« Önceki | Sonraki »

9/5/2006

Şener ve Laiklik

Geçtiğimiz günlerde Abdüllatif Şener Anayasa’nın 24. maddesinde, üzerinde mutabık olmamız gereken bir laiklik tanımı olduğunu belirten bir görüş bildirmişti. Başbakan Tayyip Erdoğan ise mealen "şahsi görüşüdür, partiyi bağlamaz. Bizim Laiklik tanımımız sayın Meclis Başkanın tanımı ile aynıdır" diyerek Abdüllatif Şener'in tanımındaki hatayı düzeltmişti. Temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlardan hareketle yapılacak bir laiklik tanımının yanlışlığına Mümtaz'er Türköne bugünkü yazısında şöyle dikkat çekiyor :

 

[..] Temel haklara sınırlar çiziyorsunuz. Sonra vatandaşa getirdiğiniz bu sınırlamaları laiklik olarak takdim ediyorsunuz. Aynı anda laikliği devlete has bir anayasal prensip olmaktan çıkartıp insanların sırtına ağır bir yük olarak yüklüyorsunuz. “Devletin sosyal düzeni”ni referans almak, bu “sosyal düzen”in içinde yaşayan laikliği ortak payda olarak topluma sunabilmek için, AK Partili bir politikacının ruh dünyasındaki “sosyal düzen”in alt üst olması, bütün etik değerlerini kaybetmesi gerekir. Bunun adı, doğrudan dini toplum dışına iten komünist-totaliter bir düzeni topluma dayatmaktır.

 

Abdüllatif Şener daha sonra Bugün gazetesinde de söylediklerini açmak istemiş ve daha başka inciler de döktürmüştü. Bu, yazarın gözünden kaçmamış. Mümtaz'er Türköne bu sözlerin yanlışlığını anlatırken A.Şener'e adeta ders veriyor :

 

Başörtülü bir kadın milletvekilinin bir partinin listesinden aday olmasının, mevcut sistem içinde asla mümkün olmadığını söylüyor. Gerekçe olarak “Anayasa Mahkemesi kararı”nı gösteriyor. Arkasından “Türkiye bir hukuk devletidir” diye ekliyor. Türkiye’nin hukuk devleti olduğunun farkında olan bir politikacının, hukuk devletine dair bir şeyin de farkında olması gerekir. Anayasa Mahkemesi yasaların Anayasa’ya uygunluğunu denetleyen bir yüksek yargı organıdır. Bu organ yasak koyamaz, kural tesis edemez. Yasak koymak, kural tesis etmek, parlamentonun işidir. Benim dışımda, benim Şener’e verdiğim vekaletle iş görenler dışında benim üzerime kural koyma yetkisine sahip kimse yok. Kendi işini Anayasa Mahkemesi’ne havale ederek, meşruiyetini ve varlık sebebini inkar eden bir politikacıya siyasette, arasanız da yer bulamazsınız.

 

Arkasından güç sahiplerine teslimiyetin “orta yolcu” gerekçeleri geliyor. Şener çözümü gösteriyor: Başörtülü insanların taleplerinin, siyaset kurumu marifetiyle “bazı çevreleri rahatsız edecek bir özellikten arındırılması” sağlanmalıdır. “İnsanların benden rahatsızlık duyduğu alanları tasfiye etmek, benim de sorun olarak gördüğüm bazı alanların aşılmasının en etkili yoludur.” diye düşündüğünü ekliyor Şener. Konu başörtüsü. Tamam, bu rahatsızlığı tasfiye edelim! Ne yapalım? Nasıl tasfiye edelim? Şener, başörtüsü sorununun başörtüsünün tasfiyesiyle çözülmesinden bahsediyor? “Bazı çevreleri” rahatsız etmemek için başörtüsünü tasfiye edeceksek, Şener’in oturduğu koltukta ne işi var? Öyle ya “bazı çevreler” bu tasfiye için Şener’e niye ihtiyaç duysun?

 

Devletin bir “sosyal düzeni” varsa, üstelik bu düzen Şener’in “sosyal düzeni” haline gelmişse, önerdiği tasfiyeden başka çıkar yol yok. 24. maddede olduğu gibi temel haklara ve özgürlüklere getirilecek sınırlamalara “laiklik” dersiniz ve bu sınırlara yeni yasaklar ilave ede ede mükemmel bir laik düzene ulaşırsınız. Yalnız, laik düzeni “devletin sosyal düzeni” içinde arayıp bulduğunuz sürece demokrasiye, halkın oyuyla iktidara gelenlere de ihtiyaç yok. Çünkü toplumsal hayatı bile düzenleyen totaliter bir devlet içinde seçimle gelenlerin değiştireceği bir şey kalmaz. Problem şu: Şener’in “sosyal düzeni”nde kendisinin bir yeri ve anlamı var mı?

