gonlunuze gore versin" i niyet ettigimi bilmenizi bekleyemezdim. Once onu yazip sonra basligi degistirdigimi unuttum.
Bağlantı »
Konu: Kedicik ve cesitlemeler
Suat Bey kardesim,
Baslik annemin duasi idi. Kedim hakkindaki dualariniz, hassasiyetinize cevabimdir ayni zamanda.. Hayatinda bir kere kapris yapmadan, bir kere yanlis yere cis yapmadan, bir kere hicbir hayvan veya insana kiskanclik emaresi olabilecek davranis sergilemeden, bir kere kendsine yapilan adeta iskence olan tibbi mudahelelere hafifce ses cikarmak disinda direnc gostermeden ve bu gunlerinde dahi o tatli zumrut yesili gozleri ile gozumun icine sevgi, ve zeka pariltisi ile bakarak, ve hala arada bir yuzumu yalamayi ihmal etmeden oluyor yavrucugum. "dying with grace"in tanimi bu degilse nedir bilmem. Artik otanazinin zamanlamasi noktasindayiz. Simdilik bu konuyu kapatmamizi rica edecegim b ve diger bloglarda. Ilerde umide ediyorum farkli bir halet-i ruhiye icersinde belki sizleri guncellerim bu mevzuda.
Mesajinizdaki S. Hocaoglu'nun bir Islam alimi olarak bu konuya Islami aciklama getirmeye ehliyetli oldugu gorsunuze katiliyorum. Kendisi benim aradayazilarindan istifade ettigim degerli bir mutefekkir/alimdir. Fakat siz benim kendim gibi siradan insanlarin kendilerinin muzdarip olmadiklari illetlerin muzdariplerini konusunda ahkam kesmede ihtiyatli davranmalari gerektigi vurgumu da dogru anlamissiniz. Fetullah Hoca Filistin'de Israil'e karsi direnirken olenlerin (yoksa sadece intihar bombacilari icinmi konusmustu emin degilim) sehit olmadiklarin soyemeye ehliyeti olabilir. Fakat benim gibi kusurlu, ozurlu, muktedirsiz kullarin hele hele bu "intihar bombacisi" cocuklarin son sozlerini okuduktan sonra onlara "sehit degiller" demesini kabul etmem mumkun degil. Burda anoloji yapayim derken cercevenin birazcik disina ciktim madem, daha once saniyorum " O dokuz kisiden biri olmak" ilmeginde Muzmin Bey'le aranizda gecen ve benimde bir nebze mudahil oldugum "sehitlik" uzerine bir miktar sesli dusunme yapacagim musadenizle. Bilmiyorum yaniliyormuyum, herhangibir insan, ilim ve takva derecesi ne kadar yuksek olursa olsun, diger bir insana ne cennet vaad edebilir nede sehadet mertebesi. Dolayisi ile her kul, Kur'an ve Hadis'te acikca ifade edilmedikce, bir mevtaya sehit derken yaptigi sey bir duadir, "Allahim bu kuluna sehadet serbetini icir" der. Tabiiki burda gercek sehadetten bahsediyoruz; "devrim sehidi" "futbol sehidi", "uyusturucu sehidi", "sekreterle fazla mesai sehidi" falan degil. Hal boyle olunca ulemadan saygin birinin bir kisi icin "o sehit degildir" demesi dahi benim icin baglayici degildir. Ben ona sehit derim, ve bunu yaparken tek karar verici olan Allah'a dua etmis olurum. Filistin'de Kudus icin, annesi icin, topragi icin, cennet icin, butun kutsallari icin, zulme direnis icin, adalet icin olen herkes benim gozumde sehittir. Biliyorum, bu fazla nesnel veya ilkesel bir aciklama degil. Bazi konularda kalbim beynimden baskin cikiyor; buda onlardan biridir.
Muzmin Bey dostum, sizinde benim gibi "sadece akillilardan murekkep bir dunya"da yasamak istemediginiz hicte surpriz gelmedi bana; benim icinde gerekcelerimizinde benzer oldugna dair kuvvetli bir his var; farkli sekillerde ifade edecek olsakta.
Suat Bey kardesim,
Kutsiyyet/maneviyat/rasyonalite/delilik (?) baslikli yorumumda bu kavramlari birbirin disarda birakan, yani "mutually exclusive" manada kullanmadim. Bir yerde bir satirinizda bu meal uzerine bir dokundurma gormus gibiyim. Burdaki deli "rasyonalite" ile butun dogrulari bulacagina inananin agizindan cikmis bir kelimedir; Islam dusmaninin agzindan cikan "dinci" gibi. Bu ifadeden de Muzmin Bey'i tenzih ettigimi soylemyeyim her ihtimale karsi :)
Selam ve muhabbetlerimle
Bağlantı »
Konu: Metin Ağabey,
'A'mak-ı hayal'i manevi ihtiyaçların sınırsızlığı meselesi için sormuştum.Okumanızı isterim..
**
Tatlı konusu anlaşıldı.. Kelimeyi ben uydurmadım tabii ..Müzmin Bey'in canı sağolsun.Ben fikirlerinden çok istifade ediyorum.Hem özde de hepimiz aynı düşünceleri paylaşıyoruz.
Yalnız hatırlatayım bu tatlı işi de gofret işine benzeyebilir :-)
**
Benim FB'liliğim ve futbol hakkındaki düşüncelerim de sizin GS'liğinizden ve futbol düşüncenizden farklı değil..Tekraren tebrik ederim..
Saygı ve hürmetler..
S.Öztürk
Bağlantı »
Konu: Çeşitli notlar...
Aziz kardeşim,
Sözünü ettiğiniz eseri okumadım.
***
Baklavaya gelince... Muzmin Anonim dostumuz, sanki "özür" kelimesini siz türetmişsiniz gibi sizden almış öfkesini de o yüzden bence tatlı borçlanıyor. Dengelemek açısından hani!.. (Belki arada bendenizle Bekir Bey de nasipleniriz! Malum, gofretler bir türlü gelmek bilmedi de!)
***
Bu vesileyle Muzmin Anonim dostuma da notum var: Ben o yazıya "güzel" dedim, ama külliyyen "doğru" bulduğumu söylemedim. O yazıda beni rahatsız eden birşey var. Şöyle bir örnekleme yapayım: Sözgelimi "hoşgörü" kelimesindeki kibirli, küstah, kendini üstün görmekten kaynaklanan lütufkâr bakışın bir benzeri sahte, yapay, sırıtık bir kibarlık gösterisi halinde "özür(lü)" [veya "engel(li)"] kelimesinde de gizli. Yazı, özür(lü)den bahsederken, kelimenin değer yükünü reddetmeksizin kullanmış.