 

 

Abdüllatif Şener buradaki dersi alır mı bilmem. Ama Mümtaz'er Türköne'nin sorduğu soru çok yerinde. Parlementonun görevlerini cömertçe ona buna dağıtan Şener, acaba kurguladığı ve hali hazırda uygulanan sistemde kendisine bir yer olamayacağını göremiyor mu ?

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

12 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-09 23:36:01
    Konu: Basliksiz isimsiz yorum

    Bir onceki yorumun basliksiz isimsiz olmasi kasitli degildi.

    Bağlantı »

  2. Yazan: isimsiz | Tarih: 2006-05-09 23:33:50
    Konu: Başlıksız Yorum

    "Ah benim anormal, imalat hatasi Metin Bey dostum,

    Yazdiklarinizin her umlesi aklima bin dusunce getiriyor; fakat sizin aksinize kelimeler kifayetsiz kalior. Ama olsun, daha once birkac defa soyleduim gibi siz duygu, ve dusuncelerimi cok guzel "intihal" yapiyorsunuz. Okurken bana sadece bas sallamak kaliyor; gercekten rahatliyorum, "deli" sadece ben degilmisim diyorum. "Misery loves company" hesabi.

    Mulkiyellik ruhu ve onun verdigi sorumluluk, gurur, sucluluk gibi ozel duygularinizi paylasamam tabiiki, bir Muhendishane-i Bahr-i Humayun'lu (teknik universiteli) olarak. Aslina bakarsaniz bende fala ITU'luluk ruhu falanda yok. ITU'nun bu gunku durumu, ODTU'nun veya Van Universites'ninkinden cok ozel bir uzuntu kaynagi degil benim icin. Simdiki universiteliler Netekim Pasa'yi alkisliyorlar. Hoca'nin "ben senin gencligini de bilirim" demesi heesabi bizim 78 kusagi (kusak olmazssan yoksun) da, hmm, sahi ne yapardik biz? Kor olur badem gozlu olurmus.
    Ne yapmadigimizi biliyorum: Ders yapmazdik. Cikis kagidimda 77-78 ogretim yili mezunu oldugum fakat mezuniyetin fiilen 79'da gerceklestigi yaziyordu. Texas Univ.'deki adamlara bunu aciklayabilmek icin akla karayi secmistim.

    Bu mulkiyelilik muhabbeti konusunda cok genel, kulaktan dolma bilgilerim vardi; yazdiklariniz sayesinde mevzunun fikirsel kokenleri konusunda biraz bilgilenmis oldum. Yanilmiyorsam birde okuzlumu ineklimi bir "mulkiye gelenegi" duymustum. Bunu nereye koyacagimi bilemedim (aslinda bildimde anlatamiyorum).

    Mulkiyeli olmamam, reklam sektorunde calismis olmamam sizi anlamama engel degil yukarda dedigim gibi. Vijdan sahibi olan, ve hayatinda mana arayan ve fakat eline verilen kartlarla oynamak zorunda olan anormaller anlarlar birbirlerini. "it takes one to know one". Su anda Pentagon'un karsisinda Potomac Nehri'ne bakan bir ofiste Sam Amca'nin Patent Dairesi'inde iyi beslenen ev koleligi yerine, inzivasinda, daga kusmus tavsan olarak solitaire oynayan biri olmam sizi anlamam icin gerekli donanimin bir parcasi. Icinde bulundugunuz cikmaz icin paylasabilecegim bir bilgelik yok maalesef; "kelin ilaci olsa idi, kendi basina surerdi".

    Dogrusu Galatasaray'li Rober Kolejli, St. Joseph'liler, diger misyoner egitim kurumlular "mulkiyeliler" den daha korkuturdu beni. Hala da oyledir aslinda; onlar kirli isleri mulkiyelilere, yaptirirlar; kendileri gul gibi kokmaya devam ederler (mulkiyelilerinde taseronlar yok degil, ulkucu mafyadan saunacilara kadar emir komuta zinciri geregi). Onlardan "imalat hatasi" daha az cikiyor. Gavurlarin bu isi daha profesyonelce yapmamarinda sasilacak birseyde yok.