***
Ve yoluk kanaryaya gelelim! Tekrar geçmiş olsun! Futbolu (spordışı gerçeğini) hiç sevmem. Hatta nefret ederim. Benim GS'lılığım, adımdan (Metin Oktay'dan gelme) ve bir de tutulmamış bir vaadin (GS Lisesi'nde okutulmak) yarattığı bir telafi mekanizmasındandır. Yoksa hayatımda tek bir kez maça gittim -o da altı yaşımda ve ne yazık ki FB maçıydı...
Bağlantı »
Konu: Aklın iflası
Metin Ağabey,
Şöyle yazmışsınız :
"Söylediklerinizi anlıyorum. Ancak, birşey ekleyeceğim: İhtiyaçlar -elbette biliyorsunuz ki- yalnızca maddi değil, artı, manevi olanları da sınırsız! "
Elhak doğrudur..Manevi ihtiyaçlar için "akl" bizi bir noktaya kadar elimizden tutar getirir orada bırakır..Sonrası gönül insanlarının işidir.. Ve Fenafillahtır. Söylendiğine göre de anlatılmaz, yaşanırmış..
Filibeli Ahmet Hilmi nin "A'mak-ı Hayal" ini okumuş muydunuz ?
S.Öztürk
Bağlantı »
Konu: Kanaryanın yolunan kanatları..
Metin Ağabey,
Can-u gönülden tebrik ederim.Vallahi helal olsun.Umarım bu bizim ruhi melekeleri pek gelişmemiş (yani ruhsuz) oyuncu ve hocalarımıza iyi bir ders olur.Vesileyle Daum'dan da sonsuza kadar kurtuluruz.Her işte bir hayır var yani :-)
Bir de önce ki mesajınızda şöyle yazmışsınız :
"<b>Sonra da, Muzmin Anonim dostumuzun size bir porsiyon tatlı (artık baklava mı olur başka şey mi olur, o size bağlı) ısmarlaması gerektiğini düşünüyorum. </b>"
Tatlıyı severim, özellikle baklavayı eyvallahta, Müzmin Bey neden ısmarlayacak onu tam anlayamadım... :-) Bir yardımcı olunuz..:-)
S.Öztürk
Düzenleyen GELENEK gün: 14/5/2006 saat: 09:47
Bağlantı »
Konu: İki not
Sevgili Suat Bey kardeşim,
"İkinci olarakta çok yanlış olarak egonun küstahlığının "ihtiyaç" kılıfına sokulup yutturulmaya çalışılmasıdır.(reklamcıları tenzih ederim- nasıl olacaksa ? :-)" demişsiniz. Tenzih etmeyin! Reklamcılara müstahaktır!
"Umarım bir reklamcı olarak sizi üzmemişimdir :-)" Hayır, üzmediniz. Reklamcıysam -ki maalesef öyle- bana da müstahaktır!
***
Söylediklerinizi anlıyorum. Ancak, birşey ekleyeceğim: İhtiyaçlar -elbette biliyorsunuz ki- yalnızca maddi değil, artı, manevi olanları da sınırsız!
Bağlantı »
Konu: Bekara karı boşamak..
Bekir Ağabey,
Yazdıklarınıza katılmamak elde mi ? Evet, hiçkimse, herhangi bir eksikliği bulunan da dahil bu konularda genelleştirme yapıp "pervasızca" ahkam kesemez. Bu dediğiniz gibi "bekara karı boşamak kolay" tabirine uyuyor.. Ben S.Hocaoğlu'nun yazısını İslami bakışı güzel özetlediği için alıntıladım.Ama nihayetinde bu konuda teselli babında da olsa kalem oynatmak kolay değil.Ama bu konuda bilgisi olan alimlerin (S.Hocaoğlu vb.gibi) görüşleri vasıtasıyla "İslam bu işe ne diyor ?" sorusuna açılım getirmek yaralı olur kanaatindeyim.
Bu arada kedicik inşaAllah iyidir. Şifa dualarım hep yavrucuğunuzla.. Müzmin bey'in blogunda Metin Bey'e yazdığınız cevaptan durumun pek içaçıcı olmadığı anlaşılıyor. Dua etmekten başka elimden bir şey gelmiyor.Benim de yardımcı olacağım birşey olursa lütfen çekinmeyiniz..
Saygı ve hürmetlrimle..
S.Öztürk
Bağlantı »
Konu: Kanaryanın kanatları!
Geçmiş olsun sevgili kardeşim!
Bağlantı »
Konu: Özür?!
Aziz kardeşim Suat Bey, öncelikle sağolun diyorum. Sonra da, Muzmin Anonim dostumuzun size bir porsiyon tatlı (artık baklava mı olur başka şey mi olur, o size bağlı) ısmarlaması gerektiğini düşünüyorum.
Kelimeler...kelimeler...kelimeler! [W.S.]
Benim bu konuda -hem de iki kez- doğrudan söz alma hakkım var! Uzun uzun da yazdım. Sonra yazdıklarımı silerek onların yerine basitçe şöyle deme gereği duydum:
Politik doğruculuk "x-engelli", "y-özürlü" gibi saçmalıklar üretilmesine sebep oluyor. "Engel(li)", "özür(lü)" kendileri "engelli/özürlü" olan ifadelerdir. Bırakalım "kör", "sağır", "topal" vs yerinde kalsın. Üzerlerine bindirilmiş negatif yükü silelim, yeter. O zaman yeni (nötr) bir kavrama da gerek kalmaz. Mesele, bizim bakışımızın çarpıklığında. Dolayısıyla, Muzmin Anonim dostuma kısmen, Bekir Bey dostuma tamamen katılıyorum.
Bağlantı »
Konu: Kelime meselesimi?