    Sizlere bozuk plak gibi gelecek olasada onemli buldugum, fazlada felsefi olmayan bir tesbitimi tekrarlayacagim: Mulkiyeli'nin Robert Kolejli'nin gercek bir gucu yoktur; onlar guclerini Harbiyeli'den alirlar. Harbiyeli'nin gucu ise aslinda bier illuzyondur; milletin korkusundan, otoriteye itaatindenm, ve "peygamber ocagi" algilamasindan kaynaklanan. Kanimca munevverlerin yapabilecekleri en guzel hizmet, millete bu "kagittan kaplani" desifre etmektir.

    Suat Bey Kardesim, benim pek tekzip aliskanligim yoktur (Allah bilir, butun yorumlarimdaki yanlislari duzeltmeye kalksam bilgisayarinizi cokertebilirim) ama Metin Bey'in tekzipleri aklima bir onceki yorumumdaki bir ifadeyi aciklama fikrini getirdi.

    Abdullatif Sener'in "icki iceni sevmeliyiz" sozu uzerine mealen "yoo, oyle birsey yapmak zorunda degiliz; sadece cogulculuk geregi tolerans gostemeiliyiz" demisim. Bunu eminimki sizler anladiniz dogru olarak ama ucuncu kisler icin birazcik acayim. Burada Icki iceni sevmek zorunlulugu yoktur" derken tabiiki "kisi" degil eylem yani "icki icme" den bahsediyorum. Icki icme kisinin bir vasfidir; kisi bundan ibaret degildir tabiiki. Sener'in demokrasideki cogluculuk kavramini asiriya goturdugu tahammul ve muhabbeti birbirine karistirdigi dusuncesini ifade etmek istemistim.

    Selam ve muhabbetlerimle

    Bağlantı »

  3. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-09 20:02:21
    Konu: Metin Bey ağabeyim,
    Keyifsizliğinizin nedenlerini okuyunca, sorununuzun çözümsüzlüğünden ben de hüzünlendim..

    Gerçekten işiniz zor. Hem kapitalizme inanmamak, hem de reklamcı olmak.. Bu şizofrenik parçalanmayı tahayyül edebiliyorum.Bir tanıdığım vardı: Ateist bir öğretim görevlisi, hristiyan teolog !!?

    Oysa kapitalizmin motorudur reklamcılık.Daha çok üretmek için daha çok tüketmek,daha çok tüketmek için daha çok çalışmak ve üretmek. Ürettiğini tükettirebilmek için gözboyamak, dahası gözüne sokmak..Domuz bağımıydı o kurtulmaya çalışıldıkça daha da sıkışan..?

    Artısı vefasız bir emek sömürücülüğü.. Dediğiniz gibi 30' unu geçenlere doğru "senin k..çına bir bahaneyle tekme patlatsakta daha genç,körpe daha iyi sömürülebilecek yeniyetmeler bulsak " bakışları..Dışarıdan kesif bir işsizler ordusu şantajı..Ne diyeyim çok zor.. Her zaman karşılıklı soru ve sorunlarımızı konuşmak isterim.

    Gelelim Mülkiyenin geleceğine.. Yazdıklarınıza bakılırsa gelecekten umutlu olabilmemiz için çok sebep görünmüyor.Tek çare "üretim hatalarının" sayısının daha da çoğalmasını beklemek.Ya da uzun yıllar eski mihvalde hareket eden jakobenlerin bir dönüşüme uğrayarak titreyip kendilerine gelmesini beklemek...

    En azından bu umudumuz var...

    Saygı ve hürmetlerimle..

    Suat Öztürk

    Bağlantı »

  4. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-09 18:30:33
    Konu: Minör/majör sebepler...
    Kıymetli kardeşim,