S. Hocaglu'nun yazisinin ve yorumlarinm bir kismini yeni okudum. Once su "uzurlu" demek ozur dilemekmi meselesi uzerine Muzmin Bey'e hicte katilmadigimi soyleyeyim. Hadis- Serff'tede buyuruldugu gibi "ameller niyetylerle olculur". Hangi kelimeyi sectiginiz degil kelimeyi hangi niyetle kullandiginiz esas alinmalidir. Kelimelere takilma ABD ve dige Bati ulkelerinde cok gorulen "politik olarak dogru terminoloji" yi cagristiriyor. Muzmin Bey'de cok iyi bilirki hemen her alt grup icin secilen her sifat veya zamire itiraz eden birileri cikiyor. Orda bunun olmasinin en buyk sebebi sahtecilikleri iki yuzlulukleridir. Iclerindeki on yargilari, fobileri, diger kompleksleri kullandiklari kelimelerle saklama girisimidir. Gecelim bunlari lutfen. Bir zamanlar ABD'de Reagan Kabinesinde icisleri bakani (bizdekinden cok farkli) olan ve fakat azinliklara karsi oldugu iddia edilen saniyorum James Watt adli zat, kendisini savunmak icin bilmemne komitesine "bir Yahudi, bir Meksikali , birde "cripple" (felcli) atadigini soylediginde politik dogrucular hemen isyan etmislerdi. Fakat bu hem "cripple" hemde "Yahudi" olan kisi tekerlekli sandalyesi ile medya onune cikip, kendsinin bir "cripple" oldugunu , ve esas onu patronize eden, "cripple" kelimesinin kullanilmasina karsi cikarak guya onu korudugunu sanan PC'ciler oldugunu soylemesi manidardi. Bu politik olarak dogru lisan isi sonradan o kadar alay konusu olmustuki bircoklari kor kelimesi yerine visionally challenged, kambur yerine vertically challenged ve diger pek cok "challenged" li kelimeler urettiler. Olyeki bir zamanlar "disabled" (herhalde Muzmin bayin muktedirsiz kelimesine yakin manali bir kelime, kaabiliyetini yitirmis) kelmesi yerine ikame edilen "handicapped" (engelli) kelimesi de "politically incorrect" bulundu bazilarinca ve yerine "dogrusu" olarak "handy-capable" konuldu. Bunlar kelimelerle "dogruluk" bulmanin sakatligi (ozurlulugu), muktedirsizligi, veya engellililgini gostemek icin birkac ornek.
Benim dogdugum koydeki insanlarin hemen hepsinin isimlerinin onunde topal, kor bebek, gavur, sagir, gocsuz, deli, killi, kel yarim vb gibi sifatlar vardir. Hickimsenin bunlari dert ettigine dair birsey duymadim. Babam manifatura alisverisini Vahram Goncu adinda "gavur" dedigi bir Ermeni (emin degilim) adamdan yapardi; evde de onun dursutlugu, guvenilirliginden bahsederdi.
Simdi easas mevzu yani ozurluluk uzerine biriki dusunce. Ben S. Hocaoglu'nun bunun hikmet acisindan aciklanisi uzerine gorusleri arasinda "dunyanin imtihan dunyasi" oldugu ve butunu goremeyen ancak sinirli gorsumuzle onun bir parcasini gorebilecek olanlarin aczini kabul edip teslim olmasi grektigi tesbitini dogru buluyorum.
"Özürlünün kendisi özrüyle sınanır, yakınları onunla sınanır, biz onların tümüyle sınanırız. Noksanlar, noksan olmayanlara sahip olduklarını hatırlatan bir "uyarı levhası"dır." ifadeside guzel. Amma ve lakin ben ailesinde fiziksel ozurlu birden fazla kisi olan biri olarak dahi diger fiziksel ozurluler icin bunu soylemeye "bekara kari bosamak kolay" cinsinden telakki ederek cesaret edemem. Kendsinin etkilenmedigi depremi "Allah'in bilmem kimlere cezasi" diye niteleyenleri tasvip etmem imkansiz.
Ciddi fiziksel ozurlu birisinin bu mevzuya bakisini bilmeyi cok aydinlatici bulurdum; ama o dahi butun ozurluler adina konusamaz. Islami konularda ahkam kesmekten uzak durmaya calisirim; fakat "imtihan dunyasi" ve "sinanma" soyleminin dahi ancak amelleri ile "imtihani gecmislerin" kullanmya haklari oldugunu dusunur, aksi hallerde zenginin fakire, "para mutluluk getirmez" demesi gibi telakki ederim.
Bağlantı »
Konu: 'Yok'tan hareketle
[vecz]Ama ben onu sormadım.Tasarım'a yüklenirken kullandığınız "neyin 'sakat', neyin 'kusur' olduguna hukmedebiliyorlar.." cümlesindeki anlamıyla "neyin muktedir neyin muktedir eksikliği olduğuna nasıl hükmediyorsunuz ? " anlamında sormuştum.[/vecz]
Bir zenci gordugunuzde 'beyaz olMAyan kisi' mi dersiniz?
Carpikligi goremiyor musunuz --ne (ya da neyin mevcut) OLMADIGI ile birisini tasvir etmek..
[vecz]Dolayısı ile sorumu tekraren sorayım: Tasarımcılar bu haltı yiyorlar eyvallah, da Siz "muktedir eksikliğine" nasıl hükmediyorsunuz?[/vecz]
Ama, bu kelimede takildik kaldik ve bir adi ileri gidemiyoruz. O kelime --tekrar soyluyorum-- benim teklifim degil.
Bir suru yanlis yapiliyor.. Sadece bir gozu olan ile, hic gormeyenler, kismen isitmeyenler, hic isitmeyenler, sadece bir ayagi yada kolu olanlar, hic ayagi ya da kolu olmayanlar vs topyekun bir muameleye tabi tutuluyor. O muamele de onlarda OLMAYAN ile onlari tariflemekle basliyor.
Bir seyin eksikligini, o seyin tamaminin spesifikasyonuna bakarak belirleyebilirsiniz. Elimizde boyle spesifikasyon yok ise, ki yok, bu yaklasim maluldur --Tasarimcilar da burada ise dahil oluyor :-)
----
[vecz]Arapçada mastarlar elifle başlamaz diye birşey duymuştum sanki.[/vecz]
Ferit Develioglu. Osmanlica Turkce Ansikloedik Lugat.
----
[vecz]De o ana kadar böyle durumlarda ne kullanabiliriz ? Buna dair bir öneriniz yok. Böyle bir tasviri anlatmak için her bahsedişimizde iki paragraf kadar "aslında bu kelime karşılamıyor, şöyle demek lazım fakat o da tam oturmuyor, negatif yükü azaltma gerek" diye ekstra açıklama mı yapacağız?[/vecz]
Evet. Simdilik tam olarak bunu oneriyorum.