    Kapitalizm dininin mabedinde zangoçluk yapmak gibidir reklamcılık. Zangoç bir de benim gibi kapitalizm dinine inanmayan biriyse, Muzmin Anonim dostumuza yazdığım eski yazılardan birinde belirttiğim gibi şizofrenik bir entellektüel bölünme/yarılma kaçınılmazdır: gündüz reklamcı, gece solcu! Bu, keyifsizliğimin birinci temel/genelgeçer nedeni. İkinci temel neden, "boss" değilsek başımızı mutlaka ağrıtıyor olan nedendir:Marx'ın sınıf çatışması nosyonu temelinde dillendirdiği tezlerin gündelik hayatımızda hergün yeniden doğrulanıyor oluşu! Buna bağlı olan neden de, dışarıda bekleyen işsizler ordusu gerçeğinin dolaylı şantajıdır. Bir de daha özgül bir neden var: Bu başbelası sektörde otuzunuzu aştınız mı ihtiyar addedilirsiniz, ıskartaya çıkartılmayı çoktan haketmişsinizdir artık -yeteneğiniz, deneyiminiz, olgunluğunuz... oturup da kim düşünecek bunları ve dolayısıyla da eğer halâ çalışıyor olmak gibi bir küstahlıkta bulunuyorsanız da kaderiniz elbette mesleğe yeni başlayan çıtırlarınkiyle aynıdır: daha da gaddarca sömürülmek. Ayrıca da özel sorunlar -çocuğun sınavları, turnuvaları falan filan... (Yaw ne kadar ayıp ediyorum, millete ne benim sorunlarımdan!]

    Peki bendeniz ne b**uma bu sektöre girdim; törenlerde soğuktan it gibi titreyip duran ilkokul bebelerinin karşısında "Cumhuriyeeet, laaaaaiklilik, vatan, millet, sakarya" nutukları çekmek dururkene?! Akademisyen olmak istiyordum emme sağolmasın Netekim Efendi Hazretleri 1402 kılıcıyla şakkadanak doğrayıp attı bütün hayallerimi, okulumun güzide hocalarıyla birlikte... Komünist ay'ı kırpıp kırpıp reklamcı yıldızlara dönüştürürmüş ya Hoca Nasreddin, duymuşunuzdur -o "yıldız"cıklardan biri oluverdim işte ben de.

    Sizden ve okurlarınızdan bin özür, böyle kişisel vıdıvıdıyla baş ağrıttığım için. Gelelim Mülkiye'nin gidişatına... Mülkiye nereye gider? Hiçbir yere gitmez dostum, kalır olduğu yerde. Durduğu yer Ankara'dır onun, dikkatinizi çekerim, İstanbul değildir ve bu önemli bir husustur. Mülkiye, bir tür "Devletin Bekasını Sağlamanın Binbir Yol ve Yöntemini Araştırma Bulma ve Uygulanmasını Sağlama Enstitüsü"dür ve yeri elbette Cumhuriyetin başkenti olan Ankara'dır. Doğu Roma payitahtı olan Konstantinopolis olacak değil ya! Öyle olacak olsaydı, Mülkiye'den bu kadar ulusalcı faşist çıkar mıydı acep?!

    Bendenize gelince... Metin arkadaşınız/abiniz, Mülkiye'nin bir "üretim hatası"dır!

    Hürmetler ederim.



    Düzenleyen GELENEK gün: 9/5/2006 saat: 07:40

    Bağlantı »

  5. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-09 17:08:42
    Konu: Metin Ağabey,
    Hayırdır neden keyifsizsiniz ? Kötü bir şey yok inşaallah ? Zaten pek görünmemenizden de anlamıştım.. Ataman Bey'i de boş verin.. Mevzu etmeye değmez.. Keyifsizliğinize üzüldüğümü de bilesiniz..

    Mülkiye için yazdıklarınız, eleştirileriniz tastamam doğrudur. Fikirler eleştirildikçe hatalarını anlar ve kendilerini düzeltirler.İş gören fikir eleştirilir, eğer eleştirilmiyorsa belki müntesibi bile kalmamış demektir :-) Mülkiyeli ruhunuz depreşmiş, heyecanlanmışsınız.. Titreyip kendine gelenleri gördükçe de -her ne kadar emin olamasanız da- rahatlıyorsunuz, doğrusu hepimiz rahatlıyoruz..

    Pekii mülkiyenin bu gidişi nereyedir ? Öyle ya sizin deyiminizle "kayısı fidanı" yetişmediğine göre bugün ne yetişmektedir ve gelecekte ne yetişecektir.. ? Eğer jakoben laiklik ve devletçilik hala mülkiyelilere enjekte ediliyorsa gelecekten umutlu olabilir miyiz ? Bir mülkiyeli olarak cevaplar sizde olmalı..

    Hayret ki ben siyasetten ve o kasvetli sahtekarlığından zerre kadar hoşlanmasam da bir mülkiyeli olmayı hep istemiş, sizin gibi değerli mülkiyeli dostlarıma, ağabeylerime gıpta ile bakmışımdır. Takdir işte, ben bir iktisatçı olup çıktım ve yine burada siyaseti ve mülkiyeyi konuşuyorum.. :-)

    Mülkiye marşı ve gönlünüzün temizliğini paylaştığınız için ayrıca teşekkürler..

    Suat Öztürk

    Bağlantı »

  6. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-09 16:18:49
    Konu: Düzeltme
    bon pour "Orient bir laiklik"le DEĞİL, "bon pour l'Orient" bir laiklikle OLACAK. İşyerinde F, evde Q klavye olunca işler karışıyor böyle.

    Bağlantı »

  7. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-09 16:07:45
    Konu: Ey Mülkiyeli ruh? Kaç parçasın sen?
    Sevgili Suat Bey dostum,

    Yukarıdaki yazıyı yazdım ama bir Mülkiyeli olarak -eleştirdiğim her ne kadar onun haki/m renk tonu olsa da- Mülkiyelilik'i eleştirmek, bir yandan da içimi sızlatmadı değil doğrusu. Benim bir Mülkiyeli olarak şuradaki marşı terennüm etmeyi, yukarıda işaret ettiğim marşa tercih ettiğimi de -beni artık az çok tanıyan sizler- tahmin edebilirsiniz bu arada:
    http://www.politics.ankara.edu.tr/icerik.php%3Fbaslik%3DMulkiyeMarsi+%22m%C3%BClkiye+mar%C5%9F%C4%B1%22&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=1&lr=lang_tr&client=firefox-a

    Bağlantı »

  8. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-09 16:06:18
    Konu: Ey Mülkiyeli ruh ! Kaç parçasın sen?
    Sevgili Suat Bey dostum,

    Yukarıdaki yazıyı yazdım ama bir Mülkiyeli olarak -eleştirdiğim her ne kadar onun haki/m renk tonu olsa da- Mülkiyelilik'i eleştirmek, bir yandan da içimi sızlatmadı değil doğrusu. Benim bir Mülkiyeli olarak şuradaki marşı terennüm etmeyi, yukarıda işaret ettiğim marşa tercih ettiğimi de -beni artık az çok tanıyan sizler- tahmin edebilirsiniz bu arada:
    http://66.249.93.104/search?q=cache:dsLHlf9WOr0J:www.politics.ankara.edu.tr/icerik.php%3Fbaslik%3DMulkiyeMarsi+%22m%C3%BClkiye+mar%C5%9F%C4%B1%22&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=1&lr=lang_tr&client=firefox-a

    Düzenleyen GELENEK gün: 9/5/2006 saat: 07:40

    Bağlantı »

  9. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-09 15:10:18
    Konu: <i>Başlıksız Yorum</i>
    "Bugünün Türköne'si sağduyulu, akılcı, mantıklı, geniş ufuklu, demokrat, aydın bir insan." cümlemin sonuna "gibi görünüyor" ifadesini eklemek istiyorum. Çünkü henüz tam netleşmiş bir izlenimim yok adamcağızın hakkında.

    Düzenleyen GELENEK gün: 9/5/2006 saat: 03:24

    Bağlantı »

  10. Yazan: metin-thePoor | Tarih: 2006-05-09 15:00:01
    Konu: Şen bir Er!
    Aziz kardeşim Suat Bey,

    Yazacak hiç halim yok; yorgun, bitkin, keyifsiz ve mutsuzum. Ataman Bey'in -her zamanki gibi ilkel ve yüzeysel- dokuz gün gecikmeli sataşmasına bile cevap verecek halde değilim. Günlerdir gazeteleri de doğru dürüst okuyamıyorum, blogunuzda atıfta bulunduğunuz köşeyazılarını kaçırmışım. Şimdi sizin linkinizden okudum. Okuyunca da dayanamayıp itirazda bulunayım dedim.

    Mümtazer Türköne'yle okuldaşmışız! Bu adamcağızı takdir ediyorum; yanılmıyorsam eski bir faşist. Böyle birkaç sevdiğim adam var, titreyip kendine gelen ve davadan dönen! Bugünün Türköne'si sağduyulu, akılcı, mantıklı, geniş ufuklu, demokrat, aydın bir insan. Aynen, Mustafa Bey'in pederi Taha Akyol gibi -ki onu da çok sever ve takdir ederim.