Bağlantı »
Konu: Müzmin Bey,
<b>(Bu arada, koku Arapca 'zru' kokunden degil, 'ozr' kokunden gelir) </b>
Arapçada mastarlar elifle başlamaz diye birşey duymuştum sanki.Arapça dilbilgisi bilmiyorum.TDK'nın yalancısıyım : http://tdk.org.tr/tdksozluk/sozbul.asp?kelime=%F6z%FCr&submit1=Ara
Hulasası hiçbir kelime içimize sinmiyor, o anlaşıldı.Ben bu konuda notr bir kelime bulunabileceğini sanmıyorm.Nasıl bulunabilir ki ? Bundan "negatif yükü" nasıl kaldırabiliriz ? Bu çok zor..Disability de aynı çağrışımlara sahip..
"Masaya bardak diyelim diyen yok ki" diyorsunuz da disability/sakat/kusr/özür/muktedirsizlik her ne dersek diyelim bir aşağılama ve negatif çağrışım mutlaka yapacaktır.
<b>'Ozurlu' de bunlardan biri.. Bu kelimeyi kullanirken icimi agritiyor. </b>
Eyvallah.Ama fazlası var benim için. Benim tüm bu tasvirler içimi acıtıyor..
<b>Allahallah.. Siz onunuze konan yemegi begenmediginizde, sizden hemen mutfaga gidip bir yemek yapmaniz mi beklenir? Bu nevaleyi siz begeniyorsaniz, bilemem, ama, begenmiyorsaniz daha uygun karsilik aramak sadece benim gorevim olmamali. </b>
:-) Ben bu tasviri yapacak hiçbir kelimeyi beğenemem açıkçası.Tabii ki sadece sizin göreviniz değil uygun karşılık bulmak ama biliyorsunuz dil bir geceden sabaha değişebilen birşey değildir.. Nurullah Ataç sağ olsaydı ona söylerdik yapardı ama o da yok..Zamanla oluşacak bazı kelimeler için mecburen tecrübe aşamalarını bekleyeceğiz. De o ana kadar böyle durumlarda ne kullanabiliriz ? Buna dair bir öneriniz yok . Böyle bir tasviri anlatmak için her bahsedişimizde iki paragraf kadar "aslında bu kelime karşılamıyor, şöyle demek lazım fakat o da tam oturmuyor, negatif yükü azaltma gerek" diye ekstra açıklama mı yapacağız ? Bu nokta boşlukta kalıyor..
Nihayetinde bu bağlamdaki her kelime inciticidir.. Mümkün olan en az incitiyi seçmek gerek..(İncinmek ve azlık/çokluk.. bu da garip bir durum..)
<b>Bu anlami ben veriyor degilim; bence siz bu anlami tasidigini gozardi ediyorsunuz. Bunun sizin muslumanliginizi riske atmak gibi bir sonucu yoktu --malum, 'gaflet, dalalet ergo sehadet' meselesi gibi :-) Ama, artik degil, bundan sonra bu kelimeyi kullanmadan once durup dusuneceginize eminim... </b>
Doğruya doğru...Ama ben bu tür şeyleri hep düşünürüm.Bu yazıda da düşünmüştüm.Başlıkta içime sinmedi, "özürlüler haftası" tanımlaması da. Ama yerine koyacak birşey de bulamadım.Alakasız bir başlık yazmayı da düşündüm.Ama aynı zorluk içeriğin de de var.Bulamayınca atıfta bulduğum yazının başlığını seçtim.Ama mesela benim yazım gibi bir-iki paragrafla bu insanlarımızın dertlerini hatırlayıp gönüllerini hoşnut etmek ve teselli vermek isteyenler ne yapacaklar ? Hiç mi bu konuyu açmamalıyız yoksa ? Ben topluluklara sürekli konuşmalar yapan birisi değilim..Mesela siz bu konu ile ilgili bir konuşma yapmak ya da bir yazı yazmak isteseniz ne yapar, hangi kelimeleri kullanırdınız ?
Buradaki boşluğu dolduramıyoruz..Zorluk hepimiz için geçerli.. Türkiye Sakatlar Derneğinin sitesine girdim. http://www.tsd.org.tr/index.php orada da sakat/engelli den ziyade aynı anlamıyla "özür" kullanılıyor.Makaleleri taradım bu tartışmadaki konuyu işleyen bir yazı var mı diye rastlamadım.Belki başka yerlerde bulunabilir..
<b>Negatif anlamli* hic bir tasvir yapilmasin diyorum. </b>
Nasıl olacak bu ? Bunun imkansız olduğunu nasıl göremiyorsunuz anlamıyorum..
Bir de yukarılarda bir yerde şöyle yazmıştınız..:"Tasarimcilar isi bayagi ilerletmis olsalar gerek ki, herhangi bir seyin tasarim oldugunu bilmek bir yana, ellerinde uretim planlari da var --ve, bunlara bakarak neyin 'sakat', neyin 'kusur' olduguna hukmedebiliyorlar.."
Bende cevaben " Siz "muktedir eksikliğine" nasıl hükmediyorsunuz ?" demiştim.Siz buradaki sorumu kelime anlamı olarak " 'muktedir eksikliği' kelimesini kullanmaya nasıl hükmediyorsunuz ?" olarak almış ve "Hukmetmiyorum. Sadece ilk agizda aklima gelen bir teklif idi. Begenmedigimi de eklemistim." demişsiniz..
Ama ben onu sormadım.Tasarım'a yüklenirken kullandığınız "neyin 'sakat', neyin 'kusur' olduguna hukmedebiliyorlar.." cümlesindeki anlamıyla "neyin muktedir neyin muktedir eksikliği olduğuna nasıl hükmediyorsunuz ? " anlamında sormuştum.
Dolayısı ile sorumu tekraren sorayım: Tasarımcılar bu haltı yiyorlar eyvallah, da Siz "muktedir eksikliğine" nasıl hükmediyorsunuz ?
<b>O noktadan bir arpa boyu ilerledik, cok sukur, ama, hala daha baskalarinda gordugumuz fonksiyon(ellik) herhangi bir kiside mevcut degilse bunu onun kabahati gibi goruyoruz --ya da, biz degilsek bile, dilimiz oyle soyluyor. </b>
Evet. Konuşulması bile zor olan böyle bir durumu bir de bizatihi yaşayanlar var.Sabır dileklerim daima onlarla..
S.Öztürk
Düzenleyen GELENEK gün: 14/5/2006 saat: 08:20
Bağlantı »
Konu: Ozrumu ummana doktum..
Ozturk bey,
[vecz]Sizce "özür" kelimesinin anlamı nedir ?[/vecz]
Istenilmeyen, arzu edilmeyen, olMAmasi gereken, kabul edilmesi icin belli bir zorlama gereken sey ya da durum... ve bu sey ya da durumun muhataplarinca affa deger olup olmadigina yonelik degerlendirme.
(Bu arada, koku Arapca 'zru' kokunden degil, 'ozr' kokunden gelir)
Bundan mustak kelimeler de hep negatif tonalite tasirlar: mazeret, mazur, mazurriyet.. vb.
[vecz]Ve neye istinaden "özür" kelimesini "Ozur, neresinden bakarsaniz bakin, zimnen dahi olsa, muhatabindan aman dilemek, merhamet dilemek, af dilemek ya da en azindan kabul edilmek yakarmasi tonalitesi tasir." anlamında kullanıyorsunuz?[/vecz]
Kendi verdiginiz, TDK'dan, orneklere bakarsaniz,
[vecz]
1. Bir kusurun, bir suçun elde olmadan yapıldığını ileri sürme veya bu kusurun hoş görülmesini gerektiren sebep, mazeret: "Harp tarihi bu saldırı için hiçbir özür bulamayacaktır."- F. R. Atay.
2.Sakatlık, bozukluk, eksiklik veya elverişsizlik:
"Bu evin birtakım özürleri var. Özrüm var, uzun yol yürüyemem."- .
3 .Kusur, defo.
[/vecz]
Burada bunlari goremiyor musunuz?
[Bu arada, FRA'nin cumlesinde 'bahane' mi 'mazeret' mi kasdedildigi pek belli degil. Ama, o ayri bir konu]
[vecz]Siz dememiş miydiniz isim gerekiyorsa "muktedirsizlik" olabilir diye ? Muktedirsizlik çok mu madah bir kelimedir?[/vecz]
Degil tabii. Benim icime sinseydi onu onerirdim. Sinmedi.
[vecz]Bir karşılık bulunması gerektiğine inanıyorsunuz yani..[/vecz]
Evet. Daha notr anlamli bir kelime lazim. Mevcut kelimlerimizin hepsinde negatif yukler var.
[vecz]Buradaki "muktedir eksikliği" ne demektir acaba?[/vecz]
Cok isabetli olmadigini soylemistim. Hayatta butun orneklerimi Ingilizceden almam, o sadece bir ornek idi. Bir de, onlar bu konuyla bizden biraz daha evvel karsilasmislar; eskiden bu amacla 'cripple' diye bir kelime kullanilirdi --bizdeki 'sakat'in karsiligi. Onlarin Ortacagindan kaldigini farkedince baska kelimeler aradilar. Sonunda, 'people with disabilities' kullanimindaki 'disability'yi uydurdular --aslinda 'ability'nin ingilizcedeki normal karsiligi 'inability'dir.
'ability' bildiginiz gibi 'muktedirlik'tir. 'disability' de 'adem-i muktedirlik' olabilirdi belki; ama, o da zor cunku 'adem-i iktidar' gramer olarak dogru iken, 'adem-i muktedir' pek de dogru degil.
Her hal u karda, Turkcede boylesine durumlarda tek kelimelik kelime turetemiyoruz ('adem-i merkeziyet'in karsiliginin 'merkeziyetsiz' olAmayisi gibi). Dolayisi ile, 'muktedirSIZlik' kelimesi de pek olamiyor...
[vecz]Pekala "sen kendine malik olmayan, iktidarsızın tekisin" anlamına da gelir. Tıpkı "ukala" ve "herif" kelimelerinin lugati anlamları gibi..[/vecz]
Farkindayim. Ama, benim meselem o degil.
[vecz]Nedir öneriniz pekii?[/vecz]
Onerim: Once bu kelimenin uygun olmadigini fark ve kabul etmek.
[vecz]Ne kullanalım? Ben isim aramaya meraklı değilim, özünde karşıyımda zaten ama bir isim mutlaka verecekler.[/vecz]
Masaya bardak diyelim diyen yok ki... Bir kavram gecmisteki kullanimindan artik farkli bir yere gelmis ya da gelmeli ise, bunu yeni bir kelime ile temsil etmek arzusu bir uydurukculuk sayilmaz bence.
'Ozurlu' de bunlardan biri.. Bu kelimeyi kullanirken icimi agritiyor.
[vecz]Alternatifleriniz nelerdir?[/vecz]
Allahallah.. Siz onunuze konan yemegi begenmediginizde, sizden hemen mutfaga gidip bir yemek yapmaniz mi beklenir? Bu nevaleyi siz begeniyorsaniz, bilemem, ama, begenmiyorsaniz daha uygun karsilik aramak sadece benim gorevim olmamali.
[vecz]Tamam hadi "özür" anlam kaymasına uğratılabildi.. sakat daha mı iyidir? ya da engelli? Muktedir eksikliği ? Hangisi daha az aşağılatıcı?[/vecz]
Hic biri.. Bu durumda illa oteki testiyi mi secmeliyiz?
[vecz]Elbette kimseden hiçbir şey için aman dilemek, af dilemek zorunda değil.. Hem bu anlamı nasıl veriyorsunuz ? Ben bir Müslüman'ım ben nasıl böyle bir şey düşünebilirim ? Benim böyle düşünmem aslımı inkar etmem demektir.Neden zımni anlamını -hiçte kasdedilmediği halde- kullanmakta ısrar ediyorsunuz.?..[/vecz]
Bu anlami ben veriyor degilim; bence siz bu anlami tasidigini gozardi ediyorsunuz. Bunun sizin muslumanliginizi riske atmak gibi bir sonucu yoktu --malum, 'gaflet, dalalet ergo sehadet' meselesi gibi :-) Ama, artik degil, bundan sonra bu kelimeyi kullanmadan once durup dusuneceginize eminim...
[vecz]"Hiçbir tasvir yapılmasın" diyorsanız buna katılırım..[/vecz]
*Negatif anlamli* hic bir tasvir yapilmasin diyorum.