    Gelelim Abdüllatif Şener'in TBMM'de bir komisyonda söylediği gibi "her Mülkiyeli biraz komünisttir" lafına ve bundan hareketle Türköne'nin yazdığı yazıya. Bu lafın aslında tarihsel ve mikrotarihsel bir bağlamı var ve o bağlamdan koparmamak gerekiyor ilgili cümleyi. Enderun geleneğine uzanan bir okul, okul olmanın ötesinde bir ekol demektir ve devlet düşkünlüğü, devlet hassasiyeti, devletçilik bakışı da bu ekolün omurga yaklaşımıdır. Hele de yakın tarihte son derece belirleyici ve zihinlere yön çizici bir karakter taşımış olan "devletin bekası" endişesi gözönüne getirilirse, bu tablo daha da iyi anlaşılabilir. Mülkiyeli olup da "devletçi" olmamak mümkün müydü, hayır! Ama kastedilen "devletçilik"e büyüteçle baktığımızda, bunun ille de ve öncelikle komünizan anlamda bir devletçilik olduğunu söylemek -hadi Sülüce ifade edelim- abesle iştigaldir. Osmanlının son dönemlerinden Cumhuriyete uzanan, "devlet kurucusu/kurtarıcısı" bürokratik siyasi elitin genlerine işlemiş, giderek temel varlık nedeni olmuş bir karakterizasyondur devletçilik ve gittikçe refleksifleşen, reaksiyonerleşen bir tutumun da ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu tür bir "devletçilik", bu tarihsel-siyasal koşullar ve süreçler çerçevesinde kendini sui generis ve bon pour "Orient bir laiklik"le eşdeğer kılagelmiştir. Ne beklenirdi ki! Devletin "bani"si, "kurtarıcı"sı, "sahibi" olan elit, etrafa ışıklar saçan bir pozitivist Aydınlanma lambasıyla cahil ve geri halkı aydınlatıp çağdaşlaştıracaktı! Bu memlekete komünizm lazımsa onu da onlar getirmez miydiler zaten?! Ama nayır, nolamaz, bu memlekete Doğu'nun bilgeliği, sosyalizmin hayaleti, Etrak'ın dışındaki mahlukat filan barınamazdı; kolay mı, bonapartist-jakoben, nevzuhur milliyetçilikle donanmış bir bürokrat zümresi eliyle modernist bir ulus-devlet teşekkül ettiriliyordu! Laik olunacaaaak, ollll! Aydınlanılacaaaak, aydınlan lannnn!

    Hikaye buyken, komünist fikriyatın derunundaki din karşıtlığının bizdeki "Sülüsel" dandik laiklik ile tekabüliyeti mevzubahis olabilir mi? Bunlar apayrı düzlemlerdeki, birbiriyle eşleştirilemeyecek uzaklıktaki kavram ve olgusal gerçeklerdir. Yine Sülü jargonuyla "binaenaleyh", Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane'de komünist fikirler elbette hayat bulmuştur; netice itibariyle müfredatını siyasal bilimlerin oluşturduğu bir akademik ortamda "memleket meseleleri" değil de ne konuşulup tartışılacaktı, ne üzerine fikirler bina edilecek ve çarpıştırılacaktı ki? Eh, "devlet kuruculuğu"ndan ve "kurtarıcılığı"ndan dem vurulup durulagelen bir ortamda da komünizan düşünceler yeşermeyecekti de kayısı fidanları mı yeşerecekti?!

    Fakat sevgili kardeşim, bugünün ulusalcı faşistlerine dikkat buyurunuz, ne göreceksiniz? Sanırım, benim gördüğümü göreceksiniz: Dünden bugüne "ilerici" "sol" kılığına bürünegelmiş (kılığın rengi kimi zaman kızıl, kimi zaman pembe, ama her zaman al'dır!), vatan kurtaran aslan havalarında, o bildik Mülkiyeli elitizminin kopkoyu devletçi-milliyetçi-totaliter özünü göreceksiniz. Mülkiye'den herşey çıkmıştır ve bu arada özgürlükçü, demokrat, hakiki solcu insanlar da çıkmıştır ama onlar sözü bile edilmeye değmeyecek ölçüde azınlıktadırlar. Karakterize Mülkiyeli, kemalist, devletçi ve laikçidir. "-iye" üçlüsünün en favori şarkısı, hemen hemen her on yılda bir moda olan bir şarkıdır. Mülkiyeli, ön saflarda, hızla kötülüğü, geriliği boğar, karanlığın üstüne güneş gibi doğar ve onun yarattığı milletse Türk'tür, bütün başlardan üstündür, tarihten önce vardır, tarihten sonra vardır, göğsü tunç siperdir ve imtiyazsız, kaynaşmış bir kitledir!