[vecz]Ama "Muktedir eksikliği" tavsiyesini yaptığınız için bu tasvire karşı olmadığınız anlaşılıyor.[/vecz]
Tasvirsiz dil olur mu; tabii ki tasvir olacak. Ama, masa gibi, kitap gibi.. notr anlami olan kelimeler kullanilmalidir.
[vecz]Siz "muktedir eksikliğine" nasıl hükmediyorsunuz?[/vecz]
Hukmetmiyorum. Sadece ilk agizda aklima gelen bir teklif idi. Begenmedigimi de eklemistim.
[vecz]Nasıl bir kelime böyle bir durumda "notr" olabilir ki?[/vecz]
Kelimenin ne oldugunu ya da olmasi gerektigini bilmiyorum. Henuz bilmiyorum. Ama, ne demek istediigimi herhalde anlatabildim..
Kelime, yeni (ya da cok eski) ve yipranmamis, anlam kaymasina ugramamis olmali.
Bu arada, cok eskiden 'sakat' da denmiyor, yerine 'mucrim' deniyordu; biliyorsunuz degil mi? 'Mucrim' yani 'bir suc ya da curum islemis'.. cunku, Allahin suclu veya kotu kullarini boylece de cezalandirdigina inaniliyordu..
O noktadan bir arpa boyu ilerledik, cok sukur, ama, hala daha baskalarinda gordugumuz fonksiyon(ellik) herhangi bir kiside mevcut degilse bunu onun kabahati gibi goruyoruz --ya da, biz degilsek bile, dilimiz oyle soyluyor.
Bağlantı »
Konu: Müzmin Bey,
Sizce "özür" kelimesinin anlamı nedir ?
Ve neye istinaden "özür" kelimesini "Ozur, neresinden bakarsaniz bakin, zimnen dahi olsa, muhatabindan aman dilemek, merhamet dilemek, af dilemek ya da en azindan kabul edilmek yakarmasi tonalitesi tasir. " anlamında kullanıyorsunuz ?
Siz dememiş miydiniz isim gerekiyorsa "muktedirsizlik" olabilir diye ? Muktedirsizlik çok mu madah bir kelimedir ? Siz şöyle yazmıştınız :
"Burada sakkadanak bir karsilik bulmak iddiasinda degilim, ama, (illa bir uyduruk olacaksa) 'muktedirsizlik' filan gibi bir sey olmaliydi --biliyorum 'muktedirsizlik' dilbilgisi acisindan yanlis ama, 'muktedirlik eksikligi'nin tek kelime baska bir karsiligini uyduramiyorum."
Bir karşılık bulunması gerektiğine inanıyorsunuz yani..Buradaki "muktedir eksikliği" ne demektir acaba ? Pekala "sen kendine malik olmayan, iktidarsızın tekisin" anlamına da gelir.Tıpkı "ukala" ve "herif" kelimelerinin lugati anlamları gibi..
Nedir öneriniz pekii ? Ne kullanalım ? Ben isim aramaya meraklı değilim,özünde karşıyımda zaten ama bir isim mutlaka verecekler. Alternatifleriniz nelerdir ? Tamam hadi "özür" anlam kaymasına uğratılabildi.. sakat daha mı iyidir ? ya da engelli ? Muktedir eksikliği ? Hangisi daha az aşağılatıcı ?
""""""""""""""""""""""""""""""""
Kim kimden ve nicin aman dilemek, merhamet dilemek, af dilemek zorunda?
""""""""""""""""""""""""""""""""
Elbette kimseden hiçbir şey için aman dilemek, af dilemek zorunda değil .. Hem bu anlamı nasıl veriyorsunuz ? Ben bir Müslüman'ım ben nasıl böyle bir şey düşünebilirim ? Benim böyle düşünmem aslımı inkar etmem demektir.Neden zımni anlamını -hiçte kasdedilmediği halde- kullanmakta ısrar ediyorsunuz .? ..
"Hiçbir tasvir yapılmasın" diyorsanız buna katılırım.. Ama "Muktedir eksikliği" tavsiyesini yaptığınız için bu tasvire karşı olmadığınız anlaşılıyor.Bunu söylediğiniz için de "Tasarimcilar isi bayagi ilerletmis olsalar gerek ki, herhangi bir seyin tasarim oldugunu bilmek bir yana, ellerinde uretim planlari da var --ve, bunlara bakarak neyin 'sakat', neyin 'kusur' olduguna hukmedebiliyorlar.." sözlerinizin bir anlamı kalmıyor.Siz "muktedir eksikliğine" nasıl hükmediyorsunuz ?
"Hiçbir tasvir yapılmasın" sa görüşünüz amenna.. Bu benim bırakın karşı çıkmak zaten "İnsan" tasavvuru bakımından benimsediğim ve mücadelesini verdiğim görüşümdür.Benim ne haddime böyle etiketler takmak.
Nasıl bir kelime böyle bir durumda "notr" olabilir ki ?
S.Öztürk
Düzenleyen GELENEK gün: 14/5/2006 saat: 01:22
Bağlantı »
Konu: Kabahat ozurden buyuk..
Ozturk bey,
[vecz]"Özür" kelimesi üzerine neden "özür dilemek" anlamı bağlamında bu kadar takıldınız anlayamadım.[/vecz]
Cunku, mehamet dilenen bir acizligi temsil ediyor --notr bir tasvir degil.
[vecz]"Hem "Özür" kelimesi burada deyimdeki anlamıyla kesinlikle kullanılmıyor. "Özür" olmaz "sakat" olur. "Sakat" olmaz "kusur" olur, veya dediğiniz gibi "muktedirsizlik" olur.O olmaz "engelli" olur.[/vecz]
Size birisi ukala oldugunuzu soylese, siz bunu ('akillilardan birsi' oldugunuzun kastedildigini dusunerek) bir iltifat mi sayarsiniz?
Hic sanmiyorum. Galat-i meshurlar dilde sevabin (dogrunun) kendisini temsil ederler.
'Sakat', 'kusur', 'ayip', 'eksik' filan gibi seyler tipki zencilere yamyam demek gibidir. Bunu soyleyenin baktigi yeri yansitir.
Ote yandan, Tasarimcilar isi bayagi ilerletmis olsalar gerek ki, herhangi bir seyin tasarim oldugunu bilmek bir yana, ellerinde uretim planlari da var --ve, bunlara bakarak neyin 'sakat', neyin 'kusur' olduguna hukmedebiliyorlar..
[vecz]Herhalukarda ortada kişiyi diğerlerinden ayıran fiziki bir farklılık vardır.[/vecz]
Bunu boyle soylemekte hic bir beis yok. Beis, farkli olani 'sakat' gormektedir.
[vecz]Buna bir isim yakıştırmanın o kadar da önemi var mı?[/vecz]
Bunu pek de dusunmeden yazdiginiz kanaatindeyim. Onemli olup olmadigina, soyleyen degil, atifta bulunulan karar verse daha adil olmaz mi?
Negatif tonlu kelimeleri ne kadar sevdiginizi bilmiyorum --yukaridaki 'ukala' kelimesine nasil tepki vereceginizi sonra gorecegim; ama, size (bir erkek olarak) 'herif' dendiginde pek seveceginizi de sanmiyorum. Halbuki, kelimenin lugati anlami kotu degil ki..
[vecz]Bunun "özür dilemek" deyimindeki çağrışımıyla ne alakası var?[/vecz]
Ozur, neresinden bakarsaniz bakin, zimnen dahi olsa, muhatabindan aman dilemek, merhamet dilemek, af dilemek ya da en azindan kabul edilmek yakarmasi tonalitesi tasir.
Kim kimden ve nicin aman dilemek, merhamet dilemek, af dilemek zorunda?
Bağlantı »
Konu: Müzmin Bey,
Sizin "özür" kelimesinin anlamını bildiğinizden emin değilim.
"Özür"ün birkaç anlamı var. Uyduruk bir kelime değil. TDK'da üç anlam verilmiş ama 2. ve 3. anlamlar aslında aynı.
1. Bir kusurun, bir suçun elde olmadan yapıldığını ileri sürme veya bu kusurun hoş görülmesini gerektiren sebep, mazeret: "Harp tarihi bu saldırı için hiçbir özür bulamayacaktır."- F. R. Atay.
2.Sakatlık, bozukluk, eksiklik veya elverişsizlik:
"Bu evin birtakım özürleri var. Özrüm var, uzun yol yürüyemem."- .
3 .Kusur, defo.
Arapçadan dilimize geçmiş : (zrü) hastalık, dert, kusur , illetli olma
Yani bu kelime anlamları dikkate alındığında aslında anlam kaymasının "özür dilemek" gibi bir deyimle birleştiğinde olduğu rahatlıkla anlaşılır.Kelime anlamı olarak özür, kusur demektir.
"Özür" kelimesi üzerine neden "özür dilemek" anlamı bağlamında bu kadar takıldınız anlayamadım. "Hem "Özür" kelimesi burada deyimdeki anlamıyla kesinlikle kullanılmıyor. "Özür" olmaz "sakat" olur. "Sakat" olmaz "kusur" olur, veya dediğiniz gibi "muktedirsizlik" olur.O olmaz "engelli" olur.Herhalukarda ortada kişiyi diğerlerinden ayıran fiziki bir farklılık vardır.Buna bir isim yakıştırmanın o kadar da önemi var mı ? Bunu n "özür dilemek" deyimindeki çağrışımıyla ne alakası var ?
Kelime olarak "özür" ün kullanılması -"özür" kelimesinin bahsettiğim asıl anlamını gözardı etsek bile- salt "birilerinden mevcut durumu için özür dilemek" anlamında olmadığı çok açık.Bunu iddia etmek bu insanlar için üzülenleri, teselli etmeye çalışanları ve sabır dileyenleri ciddi biçimde üzer ve incitir.
S.Öztürk
Düzenleyen GELENEK gün: 13/5/2006 saat: 08:51
Bağlantı »
Konu: Yukaridaki isimsiz yazi
bana aittir.
Keske bu blog zimbirtisinin bu kadarcik seyi akilda tutmak yetenegi olsa.
http://muzminanonim.blogspot.com/
Bağlantı »
Konu: 'Ozur'mus.. Kim, Kimden, ve Ne icin
Atifta bulundugunuz yaziyi da, sizin ve Metin beyin yazdiklarini da okudum.. Garipsedigim, sasirdigim hatta kizdigim bir kabul var bu yazilarda: 'Ozur' kelimeisinin isabetliligi..
Neymis "Vahiy fiziki özrü, özürlülük olarak görmez. O insanın "manevi bedenine" ait özürlerle ilgilenir ve asıl özür olarak onları görür. Bu yolla muhatabında farklı bir "özürlülük tasavvuru" inşa eder."mis..
Hadi canim sen de!... Geciniz!..
Allahin yarattiginda 'ozur' kelimesi ile atifta buluncaginiz bir seyler goruyorsaniz, asil sizin takvaniz yamuk ve gonul gozunuz sakattir.
'Iptidai memleketlere' dostlar alisveriste gorsun babindan bir nezaketle 'gelismekte olan ulkeler' diyen cagdas adab-i muaseretimizin 'sakat' yerine bula bula 'ozurlu'yu bulmus olmasi bir sakatligin en iyi isaret degilse, bilmem neyin nesindir..
Bu kelimenin ingilizcesi 'disability'dir ve Turkceye donusturuken sakata gelmistir.
Burada sakkadanak bir karsilik bulmak iddiasinda degilim, ama, (illa bir uyduruk olacaksa) 'muktedirsizlik' filan gibi bir sey olmaliydi --biliyorum 'muktedirsizlik' dilbilgisi acisindan yanlis ama, 'muktedirlik eksikligi'nin tek kelime baska bir karsiligini uyduramiyorum.
Neyse. Mesele, burada. buna hemen dogru bir karsilik bulmak degil; eldeki karsiligin alenen hakaret hatta gunah oldugunu bilmektir --bunu bilince, kelime daha sonra da bulunur...
'Ozurlu' ne demektir --hic dusundunuz mu? Kim kimden, ne icin ozur diliyor. Nicin ozur diliyor?
'Muktedirlik eksikligi' olanlar 'normal'llerden mi; Allah kullarindan mi?
Tekrar soruyorum: Kim kimden ve nicin?
--
Sigara konusu: Evet, bu tam anlamiyla bir ozurluluktur bence. Sigara ictigim icin kendimden de etrafimdan da ozur diliyorum.