    Çok dağınık duğunuk yazdım, belki de başka noktalara gittim. Keyifsizliğime verin lütfen.

    Sevgi ve muhabbetle kalın.

    Düzenleyen GELENEK gün: 9/5/2006 saat: 03:31

    Bağlantı »

  11. Yazan: GELENEK | Tarih: 2006-05-09 13:24:30
    Konu: Bekir Ağabey,

    Bayagı dolmuşsunuz. :-) Ağzınıza sağlık, yazdıklarınızın tamamına katılıyorum.Tayyip Bey, yola devam etmek istiyorsa bir silkelenme yapmak zorunda. Aniden kendilerini iktidarda buldular.Biraz derme çatma bir kadro oldu.Ama bir dahaki dönemde düzelir diye ümit ediyorum.Açık söyleyeyim düzelmelerini istiyorum.

    Bir anektod : Geçenlerde MGK'da yolsuzlukla ilgili dosyayı askerler Başbakan'a ya da diğer hükümet üyelerine değil de direk A.Şener'e vermişler. Ne garabet !

    İktidar olup muktedir olamamak böyle oluyor herhalde. A.Şener'e de matruşkalık düşüyor...

    Saygı ve hürmetlerimle..

    S.Öztürk

    Bağlantı »

  12. Yazan: Bekir L. Yildirim | Tarih: 2006-05-09 11:45:38
    Konu: Sener'e bunlari soyleten nedir?
    Ozturk Bey Kardesim,

    Bu konu da bana "actirma agzimi zinhar, derunumda neler var dedirten" cistendir. Mevzuu sadece basortusu, hatta laiklik meselesi ile sinrandirilamaz; birlesik kaplar sistemi geregi. Cari rejim, bunun icersinde secilmislerin, atanmislarin, ne secilmis ne atanmislarin izafi rolleri, ve bu bulanik sularda kisilerin gemisini kurtaran kaptan olma gayretleri, yasama ve yurutme erkinin "aman darbe olmasin da ne olursa olsun" hesaplari, AK-Parti'nin saglam, fikri temelleri olmayan, alelacele kurulmus bir koalisyon partisi olmasi, ve bircok politik oportunistin bu dolmusa fikri sebeplerin disinda saiklerle atladigi gibi parametrelerin hepsini goz onune almadan Sener vakasini da Emin Sirin vakasini da Methet Dulger vakiasi giber diger pek coklarini da anlamak zor olur. Bunlarin hepsi hakkindaki butun kisisel goruslerimi burda zikretmek niyetinde degilim. Aslinda biraz fikrin sorumlulugu, biraz bu konularda sahnedeki aktorlerin niyetleri hakkinda husn-u zanda bulunma ve bazi mevzularin "aile icinde" tartisilmasinin gerektigi saiklerle, bunlar yerine laikciler, ic ve distaki yeminli dusmanlarla ugrasmak daha kolay geliyor bana. Yanilmiyorsam Muzmin bey biryerde mutedeyyin kesime hitaben "bu Demirel'den cok bahsetmekle, onun zirvalarini gundemde tutmakla onun ekmegine yag suruyorsunuz" mealinde bir tesbit yapmisti, hakli olarak. Ama mesele sizin arzulariniz hilafina zaten gundemin ortasina oturtulmussa siz bi-haber gibi davranirsaniz, tartismayi tamami ile baskalari sekillendirir. Iyi bir tesbihmi emin degilim ama ABD'de "ofis poltikasi" uzerine yapilan tartismalarda birilerinin "en iyisi disinda kalmak" argumanina bazi "uzmanlar" "disinda kaldiginizda otomatikman kaybedersiniz" seklinde cevap veriyorlardi.
    Gelmek istedigim nokta, bu Abdullatif Sener, Metmet Dulger, Turan Comez, Fuat Gecen ve Basbakan'in danismanlari gibi konular zaten tartisiliyorsa, artik uc maymunu oynamak zor. Sizde bu dusunce ile mevzuyu burada gundeme getrdiniz eminim.
    Sivas'li olmam hasabi ile A. Sener benim veklilim. "sarabin tadindan baska herseyini bilirim" (nedense, ihtisa konusumu idi? ben bu islere beyaz turk E. Ozkok bakiyor sanmistim) , "icki icenleri de sevmek lazim" (yoo oyle bisey lazim degil; coguluculuk geregi tolerans'in otesinde bisey lazim degil) vb cikislarina bende bir anlam veremedim. Pek cok konuda oldugu gibi bu konuda da "bizimkiler"in yaptiklarini, yapamadiklarini "ne yapsinlar, hangi sartlar altinda manevra yapmaya calistiklarini biliyoruz; muktedir degiller" aciklamasi ile gecistirmeye calistim. Ali Bulac'in agir elestrileri uzerine "lutfen aksini dusunuyorsaniz bildiklerinizi bizimle paylasin, husn-u zan ile safdilligi ayirmamiza yardimci olun" (mealen) dedim ama ancak "bizim kimseyle meselemiz yok, bizim derdimiz dogruyu.." mealinde muglaklik ve hamaset iceren kisacik bir cevap alabildim. Demem o ki A. Sener'in soylemlerinin ne kadari samimimi, ne kadari "guc" e karsi "iyi polis" oynama gayreti, ve hatta stratejik tavir bilmek zor.
    Turkone yazisi, ve sizin yaziniz diger ihtimalleri disarda birakiyor ve sadece Sener'in soylemini hur iradesi ile gercekten inanarak urettigi varsayimindan hareket ediyor ve tabiiki delik desik ediyor. Simdi bende bu varsayimla "laiklik tanimi" uzerine bu ucube gorusler uzerine birkac soz ilave edeyim.
    Ben daha once Anayasa'da kesin bir laiklik taniminin olmadigini soylemistim ve bunun rejimin hakimleri tarafindan ihdas edilmis "kasitli muglaklik" oldugunu, ve gayesine uygun olarak bu hakimler tarafindan zamanin ihtiyacina gore keyfi olarak yorumlandigini ve islevsellestiridigini soylemistim. Sener "benim laiklik tanimim Anayasa'nin 24. madessindekidir" buyurmus. Asagidaki Anayasa'nin ilgili maddleridir.
    VI. Din ve vicdan hürriyeti
    MADDE 24. &#8211; Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
    14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.
    Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
    Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
    Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
    VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti
    MADDE 25. &#8211; Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
    Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