Bağlantı »
Konu: Metin Bey ağabeyim,
Size de hassaten sabırlar diler, düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.Elbette söylediğiniz eklemeyi yapabiliriz.Materyalizmin bu tiksindirici tahakkümüne ve doğası gereği gayri ahlaki türevlerine engel olma imkanımız yok, en azından tarihe not düşelim..
Bahsettiğiniz yorum sanırım "İhtiyaçlar sınırsız, imkanlar sınırlıdır" önermesi üzerine söylediklerim ile ilgili gördüğünüz karabasan :-) Gözümden kaçmış, özür dilerim.Ben söylediğim gibi gerek hayat tarzımla gerekse felsefi düşüncemle bu önerme ile çelişiyorum. Çelişmiyor olsam zaten bu felsefi düşüncede yeral(a)mazdım. Bu tavrım tabii ki insan fıtratına bir meydan okuma değildir. Ama insanda bu sınırsızlığa dayanabilecek ve bu egoyu geri teptirecek cevher vardır. İnsan aç kurtlar gibi egosunun her isteğine "eyvallah" diyecek tıynette bir varlık değildir."hayır bu böyledir" demek hiç hakkaniyetli bir söz olmaz. Elbette herkes aynı cevheri çeşitli sebepler yüzünden yaşamına yansıtamaz, fakat bunun yansıtılamaması bu cevherin olmadığı anlamına gelmez..
Fakat başıomızı kaldırıpta dünyaya ve anlamsız mücadelelere bakarsak evet bu önermenin mantıksal sonuçlarını görüyoruz. İnsan nasıl yukarıda bahsettiğim cevheri taşıyorsa aynı zamanda sınırsız bir egoyu da taşımaktadır. İslam düşüncesinde "nefs" denilen ego doyumsuzdur.Lakin bu doyumsuzluk birçok açıdan tetiklenebilir ya da bastırılabilir.Bunun böyle olması doğaldır, çünkü İslam düşüncesine göre dünya hayatı Kur'an'ın tabiri ile "oyun ve oyalanmaca" değildir, bilakis İnsan'ın varlık amacı bu mücadele üzerine kurulmuştur.Ben önermedeki "ihtiyaç" kısmına bu anlamda katılmıyorum.Bu ihtiyaç sanaldır.Manipule edilir ve sürekli beslenir.Bu da kapitalizm canavarını kendi kendini yemeye başlayan garip bir vampire dönüştürerek iflah olmaz bir kısrıdögüye ulaştırır.Günümüzde olan da budur.Bu noktadan sonra iktisattaki önerme devreye girer.
İhiyaç(ego) ile imkan ilintisi doğal olarak kurulur zaten.Bunun için ayrıca uğraşmaya, çabalamaya gerek yoktur. Şirazesinden çıkmış bir paylaşım savaşı bunun doğal sonucudur.Benim buradaki ezeli problemimin birincisi insandaki asil/kutlu cevherin yok sayılması ve hiçbir kıymet-i harbiyesinin olmadığına inanılması dahası iddia edilmesidir.İkinci olarakta çok yanlış olarak egonun küstahlığının "ihtiyaç" kılıfına sokulup yutturulmaya çalışılmasıdır.(reklamcıları tenzih ederim- nasıl olacaksa ? :-)
Ne yapılmalı sorusu da aslında öyle gizli kapaklı bir cevap istemez.Sizin üçüncü şık olarak söylediğiniz sonuç zaten bir dengeye oluşan doğal süreçtir.Bu önerme ile ilgili söyleyebileceklerim bunlar. Umarım bir reklamcı olarak sizi üzmemişimdir :-)
Evet sigara kullanmıyorum.Hiçte kullanmadım.Ben kullanmadığım gibi eşim annem babam ve kardeşlerim de kullanmıyor.Ailecek yeşilaycıyız yani.. Müzmin Bey için üzülüyorum.Sigaradan biran önce kurtulmasını canu gönülden arzu ederim.Müzmin Bey'e bu yakışır.
Gelelim şu kadim meseleye.:-) Ben Fenerbahçeliyim.her ne kadar futbolcularının isimlerini bilmesem, Galatasaray maçları dahil :-) maçlarını seyretmeye gitmesem de Fenerbahçeliyim.Matematiksel olarak iki takımında bence eşirt şansı var.Erken konuşan Fenerbehçeliler hata yapıyorlar.
Lakin ben Galatasaraylı olsam, bir sezonda yarım düzine gol yediğim takımı başkasının çelmesiyle geçipte şampiyon olmayı kendime yakıştıramazdım. :-) :-)
Saygı ve muhabbetlerimle..
S.Öztürk
Bağlantı »
Konu: Modern Aklın Trajik Yalnızlığı
Aziz dostum,
Sabır dileğiniz, çok yakın akrabamı (ve dolayısıyla beni de) ilgilendiriyor. Sağolun.
***
"Modern akıl cenneti dünyada arıyor." Evet. Ama bu cümleyi şöyle değiştirelim: Modern akıl, cenneti dünyada arıyor ama bulamayacağını bilmek istemiyor. Ve sonra ben devam edeyim: Cenneti dünyada aramak, hep bir öncekinden daha iyi bir dünya ve hayatı kurmak için iyi bir motivasyon ve akıllıca bir stratejidir; bulamayacağını bilmek istememek de bu stratejinin başarısı için iyi bir taktiktir. Ama bir de varoluş sezgisi, ayrıca da aklın eksiğini gediğini tamamlayacak tavizsiz bir vicdan olmalı. İşte o zamandır ki cenneti dünyada arayan ve bulamayacağını da kabul etmek istemeyen aklın çılgınlığı tolere edilebilir bir çılgınlıktan öteye gitmeyebilir.
Ne dersiniz sevgili kardeşim, böyle bir ekleme yapabilir miyiz naklettiğiniz güzel yazıya?
***
Buranın konusu değil, özür dilerim ama haber vermek istedim. Muzmin Anonim dostumuzun blogunda ilgili ilmekte size hitaben yorum yazmıştım.
***
Bir de sigara içmeyişinize çok sevindiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Şu dünyada en nefret ettiğim iki şey varsa biri faşist zihniyettir, biri de sigara! (Ancak, Fenerbahçeliliğinize sevindiğimi söyleyemeyeceğim! Üzülmenizi hiç istemezdim ama yarın sizi biraz üzeceğiz gibi görünüyor!)
Düzenleyen GELENEK gün: 13/5/2006 saat: 06:01
Bağlantı »