    MADDE 14. &#8211; (Değişik: 3.10.2001-4709/3 md.) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

    Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

    Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.
    --------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Ben ne 24. maddede, ne onun referans yaptigi 14. maddede bir "laiklik tanimi" bulamadim; acaba ne hukukcu, ne Sener gibi mulkiyeli olmammamdanmidir bu durum? Boyle ise, bir bilen beni aydinlatirsa sevinirim.

    Diger dusuncelerimi Sn. Turkone ve siz cok guzel ifade etmissiniz. Sener anayasa mahkemesi kararini ve anayasada olmayan "laiklik tanimi" ni baz alarak, kendisinin luzumsuzlugunu teyid etmis oluyor. Bu tavir ile Basbakanlik Mustesari Prof. Dincer'e "ee naapalim, sen anayasaya aykiri fikir sahibi olursdan her turlu hakarete mustehaksin" diyen Yargitay hakimlerini de hakli cikarmis oluyor.

    Ben tekrar kendi kafami kurcalayan sorulaya doneyim. Sener'e bu zirvaliklari yaptiran, Basbakan'in "ancak ask puro ve motor adamin ayagani yerden keser", su marka gomlek giyerim diyen, Fatih Altayli ile katildigi "teke tek" programinda Basbakan'a eslik ettigi sirada Altayli'ya Basbakan'a "siz hicte o kadar tutucu degilmissiniz; biraz once danismaninizla ictik" deme kustahligina imkan veren, takildigi trendy gece kulubunden dolayi "Papermoon Omer" lakabi ile bilinenm basdanismanina son olarak "laiklik Turkiye'nin nukleer gucudur" ve "kamu calisanlari icin basortusu serbestisi istemek siyasi psikiatri'nin konusudur" dedirten saiklerin yada bu soz ve davranislarin sahiplerinin Basbakan'in bu kadar yakininda kalabilme sebeplerinin neler oldugunu bende bilmek isterim. Bu sadece sinirli bir listedir. Birde bazi danismanlarin, vekillerin ABD baglantilari mevzuu var; ki bu konuda CHP'nin "dibi benden kara" dir. Baskalari henuz gundeme getirmedigi icin o mevzuuya girmeyeyim; zaten yeteri kadar uzattim.

    Selam, ve muhabbetlerimle

    Bağlantı »